- Kategori
- Gündelik Yaşam
Din bezirganları..!
Bezirganlığın temel ilkesi şudur: Alıcısı olan şeyi satacaksınız..Ya da elinizdeki malı satacak, alıcılar yaratacaksınız..!
Dün yazdığım "Atatürk tüccarları" adlı blogumda, Türkiyede Atatürk ikonu'nu nasıl bir ticari meta haline getirildiğini, hatta bu nedenle bir "Atatürk endüstrisi" nden bile söz etmenin mümkün olduğunu yazmıştım.
Bu görüşe karşı çıkan arkadaşlar, doğal olarak (Türkiye için bu doğaldır), Atatürk ticaretinin karşısına "din ticareti" ni koydular; "Atatürk ticari veya siyasi amaçla kullanıyarsa din kullanılmıyor mu.." itirazı yaptılar..
Bu itiraz, bu ülkenin "doğal refleksi" dir ama haksız değildir..Gerçekten de Atatürk'ü olduğu kadar, dini de kullananlar olmuştur Türkiyede..Olmuştur ve olmaktadır.
Çünkü din her zaman alıcısını bulabileceğiniz bir pazardır. İnsanların maneviyatına hitap ettiği için, Allahı, Peygamberi veya Hz.Ali gibi din büyüklerini alet ederek satış yapabilirsiniz.. Üstelik çok tatlı paralar kazanabilirsiniz..Dediğim gibi, müşterisi hazır bir alan burası..
Bu ticaretin de pek çok "kalemi" var, ama biz yine basın-yayın ve kitap üzerinden gidelim. Kitapçılarda gördüğünüz Yasin'ler, dua kitapları; bazan kapı kapı dolaşılıp satılanlar, mezarlık imamları, türbe cambazları.....Bunların çoğu, hizmeti değil ticareti hedef almıştır.
Ancak, Atatürk ticareti ile din ticareti arasında, ticaret erbabı açısından bir fark vardır: Din tüccarları toplumun entellektüel düzeyi düşük alt kesimlerinde yaygınken, Atatürk tüccarları daha "aydın" geçinen üst katmanlarda görülmektedir. Ne demek istediğimi, hepimizin her zaman yaşadığımız bir örnekle açıklamaya çalışayım:
Zaman zaman kapımıza "satıcı" lar geliyor. Bunlardan birisi, dini kitaplar sattığını iddia edenler..Yukarda değindiğim gibi, çantalarına dua kitapları, Yasinler vs. doldurmuş pazarlıyor..Bunlar daima, başını eğip size dua eder gibi duran, dilenciliklerini kitapların ardına gizleyen tiplerdir. Sanki bu dua kitaplarını size "hayrına" verecekmiş gibi girer pazarlığa ama, sonunda bir liralık kitap veya broşürü on liraya kakıtır. Siz de bulaşık adamdan kurtulmak için verirsiniz çoğu zaman..Bu "süfli" tiplerden hepiniz görmüşsünüzdür.
Bir de kapıya Atatürk "satıcıları" gelir..Bunlar genellikle bir "dernek" adına poster, rozet gibi şeyler pazarlar..Ama birinciler gibi ezik görüntü vermezler..Gözlerinize bir "devlet" bakışı ile bakar; "eğer almazsan, sen Atatürk düşmanısın.." mesajını verirler..Ya bu suçlamayı kabul edip kapınızı kapatacaksınız, ya da bir poster alıp bir dünya para vereceksiniz..
Bu iki örneği, din ve Atatürk ticaretinin en "basit", hatta en "masum" olanları olarak verdim. Asıl büyük tüccarlar ve büyük ticaret daha yukarlardadır. Ama ben bugün o kadar yukarılara çıkmayacağım, müsadenizle..
Gerçek manada "aydınlanmamış" toplumlarda "inanç pazarı" her zaman iş yapar arkadaşlar..Bu inanç din veya mezhep olabildiği gibi, din haline getirilmiş "ideolojiler" de olabilir. En baştaki cümleyi tekrar edersek; Alıcısı bulunan her şeyin mutlaka bir "satıcısı" çıkacaktır. Önemli olan, "değerlerimizi" pazarlardan ya da pazarlamacılardan almayacak kadar "aydınlanmış" olmamızdır..
Biz bu kadar aydınlanmış bir toplum muyuz..!?