Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Ocak '11

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
3068
 

Gerçek bir dost; ”Kamuran Gerçek”

Gerçek bir dost; ”Kamuran Gerçek”
 

kamuran'ın mezar taşı


“Her deriden post, her adamdan dost olmaz.” Derler. 

Bu sözü, değişik değişik söyleyenlerde olabilir. 

Dost olmak, kolaydır belki de. 

Ancak; “dostluğu sürdürmekse” zordur. 

Bir lokma ekmek yüzünden bile, dostluklar bitebilir. 

İnsanın “yaz dostları, kış dostları” olabilir. 

Gün dostları da olabilir. 

Sabun köpüğü gibi dostlarda vardır. 

Alma dibinde büyümüş dostları da görmek mümkün. 

Bazen, ”Buz gibi erirde dostluklar, aynalara bakmaz insanlar.” Diye feryat eder şairler. (Hayrettin Horoz. Nereye ey güzel İnsanlar, şiir kitabı.) 

Kırılınca gönül şişesi, sözlerde aranır çaresi. 

Dostluk ve arkadaşlık. 

Bu iki kelime arklı anlamları barındırsalar da içlerinde, ortak paydaları çok fazladır. 

Arkadaş kelimesini iki anlamlı kelimeye bölelim. 

Arka-daş. 

Eski savaşçılar düşmanla savaşırken sırtlarını ya bir taşa ya da bir ağaca dayarlarmış. 

Arkadaki taş, kalleş saldırılardan korurmuş insanları. Arka taş zamanla “arkadaş” olmuş. 

Aşk arkadaşa demiş ki; 

”Sen ne işe yararsın?” 

Arkadaş cevap vermiş. 

“Senin ağlattığın insanların gözyaşını silerim” 

Aşk susmuş. 

Arkadaşlıklar ve dostluklar; kuş tüyü kadar hafif çelik kadar sağlam olmalı. 

Zaman içinde pişmeli. 

Zorluklarda sınanmalı. 

Güzelliklerde yaşanmalı. 

Bazen bir “Pir Sultan” türküsünün son dörtlüğünde takılı kalır dostluklar. 

“Pir Sultan Abdalım gülüm dermişler oy
Bu şirin canıma nasıl kıymışlar oy
İster isem dünya malın vermişler oy
Sensiz dünya malı neylerim dostum dostum”
 

Bazen de, hayatın içindeki bir çelişkinin nedeni sorulur bir dosta. 

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in sorduğu gibi. 

“Dostum dostum güzel dostum
Bu ne beter çizgidir bu
Bu ne çıldırtan denge
Yaprak döker bir yanımız
Bir yanımız bahar bahçe”
 

 

Zor soruların yanıtları da dostluklarda gizli olabilir. 

Saman alevi gibi gelip geçici dostluklar değildir peşine düştüğümüz. 

Tesadüfen, beş dakika konuştuğumuz bir kişinin dostluğu hiç değildir. 

“Dost dediğin kara günde belli olur” demiş ya atalar. 

Güzel günlerde herkes dost olur. 

Zor günlerin dostu olmak en önemlisi. 

Zor gün dostlarını kazanabilmek en önemlisi. 

Öyle bir günde çıkmalı ki dostunuz ortaya, karabulutları aydınlık etmeli. 

Sorgulayın kendinizi. 

Kaç dostunuz var? 

Ya da kaç arkadaşınız var? 

Çevremde dost olan insanları gözlüyorum. 

Birbirleriyle, çıkar ilişkisi olanlar aralarında sentetik bir dostluk oluşturmuşlar. 

Her şey pamuk ipliğine bağlı. 

Her zaman kopabilecek ilişkiler, sakız gibi yapışkan. 

Yiyip içiyorlar, birlikte geziyorlar. Birbirlerinden para alışverişi yapıyorlar. 

Aralarından birisi bir gün, top atıvermiş. Topun sesinden korkan dostlarından bir tanesi bile yok yanında. Bir hali perişan kalıverir ortada. 

Dost arkadaş bildikleri, dedikodusunu yapar anason kokulu masalarda. 

Bir cacık iki kaşıkla, ekşir gider her şey. 

Ve ve kokar. 

Hatta eski hesaplar karıştırılıp, verdikleri ufak tefek borçların peşine bile düşer, dost müsveddeleri. 

Arpayı tüketen köyüne dönmüş. Parasının çok olduğu günlerde, arabasına bile almadığı eski arkadaşları kucaklamıştır O’nu. 

O gizli bir utançla, pinekler durur köy kahvesinde. 

Eski dostlarından, arayan soran yoktur artık 

Yolda karşılaşsalar bakamazlar birbirlerine 

Yanık paçavra yüzleri erir, sahte dostların.. 

Birinin en iyi dostu parası olmuştur. 

Tek başınadır her yerde. 

Bir kendisi bir de gölgesi vardır sadece. 

Gölgesi de kaçacaktır adamdan, ne yazık ki kaçamaz. 

Yemek yerken, maç izlerken… 

Gezerken… 

Yalnız… 

Yalnızdır adam. 

Masasına oturan birisinden, kim olursa olsun şüphe duyar. Bir çay söylemeyi zarar görür. 

Bir gün adamı bulurlar olmadık bir yerde. 

Ölmüş, belirsiz tek başına. 

İki gün sonra bulunur. 

Bir dostu olsaydı. 

Ah! “Dost nedir?” bir bilseydi. 

Bilseydi insanın insana muhtaç olduğunu… 

Dost kazanırdı. Dost olurdu. 

Beraber dolaşırdı, birlikte yaşardı. 

Yalnız ölmezdi. 

Dost dediğin dosdoğru olmalı. 

Kıçı başı oynamamalı. 

“Tilki öyle demiş, dost sanıp boynunu doladığı, kendisini boğmak isteyen yılanı öldürüp kumlara uzattığında.” 

Sahi dostlarınız var mı? 

Soruyu sormadan ”evet” diyen dostlarınız. 

“Çat kapı” yaptığınız dostlarınız. 

“Son lokmasını” ikiye bölen dostlarınız. 

En sevdiği şeyden, size de pay ayıran dostlarınız var mı? 

Benim değil de, ”bizim” diyebilen dostlarınız bulunur mu? 

Zor günlerinizde yanınızda olan, serini ortaya seren dostlarınız var mı? 

Yoksa bir arabesk şarkıdaki gibi paramparça mı dostluklar? 

“Sanırdım gündüzdü onlarla gecem 

İçimde ümitti dost bildiklerim. 

Ne zaman yıkılıp yere düştüysem 

Bırakıp da gitti dost bildiklerim.” 

 

“Ümit Yaşar Oğuzcan” böyle demiş. 

Demek ki şair, dostluklardan payını bolca almış. 

Kısacası, ortada kalmış. 

Tek başına. 

Sap gibi. 

Deryanın ortasında yelkensiz. 

 

Birisi de; 

“Benim tek dostum içkim, sigaram
Onlar da terk ederdi olmasa param”
demiş. 

Para denilen şey, “canın çıksın” 

Vallahi söyleyen, doğru söylemiş. 

Para çok oldu dostluğun önüne geçeli. 

Para dostlukların en güzel ölçü aleti günümüzde. 

Aşklar bile paraya endeksli artık. 

Benimde dostlarım var. 

Dostlarım vardı. 

Bir dostumun genç yaşta, bir trafik kazasında çekip gitmesi ne kadar üzmüştü beni. 

Ölüm haberini aldığımda, öğretmenevinde okey oynuyorduk. Çok şanslıydım. İki defa okey atmıştım. Üçüncü okeyi atmama az kalmıştı. 

Kendi kendime “ne şans var bu akşam bende” diye söyleniyordum. Çok gülmüştüm. 

“Çok gülme, sonra ağlarsın” derler ya. 

Gerçek olmuştu o gece. 

Telefonum çalıp ”Kâmuran nerede biliyor musun?” diye sordu bir arkadaşım. 

“Edremit’te” dedim. 

Kâmuran, trafik kazası geçirdi! 

Eeee!!!! 

O yok artık. 

Üçüncü okey masada kaldı. 

Benim şansım, bir dostumun, arkadaşımın ölüm habercisiymiş. 

Atıverdim elimden kâğıtları. 

Ben sessizce değil, hüngür hüngür ağladım hastane bahçesinde. 

Kalemim yoktu yanımda. Hastaneden ilçe merkezine yürüdüm. Hiç bir araca binmedim. Aracına almak isteyenleri de nazikçe gönderdim. 

Dilimden dökülen dörtlükleri derlediğimde dostuma yakışır bir türkü yazmıştım. 

KÂMURAN 

Ben ağlarım, ağlamak ayıp değil. 

Yaşlarım yürekten dökülsün de gör. 

Sen bendeki isyanı göremezsin. 

Kollarım bilekten çözülsün de gör 

Bir soğuk bir sıcak olması neden 

Bebeğin ağlayıp gülmesi neden 

İnsanın zamansız ölmesi neden 

Zamanın sırları çözülsün de gör. 

Bir ağacın gövdesinde sarmaşık 

Kökleri tedirgin aklı karışık 

Karların dibine insinde ışık. 

Kardelen kozasın çözülsün de gör. 

ODABAŞI’nın yüreğinde kalan. 

Ne yalan ne yılan nede bir çıyan. 

Kimsenin bilmediği bir Kâmuran. 

Toprağın bağrında çözülsün de gör. 04.01.2003/Yenice 

Kâmuran’ı mezarlığa götürürken hatırı sayılır birisi, tabutun arkasındaki insan selini görünce şaşkınlıkla şöyle deyiverdi. 

“Bu çocuğun ne kadar çok dostu varmış, bu genç yaşta. Benim cenazeme bu kalabalığın yarısının yarısı gelse razıyım.” 

Buruk bir tebessümle baktım adama. 

Para biriktirmeyi becermişte, dost biriktirmeyi becerememiş. 

Kolay değil, insan biriktirebilmek. 

Kamuran, dost biriktirmişti. İnsan biriktirmişti. 

Gerçek hazine, Kamuran’da vardı. 

“İnsanlık Hazinesi” 

Kâmuran, çok iyi bağlama çalardı. 

Kâmuran Gerçek, 2002 yılı 24 Kasım “Öğretmenler Günü” eğlence gecesi öncesinde, ”Selanik Türküsü’nü “ en az beş kez çaldı. Hem de gözleri kapalı. Bana hocam; ”Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver/Al başımdan bu sevdayı götür yâre ver” çok etkili bölüm demişti. 

Ölüm iki ay ara verdi. 

Bana çektiği son mesajda, “gönlüm sizinle” demişti. Gönlüm sizinle derken, belirttiği diğer dost Ramis Candar’dır. Ramis Candar, benim ilçemin en iyi bağlama çalan, duygulu insanlarından birisidir. 

Kâmuran’nın kardeşi Murat, Almanya’da yaşıyordu o günlerde. Bana kardeşinin anısına bir saat getirmiş. Bir de kalem. 

Saati özel günlerde, bilhassa “Öğretmenler Günü” mutlaka takıyorum 

O iyi bir dosttu. 

Dostluğu, bu dünyaya örnek olacak kadar naifti. 

O gitti. 

Bu evrende 05.02.1969 tarihi ile 03.01.2003 tarihleri arasında göründü yaşadı gitti. 

34 yıl. 

Bu Dünya’da kısa bir süre. 

İyi ki göründü. 

O, dolu dolu yaşadı. 

Görüntüsü, hâlâ ışık tutuyor bizlere. 

Sen aslında yaşıyorsun Kâmuran

Birileri öldü zannediyor seni. 

Dostluğun, arkadaşlığın yaşamakta gönlümüzde. 

Gönüllerin yaşam alanı boş değil. 

Sen gönlümüzdesin. 

Dostluğun en güzel örneğisin. 

“Buz gibi erimeyen dostluklar” senden sorulur. 

Temmuz sıcağında bile erimez senin dostluğun. 

“Dost dediğin senin gibi olmalı.” 

Soyadın gibi, “gerçek” olmalı. 

Kâmuran Gerçek. 

Gerçek bir dosttu. 

Arıyorum. 

Sizinde aradığınız, böyle dostlarınız var mı? 

“Dost dediğin” aranmalı. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok güzel yazmışsınız hocam yüreğinize sağlık..

Kardelen Gerçek 
 03.06.2011 0:16
Cevap :
Kardelen'e selamlar. Teşekkürler.  03.06.2011 13:35
 

Ruhumuza dokundurdunuz kaleminizi; eminim Kamuran 'da hissetmisdir. Bende ilk defa burda bir dostumdan, yitirdigim sizin gibi, bahsedecegim: Sayin Melahat Dagdeviren Hocam benim icin bir dosttu. Dunyadan gideli 10 seneyi gecdi ama cok kez ben O'dan bahsederim. Neseli, nuktedan, caliskan, yasamayi bilen super, ornek kisiydi. Ben yasadikca O'da kalbimde, dilimde bu dunyada bizle yasayacak.

Armagan 
 08.01.2011 23:33
Cevap :
Sizin arkadaşınızla ilgili hislerinizi anlayabiliyorum. Teşekkürler. Selamlar.  09.01.2011 22:38
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 420
Toplam yorum
: 596
Toplam mesaj
: 69
Ort. okunma sayısı
: 1626
Kayıt tarihi
: 19.12.08
 
 

1957 Çanakkale/Yenice doğumluyum. Öykü ,deneme, şiir yazarım. Yazdığım bir çok şiirin bestesini d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster