Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

23 Nisan '16

 
Kategori
Öykü
 

İbaret

İbaret
 

 “Acıdan mı?” diye sordu adam, “Umuttan…” dedim. Zoraki araladığı göz kapakları kapandı, yutkundu. Dudakları kurumuş, rengi grileşmişti. İçimden tutmak geldi ellerini. “Hadi kalk, gün nasıl da dalıyor suya her akşam bakalım, seyrini yudumlayalım rıhtımda çay tadında” demek geldi içimden, ama nafile!

“Ne çabuk yaşıyoruz azizim, koşarak ölüyoruz adeta.” demişti bir gün. Öyleydi, hızlıydı, akıp geçiyordu aynalarda zaman. Ne varsa güzel çirkin, ne yaşanmışsa iyi kötü, sadece “-miş”ten ibaretti. Ömür: Yalnızlık,  tek kişilik ve tek yöne kesilen bilet…  Son nasihatleri hala kulağımda : “İnanmak, senin tek sermayen. Onu da kaybedip haczetme ruhunu. Kalemin işi ne, yazsın sen hissettikçe. Sen acıyı yaz. Acıyla yoğrulan kalbe “gönül” denir. Sen acıyı yaz evlat, gönül eyle kalbini. Mutluluk insanı şair yapmaz.”

Ölümün topraktı çehresi. Ağzını açıp yutuveriyordu sessiz sedasız. Ellerimizle besliyorduk,  lokmaların ne olduğu önemli değildi; insan, hayvan, meyve, ağaç… Sadece bir atıştırmalıktı kıyamete kadar sürecek açlık için. Adam gitti, ardında cümleler kaldı, yazlık ve kışlık birkaç kıyafet, birkaç kravat, her sayfasına özenle notlar düşülmüş birkaç kitap, yorgun simasını gülümserken yakalayan kareler, elinden düşürmediği siyah çantası…

Öğretmenin hazzını tadarak gitmeliydi, ama O, “Öğrenemedim” diyerek sancımayı seçti. Hayatın iyi yanlarını görüp, kötüyü yaşamak nasıl bir seçim?  Aşkla yanarken ayrılığın bekasına ağlar, herkes güler o kanardı, yaradan ibaret, kan revan bir elbiseydi içine giydiği…

İki gün evvel, kapımda yirmili yaşlarda, ceylan bakışlı, zarif, güzel bir kız… Elinde kapağı yıpranmış bir defter… “Babam bu defteri size bırakmış” dedi. Ne demeli, ne yapmalı ? Ateşi avuçlayabilecek kadar buza kesti ellerim. Alırken bir yıldız daha kaydı sanki göğümde. Bulut değildi ıslatan yanağımı, yedi kat sema hıçkırarak ağlıyordu. Bu defteri tam 25 yıl önce öğretmenler gününde O’na hediye etmiştim. Harçlığımı ne de zor biriktirmiştim. Simitle sevgi yarışında, kazanan açlığım oluyordu. Doymak içindi, doyabilmek…

Açtım defteri, kuru bir çiçeğin rüzgârında üşüdüm. Nasıl da süzüldü yere, zamanın tavında kararıp incelmiş bedeniyle. Eğilip aldım, dokundum kadife tenine. Üzerinde “Masiva” yazıyordu. Darbeler, savaşlar, anılar, vedalar; aşk ve özlem kokuyordu küfle karışık. İlk sayfada sonsuzluğu mühürlemişti. Anımsadım, hastane odasındayken, çiçek gibi solan, kuruyan bedeniyle bir cesedi andırıyordu adam. Koskoca bir hayatın özeti bir çiçekle yazılıyordu avuçlarıma sanki. Ah ne zordu uçup gitmenin girdabında savrulmadan durabilmek! Adam durabilmeyi öğretirken, yıkılmayı seçti. Adam hayat verirken suyu çekilmiş damarlara, ölmeyi seçti.

“Özlemek Masiva,

Kördüğüm boğazımda

Hasretin de aşkın da

Düşümde, avazımda

Bir gün bu ızdırap

Yakarsa ayazında

Ölmek Masiva

Gördüğüm,

Teninin beyazında”

Çürük dalları tutmayı seçer aşık, dikeni koklamayı bilir gülden önce. Geceden ibarettir günü, dünde yaşar, külde yanar aşık. Sevilmeyi değil, sevmeyi seçer. Satır satır okuduklarım, mısralarda ağladıklarım şahit, şairin yüreği en çok öldükten sonra konuşurmuş, anladım. Bir ‘Elveda!’ diyemeden kaybetmek sevdiğini, sarmadan, sarılmadan, ne hazin!

“Sen Masiva…

Başka’dan ibaret

O’ndan gayrısı

Suyun gölgesi

Aşktan arta kalan

Balı zehreyleyen

Efsunlu buhur

Kelepçeli merhamet

Yasak meyve isyan ve kibir

Masiva

Zulanda nedamet gizlidir

Var oluşun sorgusunda

En baştasın

Masiva

Sen başkasın…”

Son sayfa, bir mektup, mürekkebi taze: “Gezdim, gördüm evlat,  sevdim, sövdüm, yandım, söndüm. Dostum da oldu, düşmanım da. Servetim de oldu, viranelerde uyuduğum da. Bana kalan hep acı oldu. Kalemi elime aldığım ilk gün bu defteri verdin bana. Ben o gün, hayat yoldaşımı yitirmenin yokluğuyla aşk söylerken, sen söylemenin aşkındaydın. Sesimin harfe dönüşmek istediği o an, bembeyaz yaprakları saçtın dünyama. Yazdım, ağladım; özledim, yazdım. Harflerim tükendi artık. Sana, bu defter gibi kimsesiz, çaresiz, yarım kalmış umutlarıyla kızımı da bırakıyorum. Ona baharları göster, çiçek olduğunu hatırlasın. Ona gülmeyi göster, yağmuru dinsin. Ellerini tut, aşkın vuslat yüzünü tanısın. Ne varsa güzele dair ömrümde, ondan ibaret. Gel evlat, şu göğüs kafesimde hapsolan yüreği azad et. Uçsun Masiva’ya… Masiva!”

İnsan acıdan bahsederken dindirir mi acıyı? Adam, dindirdi ve sustu. Yıllardır içimdeki sevdayı bana en bedbin anımda sundu. Koştum, sarıldım; sardım Sahra isimli bir sevdayı yaralarıma. Kavuş ey adam, uç Masiva’ya … Masivâ! 

 
Toplam blog
: 32
: 347
Kayıt tarihi
: 11.09.08
 
 

1984 Kayseri doğumluyum. Adana merkez okullarından birinde görev yapmaktayım. Branş öğretmeniyim...

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara