​ Felsefenin insanlık Değeri / Felsefe / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Nisan '11

 
Kategori
Felsefe
 

Felsefenin insanlık Değeri

Felsefenin insanlık Değeri
 

benden


(Felsefenn insanlık değeri) 

“…insanlık bir yandan kendini geliştirir ve özgürleştirirken, öte yandan gelişmiş toplumlarla azgelişmiş toplumlar arasında büyüyen uçurum ve eşitsizlik, yoksulluk, bilgisizlik, kültürsüzleşme, bağnazlık ve bunlardan kaynaklanan terör, kültürler arası çatışma, moral değerlerde çözülme gibi ciddi sorunların üstesinden gelmeye çalışmaktadır. 

Bu çelişkili durum, insanlığa ilerlemenin ahlaki boyutuyla ilgili sorumluluklar yüklemektedir. Gelişme ve ilerlemeyi yaşarken, dünya sorunları karşısında daha kapsamlı düşünmek, bu sorunların çözüme kavuşturulmasına katkıda bulunacak tutarlı yaklaşımlar belirlemek gerekmektedir. 

Dünya sorunları karşısında bireyin ve toplumun (mutlu özgürlüğünün) savunulması ve insanlığın uluslar üstü yaklaşımlar geliştirmesi, düşünce düzeyinde daha donanımlı olmamızı gerektirmektedir. 

Felsefe, insanın yaşamını, değerlerini, amaçlarını sorgulamakta, varlığı bütün olarak ele almakta, temelde insanın sorgulayabilme yeteneğine dayanmaktadır. Felsefe, tüm bu sorgulamaları yaparken mantıksal kanıtlara ve akıl yürütmeye dayanır. İnsanın kendini ve evreni tanıma, yaşamın anlamını ve varlık nedenini sorgulama ve benliğine ulaşma isteğini ancak felsefe karşılayabilir 

Bildiğiniz gibi, ünlü filozof Sokrates da incelenmemiş, sorguya çekilmemiş bir yaşamın yaşanmaya değer olmadığını söylemiştir. Felsefe, varoluşumuzun anlamıyla ilgili temel soruları ele alır. Felsefi düşüncenin yöntemleri, insana her konuda aklı yürütebilmesi için gerekli temelleri sağlar. 

Felsefe, bireyin kendi hakkında düşünmesine de olanak sağlar. Bireyin, günlük yaşamın üzerine çıkarak kendisi, yaşadığı çevre, toplum, geçmiş ve gelecek üzerine anlamlı sorular sorması ve bu sorulara yanıtlar araması, toplumsal yaşamı zenginleştirerek siyaset alanına da derinlik kazandırmaktadır. Bu yönüyle felsefenin siyasetle de ilişkisi bulunmaktadır. 

Felsefe, aynı zamanda özgürlük ve bireyin özgürleşmesiyle ilgilidir. Özgürlük, yalnız yasalarla tanınmış bir kavram değil, felsefi yönden de içi doldurulması ve sürekli olarak geliştirilmesi gereken bir kavramdır. Bunun da ancak felsefi yaklaşımla olanaklı olabileceğini düşünüyorum. 

Dogmalardan arınmış bir düşünce yapısına ulaşmanın anahtarı, ancak felsefeyle elde edilebilir. Toplumların ilerlemesi, olayların akışı içinde sürüklenen bireylerle değil, olayları kavrayıp çözümleyebilen ve yönlendiren bireylerle olanaklıdır. 

Varlığın ve yaşamın dayandığı temel ilkelerin anlamını sorgulamayan birey, yönünü bulamaz ve özne olamaz. Kişi, ancak felsefenin yardımıyla kendisine sunulan tüm bilgileri eleştiri süzgecinden geçirip kendi gerçeğine ulaşır. Toplum huzurunun ve evrensel barışın anahtarı da, sorgulayan ve etik anlayışa sahip olan bireydir. 

Çözümleyici ve kurucu olan felsefi düşünce, evrenseldir. Her türlü veriyi aklın eleştiri süzgecinden geçiren felsefi düşünce, yaşamı tüm boyutlarıyla gören, insanı ilgilendiren her şeyi inceleyen, açık ve sorgulayan bir anlayış ürünüdür. Bu evrensel anlayış, demokrasinin, insan haklarının ve birey özgürlüklerinin de temelini oluşturmaktadır. 

Felsefenin önemini kavrayamayan toplumlar, sağlıklı gelişme gösteremezler. Felsefeye önem veren, eleştirel düşüncenin gelişmesine ortam hazırlayan toplumlar demokrasiyi ve özgürlükleri içselleştirerek dünyanın en güçlü ve gönenç düzeyi yüksek toplumları olmuştur.”

Bu sözler Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’e ait… Konuşmayı 10 Ağustos 2003 günü, 21. Dünya Felsefe Kongresi’nin açılış oturumunda yapmıştı. 

Konuşmayı kırparak fakat aslını bozmadan yaptığım bu özet alıntı, felsefe yapmayı insanlık adına önemseme gerekçesini sanırım yeteri kadar açıklamaktadır.

Felsefe insanın kendini sorgulama aracı yapıldığında hayatı değiştirebilir gücün en etkin uyarıcısı olabilir. Bilincin bilgisini sorgulamayan felsefe hayatın kaderinde insanın zihnine giydirdiği incili kaftandan ileri bir önemsellik içermez. Bilginin sonsuzluğuyla kendini sorgulamayan felsefe de erdemsiz bilgeliğe benzer.

Varlığına yönelik bir tehdit olmadığı sürece, biricik olan kendimizi beslemek, büyütmek, korumak ve eşleştirip bir yuva sahibi yapmak sıradan bir yaşam davranışıdır. Zor olan, kendimizi hayata doğal bir atık gibi değil, saklanası bir hediye gibi süsleyip verebilmektir...  Zor olan bencil varlığımızdan çıkıp, hayata sevgiyle dokunabilmektir. İçimizi dışımızı bir etmektir. Ve en zoru da, hayata bir anlam verebilmek için kendimizi anlamlandırmaktır. Bu da, hayatı ve kendimizi anlama çabasıyla bilinçlenirken bilincimizi yeniden üretmek üzere sorgulamakla mümkündür. Felsefe bunun için vardır; felsefe, bizden hayat meydanlarına ve hayat meydanlarından bize açılan sorgu kapılarıdır...

Bütün bilgi kalıplarını reddeden felsefe, tanrılara çözüm sunağı değil, soru soranların öğrenme tapınağıdır. Felsefe sorulara cevap arar ama sorunların çözümünü üretmeye kalkışmaz; çünkü çözümler bağlayıcı sorumluluk ister ki bu da felsefenin değil,  bilimin ve siyasetin işidir. 

Muharrem Soyek 

 
Toplam blog
: 363
: 1765
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..