- Kategori
- Öykü
Gezinti
Kanepeye uzanmış çizgi film seyrederken saat 1.00'e gelmişti. Bugün boştu, yapacak bir işi yoktu. Buluşmak için arkadaşlarını aramıştı ama herkesin işi vardı. Evde bunaldığından tek başına dışarı çıkmaya karar verdi. Televizyonu kapattı. Zaten Süngerbob da artık iyice bozmuştu.
Gökyüzü ve güneş bulutların arasından görülebilmesine rağmen, dışarıda ince ince kar yağıyordu. Evinin bulunduğu yerdeki sokak lambaları gündüz vakti açık kalmıştı. Uzun zamandır görüşmediği bazı arkadaşlarını aramak geldi aklına. Ama herkeste çeken hat, kendisinde şehrin orta yerindeyken yine çekmiyordu. Telefonunda bir sorun olmadığını biliyordu. Sorun kartta olabilirdi, ya da belki kendisinde manyetik bir enteresanlık vardı. Kendisini göğsüne çatal-kaşık yapıştırırken hayal etti. Tanımadığı yaşlı bir amca ona selam verince o da amcaya selam verdi. Hemen ardından, altında boşluk olan bir kaldırım taşına basmasıyla üzerine çamur sıçraması bir oldu. Tıslayarak küfür etti. Çamur en çok yüzüne gelmişti. Böyle şeyler hep onu buluyordu. Acaba duş alışında mı bir terslik vardı? Bu sırada, nefret ettiği bir şarkının ne zamandır ağzına dolandığını fark etti. Belki elli kere gördüğü bir kadın, gene kocasının hastanede kaldığını söyleyip para istedi ondan. Gülüp caddeye çıktı. Biri ayakkabısının arkasına basınca ayağının yarısı dışarı çıktı. Arkadaki herif özür dilemeye bile tenezzül etmedi.
Yürümeye devam etti. Kar yağarken çakan şimşek günün tuhaflığını pekiştirdi. Önünden geçen güzel ve alımlı bir kadın dikkatini çekmişti. Kadına baktı, fakat yolun kenarında dikilenlerin yaptığı gibi kafasını çevirmedi veya gözleriyle saldırmadı. Rahatsız olmuştu. Oradan çabucak uzaklaştı. Hele bir de hafta sonlarında falan etraf daha kalabalıkken laf atanlar türüyordu ki, onlar tam dayaklıktı. Acıkmaya başlamıştı. İçeride bir yerde oturmak istemediğinden iki tane poğaça aldı. Cebinden bozuk para çıkarırken biraz uğraştı. Ne zaman 10 kuruşa ihtiyacı olsa 5 kuruş, 5 kuruş arasa 10 kuruş çıkarırdı. Yanındaki duvara bir serçe kondu. Poğaçasından biraz koparıp ona attı. Kuşun samimiyeti hoşuna gitmişti. Mağazaların vitrinlerine bakınırken, kendisini seneler önce eşek sudan gelinceye kadar dövmüş olan müdür muavinine rastladı. İlgili ilgisiz bir sürü kötü anı gözünün önüne gelmeye başladı. Yürüyüşünü hızlandırdı.
Epey bir mesafe katettiğini fark etti. Boş bir araziye gelmişti. İleride inşaatlar ve tek tük gecekondular vardı. Uzaktaki köpek sürüsünü gördü. İçlerinden çiftleşenleri seçebiliyordu. Köpekler yanlarından geçen arabalara havlıyorlardı. Onların bu tarafa gelmelerinden endişe edip bir ara sokağa girdi. Tatsız bir gün geçiriyordu. Yolda bulduğu 10 lirayı bile asık bir suratla cüzdanına koydu. Kendisiyle birlikte gezdirdiği elindeki su şişesini bir ağacın dibine boşaltıp çöpe attı. Sokakta maç yapan çocukların topu önüne düştü. Topu onlara geri dikerken telefonu titredi. "Hediye al" yazıyordu ekranda beliren hatırlatma notunda. Hatırladı. Üç gün sonra O'nun doğum günüydü. Oysa ayrılalı aylar olmuştu. Bir apartmanın önüne bırakılmış kanepeye çöktü. Açık havada dolaşayım derken iyice daralmıştı. Şu an bir asansörde tek başına mahsur kalmış olsaydı çok daha kötü olmazdı. Düşüncelere dalmışken, karşıdaki balkonda çamaşır toplayan teyzeyle göz göze geldi. Saatine baktığında, son bakışından bu yana yirmi dakika geçmiş olduğunu gördü. Ona sorsalar, yalnızca birkaç dakikanın geçmiş olması lazımdı. Zaman pervasızca ilerliyordu. Bir düğün konvoyunun önce sesi, sonra kendisi girdi sokağa ve önünden geçti. Konvoydaki kamyonetin kasası kalabalıktı. Davul- zurna çalanlar, oynayanlar, kameraya kaydedenler... O an ayağa mı kalksa, alkışlasa mı, yoksa sadece sırıtsa mı bilemedi. Rüzgâr esiyordu, kulaklarının kızardığını hissetti. Kalkıp geldiği yoldan geri döndü.
Tekel bayisine girip asla tutmayacak olan bombastik bir kupon yaptı. Sonrasında yoldan bir taksi çevirdi. Bir süre yürüyüş yapmasa iyi olacaktı.