- Kategori
- Deneme
Kar
Gecenin karanlığını, sokak lambalarından daha çok aydınlatan bembeyaz, saf ve alabildiğine temiz kar. Yaşlı çam ağacını aydınlatan sokak lambası, karın lapa lapa yağışını o kadar güzel gösteriyordu ki. Karın ağırlığına dayanamayan ağacın dalları, kırılacakmışcasına eğilmiş. Balkonda sıcak çayımı yudumlarken soğuğu hissetmiyordum. Sadece manzarayı izliyordum. Yüreğim gibi kapkaranlık gecede ıssız köy yolunda biraz dolaşmaya karar verdim. Paltomu giyindikten sonra başıma krem rengi şalı örttüm ve demir kapıdan çıkıp ayaklarımın altında ezilen karın sesini dinleyerek yürüdüm. Hem yürüdüm, hem düşündüm. Malum, işsiz insanın düşünecek bol bol vakti oluyor. Belki de işsizlere, düşünce işçileri demek doğru olabilir. En azından bu bakımdan oldukça çalıştığımı söyleyebilirim. Temiz kar havasını içime çeke çeke, bir nebze olsun rahatlayarak tek katlı evime geri döndüm. Her ne kadar üşümesem de yanan sobanın verdiği sıcaklık, yüzümü iki elin kavraması gibi okşamıştı. Belki de ben düşünce denizinde yüzerken üşüdüğümü hissetmemiştim… Hani insan bazen öyle bir ruh hali içinde olur da ne hissettiğini bilmez, ne soğuk işler, ne de sıcak yüreğine. Ben de aynı bu haldeydim.
Sobanın sıcaklığında, üşüyen ellerimi ısıttıktan sonra battaniyeyi üzerime örtüp kitap okumaya başladım. Gözlerim, kitabın satırlarında geziniyordu sadece. Okuduğumdan hiçbir şey anlamıyordum. Gece lambasını yakıp, televizyonda belki sevdiğim bir programa rastlarım umuduyla kanallar arasında gezinmeye başladım. Ama nafile… Sanki televizyon kanalları bile bana karşıydı. Yada ben gün geçtikçe içimdeki sevgi duygusunu yitiriyordum. Düşündüm bir an. Ben nelerden nefret ediyorum? Nefret ettiklerimin listesi epey kabarmıştı. Umut katilleri. Evet, en çok umutlarımın katillerinden nefret ettim ben. Belirsizlik… Belirsizlikten ve belirsizliğin yarattığı sıkıntıdan nefret ettim. İşsizlikten nefret ettim. Gözyaşı döktürenlerden nefret ettim. Maddi çıkar sağlamayı sevdiği insana ve onun gözyaşlarına tercih edenlerden nefret ettim. Gecenin koyu karanlığında nefreti ve nefret ettiklerimi düşünmek beni rahatlatmadı elbet. Nefreti düşünmek yoruyor insanı. Derken kanallar arasında gezinirken bir doğum programına rastladım. Gecenin o saatinde, yabancı bir ülkede, bilmem hangi hastanede gerçekleşen doğum programı. Doğum yapmaya hazırlanan annenin çektiği sancılar, babanın, annenin elinden tutuşu, anneyi alnından öpüşü, annenin etrafındaki sağlık görevlileri… Ve uzun sancılardan sonra dünyaya gelen minicik bir bebek. Bebeğin, anneye mutluluk veren ağlaması, annesinin kucağına verildiğinde güçlü ve sağlam bir yüreğe yaslanmanın huzuru ile ağlamasının kesilmesi, anne ile ilk gözgöze geliş, minicik eller, minicik ayaklar... Güzel bir duygu olsa gerek.... Her bebek, bir umut yeşertir dünyada... Saf bir umuttur her bebek....