​ İleri sürüş teknikleri (?!) / Gündelik Yaşam / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

İleri sürüş teknikleri (?!)

İleri sürüş teknikleri (?!)
 

Fasıl 1: İki elde birer cep telefonu ile aynı anda konuşurken, trafikte nasıl güvenli araç kullanılır? Bu soruyu, gelişmiş bir ülkenin, en az gelişmiş bir vatandaşına dahi sorsanız, apışıp kalır sanırım. Nasıl apışmasın, nasıl grogi durumuna düşmesin zavallı?


Yalanım varsa iki gözüm önüme aksın. Birkaç gün önce, İzmir-Çiğli Kipa Alışveriş Merkezi otoparkından çıkmış, Yeni Havaalanı Caddesi katılımına doğru seyir halindeydim. Yanımdan, o kısa mesafede erişilebilecek en yüksek hız derecesine ulaşmış bir otomobil geçti. Rüzgar gibi diyeceğim ama rüzgar gibi de değildi. Yel dediğin dosdoğru eser değil mi?


Bu araç, daha çok, İsviçre Alpleri’nde slalom yapan bir kayakçı gibi gidiyor, gitmiyor da resmen “<ı>bir o yana bir bu yana saçına güller takayım” şarkısına klip çekiyordu. Yönetmen, illa ki Mahzun Kırmızıgül.


Otomatikman, refleks şeklinde gelişen bir tepkiyle frene bastım ve yavaşladım. Bizim slalomcu, ilerideki ana yola katılım noktasında, ana yönden trafik sürekli aktığı için, mecburen bekleme yapmak zorunda kaldı. Ben de aynı güzergahta olduğum için, biraz da, bu, adresini şaşırmış kayak sporcusunu merak ettiğimden dolayı yanı başına yanaşıp durdum.


Kırk yılda bir sokağına otomobil gelen kalender mahallede park etmiş dört çekere, elmalı şekere bakar gibi bakan gariban mahalle çocukları durumuna düşmeden, gözümün ucuyla aracın içine nazar ettim.


Durumu rapor ediyorum efendim: Sürücü mahallinde, orta yaşın altında, iyi giyimli, bakımlı, güzelce bir hanımefendi oturmaktaydı. Siz deyin mühendis, avukat, doktor, yönetici, pazarlama müdiresi. Ben diyeyim halkla ilişkiler uzmanı, insan kaynakları yöneticisi, genel müdür sekreteri, yönetim kurulu asistanı. Okumuş, aydın(?), münevver(!) yani. Tip olarak tabi.


Ve bu güngörmüş görünümündeki hanımefendinin, en pahalı nemlendirici kremlerle yumuşatılmış bakımlı ellerinde birer tane cep telefonu. Her iki elindeki iki telefon da birer kulağına dayalı. Bir birine laf yetiştiriyor, bir diğerine. Gözler bazen fal taşı gibi açılıyor, bazen şuh, isterik, kısılıyor. Bir hararetleniyor, bir yatışıyor. Ve tüm bunlar bir-iki dakikalık zaman diliminde kamera kayıtlarıma yansıyor.


Yan koltukta da yine sürücünün tipolojisinde, biraz daha sarışınlaşmaya çalışmış ama becerememiş bir başka hanım kişi oturuyor. Segment aynı. Ve bu hanımefendi çok önemli bir görev ifa ediyor. Ne mi yapıyor. Direksiyonu kullanıyor. Tüm o uzmanlık gerektiren slalom hareketlerinin, alp disiplininde araç kullanma ve ileri sürüş teknikleri gösterilerinin tek müsebbibi. Hem de yan koltuktan. Hariçten, o biçim gazel okuyor yani, yürek dağlıyor vallahi.


İkinci bayan, vites konusunda da faal tabi, doğal olarak. Esas sürücünün elleri dolu. Bu vites mevzuunda da bir iki cümlem vardı ama oto sansürümden geçmedi maalesef. Yazının tadı kaçtı biraz. Arif olan anlar diyelim kapatalım efendim.


Ben bu, evlere şenlik manzarayı yorumlamaya çalışırken kendi kendime, acı bir lastik sesiyle, sprinte kalkar gibi kalkış yapıyor müthiş ikili. Bariçello ile Alonso’nun nisa taifesinden, İzmir temsilcilerine selam vermek için, arkalarından selektör yapıyorum ama inanın görmüyorlar. Gördülerse de “sapık” diyecekleri kesin.


Allah, bu cep telefonlarını icat edenlerden bin kere razı olsun. Yattıkları yer nur, toprakları bol olsun. Yaşıyorlarsa da ömürlerine ömür katılsın. Bize bu, hava gibi su gibi gerekli aleti kazandırmasalardı, yurdum insanının, vatandaşımın, benim, senin halimiz nice olurdu? Nasıl ileteşecektik biz o zaman? Düşünmesi bile korkunç ve bir o kadar da ürkünç vallahi.

 
Toplam blog
: 898
: 3759
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..