- Kategori
- Siyaset
İsmat Paşa'nın bıyıklarından, Abdestli Devlet Korporatizmine!... / ''Türkiye Defteri''

Değerli başbakanımız, geçen gün parlementomuzda, gene derin ve anlamlı laflar etti!... En zarif ve yakışıklı yorumlarından birini bu kez, İsmat Paşa ve Hitler'in bıyığı üzerinden yaptı... Cumhuriyetin kurucu partisi CHP'yi de taklitçilik, demokrasi düşmanlığıyla ve bir şekilde de faşistlikle suçladı!...
Tanzimatla birlikte, batı taklitçiliğine soyunduğumuz yıllarda, kültürel ve siyasal açıdan batılılaşma yoluna girdiğimiz modern ve çağdaş zamanlarda ve aynı zamanda, milliyetçilik, inkilapçılık, laiklik ve ilerde cumhuriyetçiliğe doğru yol aldığımız güzergahta, Alman imparatoru ve Prusya Kralı II.Wilhelm'de biraz farklı bir şekilde olsa, ters yönde, Doğu taklitçiliğine soyunuyor, derin devlet popülizminin etkisiyle, başına fes tarzı bir kalpak takıp, tablolar yaptırıyor, bastırdığı kartpostalları da İslam dünyasında dağıtıyordu!...
Kayser II. Wilhelm üşenmeden o yıllarda, Şam'a gelip Selahaddin Eyyubi'nin mezarını yaptırıyor, İslamın hamiliğine soyunuyordu... Ve bizlere, imparatorluğun başkentini, Anadoluya taşımayı öneriyor(!), Cumhuriyet ve Ankara henüz ortada yokken, o Osmanlı'ya, Konya ya da Halep'i başkent olarak uygun görüp , öneriyordu!... Ve bu arada, Almandan çok Almancı, A lman Yahudileri'de Filistin'de koloniler kurmaya başlıyordu!... Ve yanısıra, işin ilginç tarafı İsmet Paşa gibi birçok Osmanlı subayı da, Goltz Paşa marifetiyle Harbiye'de, Alman askeri disiplini ile yetiştiriliyorlardı!... Yani Alman Emperyalizmi'nin etki alanına bu ülkenin girmesi ve bizdeki bu kez Osmanlı paşalarındaki Bismark bıyıklı Alman taklitçiliği, (!)19. yüzyıl Prusya'sına gelir dayanır...
İmparator II.Wilhelm'den sonra, Hitler'de, bu kez İslam dünyasına, müslüman olduğu haberini yaymaya çalışıyordu!... Herhalde bu davranışların bizim bilemediğimiz, ya da idrak edemediğimiz bir nedeni vardı!...
12 Eylül'ün hızlı liberallerinden Turgut Özal, elinde bir Amerikan markası altın kalemle konuşmalarını dengelerken, başta Anap kurmayları olmak üzere, herkesin gömlek cepleri, ikili, üçlü, dörtlü aynı marka altın kalemlerle dolup taşıyor, geçerli küçük rüşvetler olarak bu kalem ellerde, çekmecelerde dolaşıyor, firma Türkiye'de tarihinin belki de işlevsiz ama en yüksek kalem satışlarına ulaşıyordu!...
Bismark bıyık, Douglas bıyık, Gable bıyık, Hitlervari bıyık ve badem bıyık da, Ankara bürokrasisi üzerinde modaya uygun bir şekilde dönemsel olarak kullanılıyordu...
II.Büyük savaş arefesi ve sürecinde İsmet Paşa dışında, Ankara bürokrasisinde, binlerce Hitlervari bıyık, mevcutlu idi!... 1968-80 arasında da Stalinvari devrimci ve Türkistanvari ülkücü bıyıklar da kıyasıya bir rekabet halinde yaşamlarını sürdürüyordu!...12 Eylül döneminde ise o canım bıyıklar, özellikle bürokraside bir müddet istirahate çekiliyordu... Şimdiki zamanlarda da moda olan itibarlı bıyık da , Özal'dan Erdoğan'a kadar evrim geçiren bıyık tarzı olsa gerekti!...
I.Büyük Savaş sonrası, Pax Britannica' nın gücü azalsa da 1945'lere kadar egemen olduğu Akdeniz coğrafyası, Mısır'dan Irak'a, İber Yarımadasından, İtalya ve Yunanistan'a kadar krallık ya da onla bağlantılı olan diktatörlüklerle yönetiliyordu!...Bu yüzden yeni Türkiye Cumhuriyeti'ne yaklaşırken, ulus devletlerin yeni yeni yeşerdiği, bu siyasi ortama da, bilerek yaklaşmakta her zaman için bir fayda vardır!...
İsmet Paşa'nın tek adamlığı, pragmatizmi, 'bu ülke çocuklarını aç bırakıp ama yetim bırakmadan', I.Büyük Savaşta eski ortağı(!) Almanya'ya karşı sempatik, popülist dengesel politikalar üretmeye çalışıp da Türkiye'yi yeni bir savaşa sokmaması, ancak Trakya sınırına da gücü yettiğince askeri yığınak yapması, altı çizilerek izlenmesi gereken durumlardan biridir!...
Erken cumhuriyet döneminde, Ziya Gökalp'in eski türk demokrasisi, lük, Türkçü, türk feministliği gibi, düşüncelerinden etkilenen ve ''gerçek batı batı biziz'' düşüncesini pekiştirip, ''batıya karşı batılılaşarak'', ''halka rağmen halk için, batı uygarlığı'' geliştirmeye çalışan milliyetçi düşünceler ile, milli burjuvaziyi canlandırma sürecinde yapılan yanlışlar ve de azınlıklara, emekçi kesim ve aydınlara yapılan faşizan baskı ve uygulamalar, her zaman tartışılmaya açıktır...
Stalin'in II.Büyük Savaş sonrası Boğazlar ve Anadolu'yla ilgili taleplerinin de önemli ölçüde etkisiyle, yüzünü uzak batıya çeviren ve Pax Americana' nın ister istemez etki alanına giren, ilerdeki Nato sürecinin başlamasına ön ayak olan da, CHP içindeki muhalefete rağmen demokrasiye ve çok partili sisteme geçmekte israr eden de, unutulmasın ki, İsmet Paşa'dır...
Savaştan sonra, 1924 yılı haziranında Almanyı temsilen İstanbul'a gelen Almanyanın Ankara Büyükelçisi Rudolf Nadolny , ''Konstantinopel'' çıkışlı raporunda, Ankara'dan çorak bir doğa, bir Asya-Türk çamur yuvası(!)olarak söz etmekte, çağdaş konforun hiçbir evde bulunmadığından , en temel ihyaçların bile ilkel dükkanlardan temin edildiğinden, diğer ihtiyaçlarında Konstantinopel'den temin edildiğini söylemekte ve raporuna şöyle devam etmektedir:
''Türk Devrim Hareketi, bilindiği gibi(!), diğer hedeflerinin yanısıra eski ve tamamiyle İslâm dinine dayalı Türk kültür ve devlet anlayışını yıkmayı da kendisine görev edinmiştir. Devrim hareketi, bunu, göze batan İslâm-Doğu adetlerini ortadan kaldırmak suretiyle, görünüşte de vurgulamak ve Türkiye’nin bu açıdan da Avrupalı olduğunu anlatmak çabasındadır.''
Ha, İttihak ve Terakki'den bu yana meşrutiyet ve cumhuriyet dönemlerinde, Tanzimat’tan beri batıcı , Osmanlı ve Türk aydınlarının önemli bir kesiminin İslamı, Doğululuğun esası olarak mütalaa etmesi ve yenileşmenin ve de toplumsal ilerlemenin önünde engel olarak düşünüp, aşılması gereken bir hedef olarak görmesi ve laiklik ilkesini biraz da bu yönden öne çıkartmasına karşı, karşı bir çizgiyi günümüzde sürdürmek doğal ki , söz konusu olabilmektedir... Ve cumhuriyet ideolojisine karşı, zıt tarafı ya da başka bir deyişle, padişahcı , ümmetçi, Anadolucu, Fethullahçı, toplumcu, ya da örneğin; Prens Sabahattin gibi modern mandacı, karşı görüşleri tek tek ya da sentezleyip temsil etmek ve günümüzde de bu tandanslı politikalar izlemek, demokratik düşünce ve davranışların bir gereği olsa gerektir!...
Ancak, bu gün beğenilmese de, Kemalist projenin en önemli öğelerinden birinin de, batı güdümünden kurtulma arzusu olduğunu, bilimsel zihniyetin bu ülkeye yerleşmesi olduğunu, bir yurtsever olarak unutmamak gerekir!...
Aslında gerçek anlamda demokratik açılım yapmaya çalışmak gerekirken, bu ülkedeki reel siyasi süreçleri yorumlarken çarpıtıp, sözümona demokrasiye giderken, demokrasi yerine, dış güdümlü ''Abdestli Devlet Korparatizmi'' ne evrilen siyasi tarafların, geçmişi irdelerken ve kendilerine göre bir inşaat hareketine girişirken, daha gerçekçi, duyarlı ve daha titiz olmalarında, bu ülkenin istem dışı belirlenmeye, biçimlendirilmeye çalışılan geleceği açısından, sonsuz yararlar vardır....
4.mayıs.2010 / Perpa,