Değişimin müjdecisi; Komploya balıklama atlayan CHP tabanı / Güncel / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mayıs '10

 
Kategori
Güncel
 

Değişimin müjdecisi; Komploya balıklama atlayan CHP tabanı

Değişimin müjdecisi; Komploya balıklama atlayan CHP tabanı
 

İşe ironik tarafından bakacak olursak, CHP’lilerin, emperyalistler ve onun yerli işbirlikçisi olan iktidar tarafından tezgâhlanmış olduğuna inandıkları bir komploya bu kadar balıklama atlamaları oldukça ilginç oldu.

Normal şartlarda bir CHP’linin şöyle düşünmesi gerekirdi;

“Bu komplonun sahibi iktidar olduğuna göre, hedefi Baykal’ı yerinden etmek olmalıdır. O zaman bu komployu bozmanın yolu da, Baykal’a sahip çıkmak ve onu tekrar genel başkan yapmaktır. Bunun tersine atılacak her adım komploya hizmet eder”

Büyük ihtimalle Baykal da kendi hayranlar kulübü üyelerinin böyle düşüneceğini öngörerek istifa etti. Ancak parti teşkilatı ve tabanı bu kez bu öngörüye göre hareket etmedi.

Parti tabanı bilerek ve isteyerek AKP’nin oyununa gelmek istemeyeceğine göre, bu kez böyle bir oyun, komplo olmadığını düşündüler. Ya da daha ilginci AKP’nin çıkarı ile kendi çıkarlarının uzlaştığını düşündüler.

…………..

Son iki gündür CHP’li dostlarımın yüzleri gülüyor. Kılıçdaroğlu’nun adaylığı cidden de onlardaki umudu ve beklentiyi arttırdı. Oy oranlarının yükseldiğinden eminler ve bunun kendilerine iktidar yolunu açacağını düşünüyorlar.

Kendilerini bu ruh halinde görmekten dolayı mutluyum. Ama yine de onlara şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum; Kılıçdaroğlu’nun genelbaşkan olması halinde partinin büyük bir sıçrama yaratacağınıza inanıyorsunuz. Peki size göre bu komployu yapan AKP’nin bundan ne gibi bir kazanç sağlamış olabilir? Neden Baykal’ın düşmesini istemiş olabilir? Normal şartlarda Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığında yükselen bir CHP’nin onları telaşlandırmaları gerekirdi.

Oysa tam aksi bir şekilde Bülent Arınç bugün öğle vakitlerinde tv’ye çıktı ve henüz daha il başkanları toplantısının sonuçları bile açıklanmamışken, bu işin bittiğini, Baykal’ın dönme şansının kalmadığını, parti tabanının Kılıçdaroğlu’na büyük bir ilgi gösterdiğini, Kılıçdaroğlu’nun da doğru bir zamanlama ile aday olduğunu ve kendilerinin de bu durumdan gayet memnun olduklarını dile getirdi.

Bence AKP ile CHP’nin çıkarının uzlaştığı bir noktadayız, yani normalleşmenin. Siyaseti normal mecrasında ilerlemesini sağlayacak bir gelişmenin.
……….

Değişim bir şekilde kendisini dayatıyor. Bunu zamana ve hayata direnen herkes, her yapı ve her kurum hissediyor. Hatırlarsınız yakın bir zamanda Cumhuriyet Gazetesi’nde de bir değişim çabası vardı. CHP’de de bugün yaşanan bir nebze bu. Ama önümüzdeki sürecin kolay geçmeyeceği açık.

CHP’nin hemen yarın, kurultayın ertesi günü değişeceğini düşünmek fazlası ile safdillik olur. Bu bir zaman ve hazım meselesidir. CHP üzerine o kadar gaz pompalanmış bir yapı ki, şimdi bu gazı boşaltması kolay olmayacak. Tabanın alışkın olduğu muhalefet tarzından, yani sistemi kilitleme üzerine şekillenmiş mücadele yönteminden, siyaset yapan yani diyalog kuran, uzlaşan, ittifaklar geliştiren, politik esneklik sergileyen tarza geçmek mümkün olabilir mi? Zihinlerde yer alan kalıpları ve ezberleri terk edip, ülkenin gerçeklikleri üzerinden reel politika geliştirmek ne kadar mümkün olabilir? Ya da esas soru Kılıçdaroğlu’nun böyle bir istenci, hedefi var mı, istenci varsa yeteneği ve iradesi yeterli mi?

CHP’li arkadaşlarıma iki gündür söylediğim bir şey daha var;

“Yine büyük bir yanılgı içindesiniz. Partinin genel başkanının yüzü değişince toplumun CHP’ye büyük bir ilgi göstereceğini, oy vermeye koşacağını zannediyorsunuz. Toplumda bugün bu değişime dair bir ilgi varsa, bu sadece genelbaşkanın değil, partiye hakim zihniyetin de değişmiş olabileceğine dair bir beklentiden kaynaklanıyor. Toplumun esas problemi genel başkanınızla değil, sizin zihninizde kurguladığınız ve hayatı toplumun çoğuna zehir edecek ideal toplum projeniz ile. Toplum sizi kendi tercihlerine, inancına, etnik kökenine, diline, düşüncesine, dünyaya açık yaşam tarzına düşman olarak görüyor. Değişimi esas gerçekleştirecek olan genel başkan değil sizsiniz. Siz kendinizi yenilemedikçe, demokratik bir zihniyet geliştirmedikçe bu parti de, oy oranı da değişmez.”

Ama liderlerin, temsil ettikleri toplum kesimini etkileme ve değişime yönlendirme şansını da göz ardı etmemek lazım. 1990’ın başlarında oldukça demokrat olan, Türkiye’nin sorunlarına gerçekçi bakan, 12 eylülün baskıcı rejiminden kurtulup dünyaya açık bir toplum arzulayan bir tabanı Baykal’ın ne hale getirdiğini görüyoruz. Kılıçdaroğlu’nun tam tersini yapacağını da düşünebiliriz.

Çok umut bağlamadan, izlemek, görmek gerekiyor. Elbette, atılan her doğru adımı desteklemek, yanlış adımı ise tenkit etmekten vazgeçmeden.

Sonradan eklenen bir not: Hürriyet Gazetesi yazarı Yılmaz Özdil'in bugün yani 19.05. 2010 tarihinde yazdığı yazı, yazımda bahsettiğim bu ironiye ters açıdan bakan iyi bir örnek. Statükocu Özdil, yapılanın komploya gelmek, genelbaşkanını satmak olduğunu, bir müzayede satışı ile örneklendirmiş. Ama Özdil'in esas derdinin sebep ne olursa olsun yaşanan değişimden rahatsızlık duyması olduğu belli. Merak etmeyin CHP içindeki derin devletçi, statükocu, ulusalcı kesimler bir süre sonra, yani toplumdan esen rüzgarın hızının biraz olsun kesilmesi ile itirazlarını daha güçlü dile getirmeye başlayacaklardır. Çünkü onların cephesinden yaşanan olumlu bir değişim değil, CHP kalesinin de elden yitirilmesi.

 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..