- Kategori
- Deneme
Hilesiz kumar olmaz

Görsel alıntı
Kumar masasında kavga edenlerden biri, diğerine hile yaptın deyince diğeri cevap verir” hilesiz kumar olur mu? “
Evet, hilesiz kumar, yeminsiz ticaret, yalansız siyaset, umutsuz hayat, hayalsiz yaşam olmaz.
Yalan ve hileyi yoğurduk sevgiye, saygıya, aşka, sağlığa ve mutluluğa kattık. İnsan yaşamında yalan ve hile güveni sarstı, kişiliği tahrip etti, mahcubiyet yarattı, günah işlenmesine neden oldu, anlaşmazlıklara, kavgalara, huzursuzluğa ve mutsuzluğa yol açtı.
Yalan ve hile ile dünyanın gerçek şeklini, doğanın örtüsünü, insanlığın asaletini, değiştirdi. Yalan ve hilenin kötü sonuçlarını sağlığımıza, mutluluğumuza, ekmeğimize, aşımıza yansıttık.
Aldatmayı, yanıltmayı, düzen kurmayı, desise ve entrikalar yaratmayı hile yapmayı adet haline getirdik.
Hakikatin aksini ile sürerek, hakikate kendimizden ilaveler yaparak, hakikatin aslını değiştirerek, gerçekle ilgisi olmayan asılsız uydurmalarla yalanı meslek edindik.
Günümüzde yalan ve hileyle sulanmış sahte gözyaşları, içten olmayan suni tebessümler, gülmeler ve sevinç çığlıkları giderek artıyor.
Peki, bu yalanlar ve hileler nereye kadar devam edecek? Rüyanın bile ömrü birkaç dakikalık, Eriyinceye kadar mumun yanacağı süre bir iki saat. Gecenin karanlığı sabahın aydınlığına kadardır.
Dünyada, bütün kötülüklerin, bütün haksızlıkların, bütün adaletsizliklerin müsebbibi yalan ve hiledir. Hile aynı zamanda sahtekârlıktır. Yalanlarımız, hilelerimiz çağa yaştaki çocuklara da yansımıştır.
Artık bu günün büyükleri olan gençlerde analarından, babalarından ve diğer yakınlarından duyduklarını, gördüklerini yapıyorlar.
Atatürk’ün yalanı sevmemesi ile ilgili bir anı:
( Hikmet Bil, “ Celal Bayar’ın Sofrasında Atatürk “ ( Alıntı )
Yalana tahammülü yoktu:
Eskişehir yoluyla Ankara’ya gittim. Mustafa Kemal ile henüz tanışmıyordum. Kendisini Ankara’da Mecliste buldum. Kapıdan içeri girilince solda ve cadde üzerindeki oda riyaset odasıydı. Mustafa Kemal pencerenin yanındaki yazıhanenin başında oturuyordu. Diğer sandalye ve koltuklarında da ziyaretçiler vardı.
Yanına sokularak kendimi:
-Celal diye takdim ettim.
Bana hemen yanı başında bir yer gösterdi. Kendisi bir taraftan da genç bir mülâzımın verdiği izahatı dinliyordu.
Mülâzım hararetli, hararetli:
-Kıtamı üçe böldüm, ben merkezden ilerledim. Fakat ne çare ki geriye ancak yalnız dönebildim, şeklinde anlatıyordu.
Mustafa Kemal bir ara mülâzıma hitaben:
-Kâfi, gidebilirsiniz, dedi.
Mülâzım dışarı çıktıktan sonra bana döndü ve:
-Sanki bir başkumandanmış gibi konuştu değil mi? dedi ve arkasından ilâve etti:
-Söylediklerinin hepsi yalan…
İşte Atatürk’ün bana söylediği ilk cümle bunlar olmuştu. O gün anladım ki Atatürk kendisine yalan söylenmesine asla tahammülü olmayan bir insandır.
Ona yalan söylememek, bu sebeple beceremediğimiz bir işi de itiraf etmek lâzımdır. Kendisiyle karşılaştığım o ilk gün edindiğim bir tecrübe ile seneler boyunca Mustafa Kemal’in yakın itimadını bu metot sayesinde kazandım.
Ne demişler: Tilki tilkiliğini bildirinceye kadar post elden gider. Allah her kese yalansız, hilesiz bir yaşam nasip etsin.
Kıymetli okurlarımıza saygılar sunuyorum.
Mehmet BURAKGAZİ / MERSİN