- Kategori
- Öykü
Kadının gücü!
Yüzlerinde garip bir tebessüm vardı duvarda asılı eski bir fotoğrafı seyrederlerken!
Annelerini gülümserken ilk kez görüyorlardı çocuklar!
Babaları yakışıklıymış ama annecikleri dünyalar güzeliymiş!
Yani yüzüne hüzün, saçlarına kırlar düşmeden önce!
Belli ki bir zamanların mutlu bir aile tablosuydu bu!
Anne, baba sarmaş dolaş poz vermişler!
Çocuklar doğmadan çekilmiş besbelli!
Şimdilerde ise beşi birden çelimsiz kollarıyla çevrelemişler annelerini!
Dededen yadigâr karyolaya doluşuvermişler gecenin yarısını bekleyemeden!
Uyku öncesi el kızartmaca oyunları yapmak falan yok öyle!
Mumdan sızan ışıkla duvarda gölge oyunları yapmak bile yasak..
Sabah karanlığında okul yoluna düşecekler çünkü!
Onları uğurlarken yine boynu bükük bir şekilde arkalarından bakıp kalacak anneleri!
Mutlu olacakları günler yine canlanacak gözlerinde birkaç dakikalığına da olsa!
Yine gözyaşlarına boğulayacak ama bu defa sevinçten!
Bir de okulları evlerinden çok uzakta olmasa!
Hele ki kara kışta!
Altı delik ayakkabılarından bir yığın çamur taşınacak yine evin içine!
Ama anne şikâyetçi olmayacak yine!
Hem küçücük bir göz odayı temizlemenin ne zahmeti olacak ki?
Yeter ki yavruları okullarını bitirsinler!
Çünkü yüreği umut kırıntıları biriktiriyor, çünkü ufku alabildiğine geniş!
Çünkü o hiçbir şeyden bir şeyler yapabilmenin peşinde!
Büyüdüklerinde ille de büyük adam olacaklar, lamı cimi yok!
Boşuna mı kahır çekiyordu el kapısında?
Oturdukları evi kiralamak için az uğraşmamıştı ev sahipleriyle .
Hem geliriniz yok hem de başınızda babanız dememişler miydi?
Sanki hepsi de söz birliği etmişcesine!
Sanki bu olan bitenlerin suçlusu kendisiydi.
Yani yallah komutunu hak etmişti çoktan!
Eşyaları yok denecek kadar da azdı, bir at arabasının kasasını ya doldurur ya doldurmazdı!
Kayınvalidesi zaten bu kadarını layık görmüştü onu evinden kovarken!
Basma kumaşından perde, tahta rafın üzerinde birkaç melamin tabak ve iki alüminyum tencere!
Bir de küçük tüp gaz ocağı!
Kadın olsaydın da kocanı evine bağlasaydın, çok bile demişti!
Oysa "Erkektir, yapar” deseymiş, dizini kırıp otursaymış keşke!
Hem beş çocuk doğurana kadar aklı neredeymiş?
Güya farkında olmadan kendi kaderini kendi elleriyle çizmiş!
Hem ben onları babamın evinden getirmedim ya" diye cevap vermesi kimin ne haddineymiş?
Hem tutunacağı bir dalı yoktu ki "Allah’ınızdan bulun" tesellisinden başka!
Anneleri bir akşamüzeri eli kolu dolu geldiğinde çocuklar şaşkındılar!
Bakkal kabaran veresiye defterinin son satırını kırmızı kalemle çoktan işaretlemişti oysa!
Çocuk yuvasında işe başladım müjdesini vermesiyle evde bayram havası yaşanmıştı!
Rahat olun bundan böyle ama okumazsanız sütümü helal etmem haaa demişti!
Hepsi koro halinde kırık karne getirmeyeceğiz, yıldızlı pekiyi alacağız hem de diye cevap vermişlerdi!
Düşman çatlatacakları o günü beklerken daha şimdiden heyecanlı ve sabırsızdılar!
Cici anne diyecek halleri yoktu ya elin kadınına!
Annelerinin çocuklarına ev ödevlerini yaptırırken yaşadığı tatlı telaş bu yüzdendi!
Ama olsun, su gibi akıp gitmiyor muydu zaman!
Mutluluk belki yarın belki yarından daha yakındı!
Annemi kraliçeler gibi yaşatacağım diyordu ortanca olanı!
Geceleri sessiz sesiz ağladığını bilmiyorum sanki.
Kardeşlerime neler neler alacağım hem de!
Babamın evinin önünden kadillakla geçeceğim diyordu büyük oğlan!
Ben hemşire olacağım diyordu en küçük kız!
Ama babam hastalanırsa bakmama izin verirsin değil mi anne diye de ekliyordu!
Hepsi de çok çalışkandılar ama boğazlarına çok düşkündüler!
Kitap okurken bile ellerinden üzerine vita yağı sürülmüş ekmek dilimleri eksik olmazdı hiç!
Az kaldı diye iç geçirirlerdi zorlukla kuru lokmaları yutkunmaya çalışırken!
Ne olurdu sanki yanında bir de buzz gibi gazoz olsa!
Şişenin içerisine leblebi doldururdum hem de!!!
Yeter ki o gün bir gelse, o gün ah bir gelse!