Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Nisan '08

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
3311
 

KÖY ENSTİTÜLERİMİZİ ARIYORUZ

KÖY ENSTİTÜLERİMİZİ ARIYORUZ
 

“ÇAMLIBEL’DE BİR GÜL AÇSA

Çamlıbel’de bir gül açsa,

Uykuları kaçar Bolu Beyi’nin.

Çünkü kırmızıdır gül,

Toprağın ve halkın uyanışına benzer.

Bir değil bin gül açıyordu Anadolu’da,

Ekmeği ikiye bölsen

Aydınlık sesi duyuluyordu halkın.

Köyleri tutmuştu aşkın ve terin hünerleri,

Bir oldular da Bolu Beyi’yle

Kapattılar Enstitüleri.”

Mehmet BAŞARAN

Ancak Başaran’ın dizeleri, bu kadar anlamlandırabilirdi Köy Enstitülerinin kuruluşunu ve yok edilişini.

Köy Enstitüleri fikri, emperyalizme karşı yalın ayak, nasırlı ellerle, alın teriyle, inançla, umutla, ilk ulusal kurtuluş savaşını, utku ile sonlandıran Türk Ulusu’nun aydınlanma mücadelesini de kazanması amacıyla Atatürk tarafından oluşturulmuş, ilköğretime ve özelikle köy çocuklarının eğitim ve öğretimine büyük önem veren Saffet Arıkan’ın bakanlığı döneminde hazırlanmaya çalışılmıştır. 17 Nisan 1940 tarihinde de açılmıştır.

Yüzde yetmişbeşi köylerde yaşayan ve yüzde doksan dolaylarındaki büyük çoğunluğu okuma yazma bile bilmeyen Türk halkını aydınlığa , köyü ve köylüyü okula kavuşturmanın yolu olarak belirlenen eğitim politikasının sonucu idi enstitüler.

Tonguç’a göre “köylüye birşey öğretebilmek için, ondan birçok şey öğrenmeli”ydik (1938). Şöyle diyordu “Köyü, köylüyü anlayabilmek, duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lâzımdır. Onun içtiği suyu içmek, yediği bulguru yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir. Bataklığı kurutmak, sıtmalıya kinin rejimi yaptırmak, trahomlunun gözüne ilâç damlatmak, okul binasını yapmak, yaralının yarasını sarmak, gebeye çocuğunu doğurtmak, pulluğun nasıl kullanılacağını veya tamir edileceğini öğretmek, bozuk köprüyü yapmak, ıslah edilmiş tohumu tarlaya saçmak, fidan dikerek onu büyütmek ve step köylüsünün ‘dal’ diye adlandırdığı ağacı hakikaten ağaç hâline getirmek; bazılarının zannettiği gibi ulemanın işi değil, kahraman teknisyenler ordusunun işidir...”

Cumhuriyetin kurulmasından sonra temel sorun halkı yoksulluk ve bilgisizlikten kurtararak cumhuriyet yurttaşını yaratmaktı. Askerliklerini yapmakta olan köyden gelmiş çavuş ve onbaşıların eğitilip eğitmen olarak köylerine gönderilmesi ile işe başlandı. Askerden dönüp tarlasını işleyen çavuşlar, köylü çocuklarına okuma yazma öğretiyor, hem de cumhuriyetin padişahsız bir yönetim olduğunu, sıtmanın sivrisinekten bulaştığını, trenin buharla çalıştığını anlatıyorlardı.

Eğitim ilk kez halkın gereksinimlerine göre düzenleniyordu. Bu düzenleme fırsat eşitliği ve demokratikleşme yönünden de büyük bir atılımdı.

Uygarlık, kitleleri çağdaş, insancıl bir eğitimden geçirip onların gizil gücünü kullanarak yakalanabilirdi. Bunun anahtarı öncelikle sağlam bir ilköğretimdi. Bu atılım, yalnız bireyin eğitimi yönünden değil, endüstrileşme sancısı çeken ülkemizin değişimine uygun insan gücünü hazırlamanın politikasını içeriyordu.

Köy Enstitüleri ile; kızlar ve erkekler arasındaki fırsat eşitsizliği ortadan kaldırılıyor, Atatürk ilke ve devrimlerinin yurt çapında yayılması sağlanıyor, toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel yönlerden canlanmasını sağlanıyordu.

İnönü cumhurbaşkanlığına seçilince Milli Eğitim Bakanlığına Hasan Ali Yücel getirildi. Köy Enstitüleri O'nu ölümsüzlüğe kavuşturacak projesi oldu.

Ülke 21 bölgeye ayırıldı ve bu 21 bölgenin en uygun yerlerine köy enstitüleri kurma kararı alındı. İsmail Hakkı Tonguç vekaleten yürüttüğü göreve asaleten atandı.

Karma eğitim yapılan bu okullarda, "İş İçinde Eğitim" ilkesi benimsendi. Uygulamalı derslere de yer verildi;Türkçe, matematik, tabiat bilgisi, musiki, kooperatif, tarih, coğrafya gibi derslerin yanı sıra; tarla ziraati, bağcılık, sebzecilik, ağaçcılık, hayvan bakımı, arıcılık, tavukçuluk, balıkçılık, yapıcılık, demircilik, marangozluk, dülgerlik, dokumacılık, el sanatları bunlardan bazılarıydı.

Eğitmenin dershanesinde çocukların yanı sıra büyüklere mahsus kurslar da vardı. Yaşı on üçten yukarı olanlar, ders saatlerinin dışında buraya toplanıp yazma, okuma, yurt bilgisi, tarih, coğrafya, hesap, ziraat, sıhhat bilgileri öğrenirlerdi.

Beyaz renk, okulun badanasıyla; kiremit, okulun çatısıyla; fidan, kitapla birlikte köye girdi. İklim ve ziraat şartlarına göre yeri belirlenen okullara, köy çocuğu, sırtında torbası, babasının kışlaya gidişi gibi gelirdi.

Açık havada, çadırda ders görülürdü önce. Sonra, taş kırılır, tuğla pişirilir, harç karılır. Her biri, emekle, sevgiyle, alın teriyle birleşir, okul olur... Kitap, toprak, traktör, örs, ağaç, bina, bilgiye susamış insanlardan oluşur bu okullar. Enstitülere alınan öğrenciler, okulun yapım işlerinde olduğu gibi örnek tarım uygulamalarında da görev alırlar. Öğretmen, öğrenci, el ele, gönül gönüle çalışır. Derslerin yanı sıra, uygulama, spor, temsiller, müsamereler, bayramlar, köy gezileri yapılır.

Çifteler, Kızılçullu, Gölköy, Kepirtepe öğretmen okulları köy enstitülerine dönüştürülürmüştür önce. Ardından, diğer köy enstitüleri açılmıştır. Enstitülerin sayısı, 14, 18, 20, sonra 21 olmuştur...

Kısa sürede çevreyle bütünleşen bu okullarda yanan meş’ale, yurdu ısıtmaya, aydınlatmaya başlamıştır.

Köy Enstitülerini, ziyaret eden dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü gördükleri karşısında hayranlık duyar. Ve o gün şunları söyler: "Köy Enstitülerini Cumhuriyetin eserleri içinde en kıymetlisi ve en sevgilisi sayıyorum. Köy Enstitülerinden yetişen evlâtlarımızın başarılarını ömrüm oldukça yakından, candan takip edeceğim." Köy Enstitülüler bu sözü yıllar sonra acıyla anımsayacaklardı.

3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası Mecliste kabul edilmişti ama 151 milletvekili oylamaya katılmamıştı. Oylamada bulunmayanlar arasında Demokrat Parti kurucuları Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü gibi etkili milletvekilleri vardır. Ve DP iktidar olunca da 1953 yılında tümüyle kapatılmıştırlardır şimdi aradığımız Köy Enstitüleri.

Hasan Ali Yücel

“Ben...güneşin altın sarısından içtiği şarapla mest ve birbirine sokularak bahtiyar bir insanlığın istikbalini kendi milletimin ilerideki mesut günlerinde gören ve bu hayal içinde bütün saadetini bulan biriyim.” diyen Hasan Ali Yücel koministlikle suçlandı.

“Beni yıllardan beri zorla kominist yapmaya uğraşanlar iyice bilsinler ki, ben ne kominist oldum ne de olacağım” dedi. Dinle Benden’deki kominist tasviri, bu konuda Hasan Ali’nin yazıya döktüğü en aşık ve aynı zamanda en sivri tavrıdır:

“Dedikodu denilen bu bulaşıcı hastalık,

Öyle nüksetmişti ki, vermiyordu aralık.

Türkiye’de benmişim kominizmin banisi,

Biraz daha hafif: koministler hamisi!...

Bu söz yargıç önünde söylendi çekinmeden;

Allah’ın huzurunda şimdi neyler söyleyen?

Kafalar işlemeden bol bol dırdır edildi;

Bu ne biçim ağızdı, bu ne zehirli dildi?

Kaç kişi bilir bizde, kominist kime derler?

Kominizmi bilmeden boşuna laf ederler.

Kominist ne düşünür anladın mı şimdi sen?

Her önüne geleni suçlar mısın bilmeden?

Sürülürse ezberden vatandaşa bu leke,

Koministlik o zaman olur büyük tehlike.”

Bakanlıktan alındıktan sonra komünistlik suçlamalarını göğüslemek üzere, 3 yıl boyunca mahkemelerde savaş verdi.

İsmail Hakkı Tonguç

Oradan oraya sürüldü. İnönü’yü bir daha hiç görmedi. 1960 Haziranında Hasanoğlan Köy Enstitüsüne yaptığı son ziyaretten bir hafta sonra, geçirdiği iç kanamayla öldü.

Köy Enstitüleri: CHP, Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü’nü kapattıktan sonra, 1948’den itibaren, ilahiyat fakülteleriyle imam hatip kursları açılmasına izin verdi. Ancak buna rağmen 1950 seçimlerini kaybetti. İktidara gelen Demokrat Parti, 1953 yılında bütün köy enstitülerini kapattı.

Bugün SSGSS diye yutturulmaya çalışılan düzenlemeyi çıkarttırabilmek için didinen emperyalist güç odakları, o dönemin iktidarına da ekonomik yardımları(!) koz olarak kullanarak kapattırttılar gerçekten devrimci bir hareket olan enstitüleri. Sorumlu yok. Hesap verecek zaten yok.

“ Köy Enstitüleri” ile ilgili kitaplar okurken, eğitimde gitgide gerileme duygusunu yaşamak içimizi acıtıyor. Biz şu an sadece matematik problemlerini hızlı çözen kuşaklar yetiştiriyoruz. Hepsi bu... Ötesi var mı?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir Köy Enstitülü babanın kızı olarak her zaman onunla ve arkadaşlarıyla gurur duydum. Onları yakından tanıyanlar ülkelerinin refahı ve gelişmesi uğruna canlarını verecek kadar vatansever olduklarını bilirler.. Köy Enstitüleri kapatılmasaydı; bugün Gelişmiş ve bağımsız bir ülke olurduk. Nice 17 Nisanlara...

Meltem Esen 
 17.04.2008 13:17
 

üretim için, toplum adına yapılandırıldığı mekanlardı Enstitüler. İnsan olmanın açık alınla yarınlara güvenle bakılmanın kaleleriydiler Enstitüler. Selamlar, sevgilerimle....

Yaman Hasret 
 17.04.2008 0:54
 

Ne zaman köy enstitüleri gündeme gelse yararları övünçle dllendirilir. Hemde kapatılması için caba sarf edeler bile. Çok tuhaf değil mi? Çünkü köy enstitülerini halkımız yakından tanımıştır. Yararlarını görmüştür. Oradan yetişme öğretmenlerin ne kadar yurtsever, ne kadar idealist olduğuna tanık olmuştur. Ama birileri halka karşın kapattırdılar. Emeği geçenleri selamlıyorum. Sizlere selam olsun Hürriyeti yazan eller dizen eller Sizlere selam ünivesiteler, öğretmenler, Öğretmenleri alınmış kürsüler........

Yapukay 
 16.04.2008 21:30
 

17 Nisan için güzel bir yazı olmuş. Herkesin bu yazıyı okumasını diliyorum. Tekrar teşekkürler.

Erdoğan Şahin 
 16.04.2008 20:47
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 190
Toplam yorum
: 105
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 3127
Kayıt tarihi
: 28.09.07
 
 

Emekli öğretmenim. Yurdunu, ulusunu seven, her konuda sorumluluk sahibi gençler yetişsin istiyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster