Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Nisan '11

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1432
 

Kaybedenler Kulübü

Kaybedenler Kulübü
 

Öncelikle Kaybedenler Kulübü, kısa bir süre önce bir film adı değildi. 90'larda Kent FM'de yayınlanmış bir radyo programının adıydı. Bunu bilmeden filme gitseniz de bir sorun çıkmıyor, ben denedim. Sonralıkla, iki adet cümle yazmak istiyorum filmde geçen. İzlemeyenler önceden üzerinde düşünerek izlerlerse daha keyif alacaklardır. Birincisi, ''Eğer bir işi tutku ve sevgiyle yaparsanız, en güzel yerden manzarayı izlersiniz.'' Bu sözün dahil olduğu küçük bir hikaye var, hikayenin sonunda tüm salon sessizliğe bürünmüş olacak, insanların koltuklarının derinliklerine doğru gittiğini, kafalarının kaybolduğunu göreceksiniz. Diğer cümle ise, ''Kadınlar, önce bir erkeğin özelliklerine aşık olurlar, sonra o özellikleri onun elinden almaya çalışırlar.'' Yorum yap(a)mıyorum… 

Oyunculara gelince, Nejat İşler klasik, kendini oynamış zaten. Rol konusunda zorlandığını hiç sanmıyorum. Yiğit Özşener'i normal buldum, kötü değil ama ön plana falan çıkamamış. Ahu Türkpençe ise güzel sevişmiş, tebrik ederim. Ancak bu kadının profil vermemesi lazım. Profilden çok çirkin, önden güzel gözüken, nadir bulunan çeşitte bir burnu var. Yönetmen harcamış kadıncağızı, bence artık pek iş bulamaz. Bir de konuşması anlaşılmaz diye herhalde, cümleleri yazıyla da belirtilen bir karakter vardı ki çok iyi düşünülmüş. Ancak, Rıza Kocaoğlu üzerinde birkaç satır durmazsam olmaz. Müthiş. Tek mekanda geçen bir oyunculuk sergiliyor, ama en dikkat çeken oydu kesinlikle. Adam bir koltukta hayatını idame ettiriyor. Her gün hayvan belgeseli izliyor, birkaç günlük pizzayı mayoneze bandırıyor, uyuyor, uyanıyor, yine uyuyor. Her insanoğlunun hayatının küçük de olsa bir döneminde bu moda girdiğine eminim. Ancak çoğumuzda o koltuğa bir hatunun göç etme durumu ne yazık ki gerçekleşmiyor. Tek kişilik koltukta iki kişi yaşamaya başlıyorlar ve izlemeyenler anlamasın diye sadece son repliği yazayım: ''Biz büyük aşk yaşadık abi, fark etmedin mi?'' 

Filmde ikilinin bir kumsalda yalnız oturup muhabbet ettikleri bir bank var. En beğendiğim sahnelerdi. Bank denize bakmıyor, dikine konulmuş. Oturduğunuzda denizi direk karşınıza alamıyorsunuz. Bunu kim akıl etmişse, ben, bir şey demiyorum ya. 

Filmden çıkanların çoğu ''Bu nasıl kaybetmek?'' sorusunu soruyor. Benimse ısrarla anlamayı reddettiğim, bunlar nerede kazandı ki? Kaan'ın tırık bir yayınevi var, kendi deyimiyle okunmayan kitaplar satmaya çalışıyor. Yaptıkları program güzel bir ivme yakalıyor, hatta birini intihardan döndürüyor, süper. Mete desen, annesinin deniz gören şahane bir evi var, mali yönden çocuğun durumu güzel. Her gece de pompadalar. La pompa hatta, la pompino olmadı, ya da la pompier. Oh, güzel kızlar ellerinin altında, para da var, sisteme de karşılar, program için para almaktan rahatsızlık duyuyorlar, ilkeleri var, çizgileri var, orada ilerliyorlar değil mi? Her şey yolunda yani? Her gece değişik, belki kaliteli, iyi yapılmış, bakılmış, ele avuca gelen ama duygusuz bedenlerle birleşmek mi kazanmak? Ya da aileden kalma para mı saadet veriyor insana? ''Kızım ben buyum, hiç rol yapmadım, beğenmediysen s.ktir olur gidersin.'' diyebilmek mi kaybetmemek? Sevgiye tam yakınlaşmışken ağızdan bi ''gitme''nin çıkmamasının verdiği özgüven ile, sonrasında yine yabancı bir vücutla bir olmak mı kazanmak? 

Kaybeden karakterlerle dolu, şahane yerlerde, cuk oturan müziklerle süslenmiş, falsosuz rol becerileriyle bezenmiş şahane bir film olmuş. Çoğu insan, en azından kafa olarak, yalnız, kimine yalnızlık ömür boyu. Ancak bence ölümün olduğu yerde, ölümden daha ciddi ''ölmemek'' olabilir. Annesi öldükten sonra tutunamayan ressamın, ''bir gece daha programı dinler öyle ölürüm'' diye ölümü ertelemesi ve diğer gecelerde de programı dinleyip intihar etmemesi daha ciddi. Yani ölmemek. 

Not: ''Bir kız, Beşiktaş iskelesi'nde buluşalım.'' diyorsa, orası Kadıköy'deki Beşiktaş İskelesi'dir. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

ben bir de insana en uzak yeri sırtıdır lafını sevdim..doğru valla...selamlar

Çakma Kontes 
 04.04.2011 22:56
Cevap :
Bir de ''Geçenlerde Cumaya gittim. Ne zaman? Salı günü, daha sakin oluyor çünkü.'' muhabbeti vardı, evlere şenlik:) Selamlar.  05.04.2011 20:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 53
Toplam yorum
: 69
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1491
Kayıt tarihi
: 17.10.08
 
 

*Liberal muhafazakar, oldukça postmodernist ve meritokrat bir gezgin  *Kuleli - Galatasaray - Boğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster