Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Haziran '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
245
 

Değerlerimiz nasıl yok edildi, hangileri kaldı?

Değerlerimiz nasıl yok edildi, hangileri kaldı?
 

Kürtaj tehdit altında


Eski düzenden hayat bulan, saadet çizgilerini eski düzene göre ayarlayan, doğrularını yanlışlarını  eski düzene göre kalibre eden milletimiz  için “son 10 yıl”  inançların yıkıldığı, temel değerlerin parçalandığı, değiştirilemez yargıların yerle bir edildiği meşum bir dönemi ifade etmektedir.

Evet bu dönemde pek çok şey değişime uğradı, yıkılmaz sanılan surlar dağıldı,  aşılmaz sanılan kaleler su yolu oldu. Yıkım ekibi hala iş başında ve eğer birileri engel olmazsa tahribat artarak devam edecek gibi görünüyor.

Bu dönemde neler yıkıldı, neleri koruyamadık, bakalım...

En başta “darbe”lere olan inancımız yıkıldı; Eskiden en vatan sevenlerimiz, ilahi veya dünyevi bir mesajı alır harekete geçerdi. Duvarında “hakimiyet kayıtsız, şartsız milletindir” yazan meclisi ziyaret eder, milletin hakkını gasp ederek meclise sızan vekilleri tutuklar, hakimiyeti milletin gerçek temsilcilerine tevdi ederdi. Sayın darbecilerimiz bütün şehirlerimizin tepesine, bütün kurumların başına “bir” “şahin” gibi çökerdi. Kendilerini halkın temsilcisi sananları cezalandırır, hatta asardı. Mülkün asıl sahibine teslimine itiraz etme potansiyeli olanları dahi sürüm sürüm süründürürlerdi. Bir süre ortamı düzler, düzenler, ekonomik faaliyetlerle iştigal ederlerdi. En son toplum sağlığı ile ilgili gerekli yasal tedbirleri alır, ve güle oynaya giderlerdi. Bizde arkalarından bakardık. Şimdi umudumuz hepten kaybolmasa bile darbelere olan inancımız sarsıldı. Darbe yapıcılarımız, destek birimlerimiz, alt yapı hazırlayıcılarımız, moral motivasyon erlerimiz ve cümle heveslilerimiz tutuklandı, yargı karşısına çıkarıldı. Kırıldık, Üzgünüz…

“IMF” e olan saygımız kayboldu. Eskilerde 2000 dolar milli gelirimiz vardı, fakat gururluyduk. Uluslar arası para fonları ile  çok sıkı ilişkileri olan, yurtdışından getirdiğimiz kaliteli ekonomistlerin idare ettiği ekonomiye sahip olan ciddi bir ülkemiz vardı. Şimdilerde milli geliri 15 000 dolarları zorlayan fakat gururu ayaklar altına alınmış bir ülkeye sahibiz. IMF le ilişkilerimiz neredeyse kopma noktasında, üstelik batmanlı  bir maliyecinin idare etmeye çalıştığı  bir ülke olduk. IMF ile sadece uzaktan bakışabiliyoruz. Mevcut hali anlayıp atiyi karanlık görmemek mümkün mü? Gamlıyız..

“Sigara” kültürümüz yıkıldı, sigara içmek bir erdemdi. Her platformda içebilme hürriyetine sahiptik. Hastanede, postanede, otobüste, trende, kahvede,  lokantada keyfimiz gelince tüttürürdük. Sigara içmek kişisel gelişimimizin, sosyal evrimimizin, onursal özgürlüğümüzün bir sembolü idi. Şimdi ise her yerde içmek yasak, ellerinden gelse evimizde bile içmemize engel olacaklar. Kim derdi ki dert ortağı, zevk arkadaşı, vefalı dost sigara, zulmün, ileri demokrasinin, baskı sisteminin bir aracı haline dönüşecek. Üstelik yanında bir sigara dahi içilemeyen çaya, kahveye bile kötü gözle bakar olduk. Efkarlıyız..

“Nüfus planlaması”na olan inancımız sarsıldı. Her yaştan 15 milyon genç olarak kalsaydık ne güzel olacaktı. Fakat biz şeyimize sahip çıkamadık, burnumuzun dikine gidip 70 küsur milyon olduk. Yetmiş milyon kişiye iş bulamadık aş bulamadık. Okul, hastane, ev, yol yapamadık. Sayımız artınca komşularımızı da ürküttük, onlar silahlandı, onlar silahlanınca bizde silahlandık. Milyarlarca doları, topa tüfeğe dökmek zorunda kaldık. Oysa 15 milyon kişi kalsak bu cennet vatanda ferah ferah yaşardık. Paramızı silaha değil bilime,  sanata, zarafete, operaya ve hatta eğitime bile harcardık. Böylece medeni insanlar olurduk, hiçbir ülkeyle de husumetimiz kalmazdı. Heyecanlıyız..

Üstüne üstlük nüfus planlamamızın olmazsa olmazları olan “kürtaj” ve “sezaryen” da yapılan menfur saldırılardan nasibini aldı. Onlar bile perişan oldu. Şeyimiz, yani vücudumuz bize aittir dedik,  siper ettik, lakin gözden düşmelerine engel olamadık. Neyse ki hayattayız…

“İsrail”e, “İngiltere”ye,   “Amerika”ya olan güvencimiz sarsıldı. Bir zamanlar güzel ülkemizi bir odun gibi hür ve bir orman gibi kardeşçesine birlikte yönetirdik. Silah üretmemeye, haşhaş ekmemeye, madenlerimizi çıkarmamaya beraber karar verirdik. Bizleri çok severler, metal işleri,  maden ocakları, petrol kuyuları, fabrika sahaları, nükleer enerji reaktörleri gibi pis işlerle uğraşmamıza engel olurlar, “turizm” ve “muz üretimi” gibi nezih mesleklerle geçinmemizi isterlerdi. Kiminle dost olacağız, kiminle düşman olacağız, bu tür girift konularda dahi bize yol gösterirlerdi. Onların bu son dönemlerdeki neme lazımcılığı bizi endişelendirmeli mi bilmiyorum. Şimdi kafası kesilmiş tavuk gibi ortada kaldık nereye savrulacağımızı kestiremiyoruz. O kadar şaşkınız ki MİT müsteşarlığı atamasını bile dostlarımıza haber vermeden kendi başımıza yapmaya kalkıyoruz.. Belli ki çok ayıp ediyoruz. Utanmalıyız..

Bunların dışında kaybolmaya yüz tutan değerlerimiz arasında ağızlarımızın tadı “kristalize şeker”i, yemeklerimizin katığı “sütlü margarin”i ve lezzetli,  kepeksiz, mis gibi sıcak, “beyaz ekmeği” sayabiliriz. Artık  çaylarımız tatsız, yemeklerimiz yağsız, ekmeklerimiz eski usul kara ve kepekli. Kahrolmamak elde değil. Alışmalıyız…

Bu dönemde sahip çıktığımız koruduğumuz ve gelecek nesillere güvenle teslim edeceğimiz değerlere gelince, en başta şike var.

“Şike”,  her daim futbolumuzun olmazsa olmazları arasında idi. Şikesiz bir sezonu düşünemezdik. Dolayısı ile bu dönemde üzerine en çok gelinen değerlerimizden biri olmaktan kurtulamadı. Ne badireler atlattı bilemezsiniz. Yerli, yabancı, dost, düşman herkes vurdu.  Sıfır tolerans vaveylaları, etik, hukuk haykırışları arasında yerlere çaldılar.  Fakat yıkılmadı. Hala bir gurur abidesi gibi dimdik ayakta. Tam  zamanında yapılan düzenlemelerle şikemizin yasal güvenceye alınması, ülkemiz şartları göz önüne alınırsa, uygarlık savaşında gerçekten dev bir adım oldu.  Artık biliyoruz ki saha içinde bir futbolcu şortunun cebinden para çıkartıp rakibine vermediği sürece şike sahaya yansıyamayacak. Bu konuda verilen emsal hükümlerimizin varlığını düşündükçe, insan göğsünün kabarmasına engel olamıyor. Bu halk‘i değerimizi korumamız, saklamamız bizim için çok önemliydi ve sanırım ilelebet bağrımızda yaşayacak. Kazanmalıyız…

Bir diğer korunan değerimiz, toplumsal direnişimizin simgesi  de olan “alkollü içecekler” oldu. Bunların arasından özellikle rakı pek çok saldırıya maruz kaldı, sarsıldı, titredi ama o da yıkılmadı. Üstün gayretlerimizle otuz beşten yetmişe el üstünde kalmaya devam edecek. Bu zalim dönemde rakının çektiklerini, içeni bilir ancak. Anlatmakla tükenmez. Gerçekten rakının üzerine tahmin edilenden çok fazla gelindi.  Öyle ki zihin sağlığına, kişiye, topluma, beyne, ekonomiye ve aileye zararlıdır  gibi bir sürü saçma sapan mesnetsiz iddia ortaya atılarak tasalluta uğradı. “Ülkemizde cinayetlerin %85 i, tecavüzlerin %50 si şiddet olaylarının % 50 si trafik kazalarının % 65 i nin nedeni alkoldür” gibi matematik sayıları ile desteklenmiş,  bilimsel görünümlü yayınlarla dahi hücum ettiler, fakat zerre miskal geriletemediler. Gurur kaynağımız olmaya devam ediyor. Ey rakı, Biz seni bırakmayacağız sende bizi bırakma. Başımız hoş, dumanlıyız.. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet yaa hersey tozpembe... O yüzden insanlar vize kuyruklarinda...

Eren Sonar 
 15.06.2012 15:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 23
Toplam yorum
: 8
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 281
Kayıt tarihi
: 04.01.12
 
 

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp fakültesi mezunu.  Bir kamu kuruluşunda çalışıyorum. Futbol, siyaset..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster