- Kategori
- Basketbol
Japon gülleri: 12 Dev Adam

Bilemiyorum, hangi birimiz, ne kadar farkındayız ama bu günlerde dünyanın bir ucunda, Japonya’da bir avuç insanımız büyük bir onur ve şeref mücadelesi vermekte.
İbrahim Kutluay ve Kerem Gönlüm gibi tecrübeli isimleri bir kenara koyarsak; tamamı milli formayla yeni tanışmış, nispeten daha az tecrübeli, genç oyuncularımızdan kurulu Erkek Basketbol A Milli takımımız, bugün dördüncü grup maçını da kazanarak, dünya şampiyonasına yenilgisiz devam etmeyi başardı. Dün, daha önceki şampiyonada tek basketlik bir farkla yenildiğimiz, güçlü ve sert takım Brezilya’yı da devirip eski bir hesabı kapattı.
Geçtiğimiz yıllarda gösterdikleri başarılarla, tüm halkımızın gönlünde taht kuran ve “on iki dev adam” ismini bileklerinin hakkıyla alan milli takımızda kimler vardı bir hatırlayalım: Hüseyin Beşok, Mirsat Türkcan, Hidayet Türkoğlu, Kaya Peker, Mehmet Okur, Kerem Tunçeri hemen aklıma geliverenler. Bu sporcularımız, gösterdikleri başarılarla hem ekiplerini hem de milletimizi tarihimizde tatmadığımız başarı ve mutluluklarla tanıştırdılar.
Uluslararası platformlarda elde edilen üstün başarıların doğal sonucu olarak da özellikle NBA takımları olmak üzere dünyanın sayılı ve güçlü basketbol klüpleri tarafından, bu üstün yetenekli çocuklarımız kapışıldı. Birçoğu, gittikleri ülkelerde ve takımlarda hem kendilerini hem de ülkemizi genelde çok da iyi temsil ettiler, bazıları bugün de çok iyi noktalarda.
Ama üzülerek gördüğümüz bir nokta oldu ki; gelen bu başarılar, maddi ve manevi doyum; erken gelen ve hazmedilemeyen bir başarı tablosu sonucu ortaya çıkan, ağır kişilik komplikasyonlarına yol açtı. Daha sonra katıldığımız uluslararası organizasyona saçlarını sarıya boyatarak giden millilerimiz, gösterdikleri performansla maalesef başımız öne eğdirdiler. Daha da kötüsü birbirleri ile sürtüşmelere, gereksiz polemiklere hem de medyanın hem de kamuoyunun önünde girme gafleti içine düştüler. Tabi sözkonusu duruma gerektiği gibi ve gerektiği zamanda müdahale etmeyen/edemeyen yöneticilerin de bu işte sorumluluğu var, bunu da unutmamak gerekli.
Gün geldi ve Japonya 2006 Dünya Şampiyonası başladı. Türk halkının bağrına bastığı, omuzlarına çıkardığı bu sporcularımızın büyük bölümü, çeşitli ve haklı/haksız bahanelerle, her sporcu için bir onur ve şeref meselesi olan milli formayı girme konusunda bir şekilde geri durdular.
İşte bugün, yukarıda kısaca özetlediğim harikaları yaratan milli takım, bu yıldızlarından yoksun ve biraz da buruk gittiği Japonya’da onurunu ve şerefini ortaya koyup mücadele veriyor. Diğerleri de eminim evlerinde, dev ekran plazma televizyonlarının başında, pop corn yiyip, Amerikan birası içerek takip ediyorlardır, bu aslan yürekli çocukları.
Özellikle hiçbirinin ismini yazmıyorum, hepsi birbirinden yürekli bu sporcularımızın. Teknik Direktörleri Tanyeviç’i, bu çocukları, bu şekilde motive edebilip, aynı zamanda organize ve senkronize edebildiği için de ayrıca tebrik ediyorum.
Müsabakalar, Japonya ile aramızdaki saat farkından dolayı, bizim saatimizle öğlen saatlerinde gerçekleştiriliyor. Hatırlarsanız futbolda dünya üçüncüsü olduğumuz turnuva da Japonya ve G.Kore’de yapılmış ve maç saatleri yine bu saatlere denk gelmişti. Ben, basketbol takımımızdan da, yine en az bir dünya üçüncülüğü bekliyor, bu anlamda da sonsuz başarılar diliyorum.
Tüm dua ve dileklerimiz sizlerle genç arkadaşlarım. Siz de başaracaksınız, siz daha büyük zaferlerin altına, altın imzalarınızı atacaksınız ancak sakın ola ki ağabeylerinizi örnek almayınız. Zirveye ulaşmak elbetteki zordur ancak daha zoru orada kalmak ve zirveyi hazmetmektir. İşte O’nlar bunu başaramadılar.