- Kategori
- Futbol
Lucescu'yu özlüyorum

Galatasaray ile Beşiktaş arasında oynanan sayısız maçtan biri miydi sadece dün gece seyrettiğim? Yoksa spotları Türk futbolunun düşüş trendine tutan bir belgesel miydi? “Güldürürken düşündürmek” klişesini komedyenlerden duymak belki aşina olduğumuz bir şey ama, “futbol oynarken düşündürmek” yeni bir trend olsa gerek...
Öncelikle belirtmeye ihtiyaç duyduğum şey, bu yazıda ne Beşiktaş’ın verilmediği iddia edilen penaltısından, ne ikinci yarıda siyah-beyazlıların ne idüğü belirsiz baskısından ne de Kleberson’un direkten dönen vuruşundan bahsedeceğim. Çünkü Beşiktaş’ın gözlemleyebildiğimiz problemleri, “O öyle olsaydı, şu şöyle olurdu. Falanca oynasaydı, filancayla birlikte takımın hücum gücünü arttırırdı.” gibisinden garabet tesellilerle geçiştirilecek problemler değil. Su yüzüne çıktıkça, hem Demirören yönetiminin hem Jean Tigana’nın altını yavaştan oymaya başlayan bu problemler, istesek de istemesek de kongre sürecinde ve camianın kongrede takınacağı tavırlar konusunda bir “katalizör” görevi görecek anlaşılan. Bu konuda şimdiden merak konusu olan ise, sayın Demirören’in nasıl bir rota izleyeceği. 2007’de tekrar aday olabilmek adına camianın beklediği diyeti, Tigana’nın kellesiyle vererek bir günah keçisi daha mı yaratacak, yoksa kongreye doğru giderek azalan zamanda zorunlu bir istikrar duruşu mu sergileyecek? İşte Beşiktaş’ın olmak yada olmamak meselesi...
Maça gelecek olursak, Beşiktaş’ın maça Ricardinho transfer edilmeden önce nispeten de olsa kendisini başarıya ulaştıran “baklava dizilişli orta saha” anlayışıyla başladığını, Galatasaray’ın ise Mleda maçı sonrası vazgeçilmez halini alan çift ön liberolu taktiğiyle sahaya yayıldığını gördük. Bu arada istatistik araştırmasını sevenler için bir ipucu sorusu soralım, acaba Beşiktaş Ricardinho takıma dahil olmadan önce kaç puan topladı, olduktan sonra nasıl bir grafik çizdi? Sanırım bu sorunun cevabı bizi doğrudan Beşiktaş yedek kulübesine ve orada ağzında kürdanla oturan, tişörtünde “JT” arması bulunan kişiye yönlendirecek. Nasıl yöneltmesin ki, hiçbir şey yapamıyorsanız Mehmet Sedef’in ilk onbir de yer aldığı son beş maçına bakın. Neden derbi maçlar ve Avrupa Kupası maçları dışında takımda yer almıyor? Bu genç adam büyük maçları kurtaracak bir yıldızsa, iskelet kadroda neden yok? Yok eğer sıradan bir oyuncu ise, neden zorluk derecesi yüksek maçlarda devamlı sahaya sürülüyor? Anlayan beri gelsin.
Dünyada tüm kalburüstü çalıştırıcılar, maçın zorluk derecesine göre ön libero sayısını doğru orantılı arttırırken, neden mösyö Tigana elindeki kadrodan fikri sabit bir başrol seçiyor kendisine? Üstelik o ön liberonun adını da asla gerçek yerinde oynamayan “Kleberson” koyuyor. Hele bir de rakibin adı Galatasaray iken...
Geçen hafta Beşiktaş karşısında aldığı galibiyetle birden futbol kamuoyunun adını hatırladığı Ziya Doğan’ın Trabzonspor’u haftayı Konyaspor beraberliği ile kapatıyorsa, ilk beş maçında 4 beraberlik alan Galatasaray neredeyse pozisyon vermeden Beşiktaş’ı yenebiliyorsa siyah-beyaz bereleri önümüze koyup düşünmek zamanıdır beyler!
Şimdi “Beşiktaş’ın şifresi çözüldü” diyeceğim, “Da Vinci’nin Şifresi” ne ayıp olacak. Beş maçta çözülen şifre mi olur? Beşiktaş defansı ve Kleberson’a adam akıllı pres uygulayıp kazandığı topları da tandemin arasına yada arkasına oynayan takımlar Beşiktaş’ı yeniyorlar. Aslında tüm olup biten bu. Eğer buna şifre diyebiliyorsanız, banka şifresini doğum tarihi yapan adamdan da pek bir farkınız yok demektir. İşte Beşiktaş kalesi de bu kadar güvende.
Önceki haftalarda yaptığım eleştiriler ve yazdıklarım yüzünden tepki ve gönül koyan Beşiktaşlı taraftarlar belki yine üzülecekler ama, bu hafta da derbiyi Vatan Gazetesi için yorumlayan Mircea Lucesu’nun 18 Eylül tarihli köşe yazısından bir iki cümle alıntı yapacağım :
“...Beşiktaş’ın yeni stoperini ilk görüşte Stam’a benzettim. Ama topa ilk müdahalesini gördüğümde başkası olduğunu hemen anladım. Hakan Şükür yorulana kadar Baki’yi dağıttı ve Beşiktaş defansının da dengesini bozdu. Penaltıyı “acemice” yaptıran Baki’nin rakiplerine verdiği diğer asistleri (!) ise G.Saray forvetleri değerlendiremedi...”
“...Göbeği bu kadar dengesiz bir takımın, tek ön libero Kleberson’la oynaması riskliydi. Kleberson, her dönen topta 4-5 G.Saraylıya karşı kesicilik görevini yerine getiremedi ve Beşiktaş çok pozisyon verdi...”
“...Ricardinho ve Delgado Türkiye şartlarında çok yumuşak kalıyorlar. Ya etraflarının sert adamlarla doldurulması yada ikisinin de fizik kondisyonlarını arttırması gerekiyor...”
Görünüşe bakılırsa Türkiye’de hem Galatasaray’ı hem de Beşiktaş’ı şampiyon yapma başarısına ulaşmış Mircea Lucescu her ne kadar ülkemizde “oynattığı sistem katenaçyodan başka bir şey değil” şeklinde eleştirilere maruz kalsa da, Beşiktaş’ın şifresini çözmüşe benziyor. Demek ki zeki olana bir maç da yetiyor. Dünyanın gerçeği bu, 20 milyon dolar harcayıp bir yığın transfer yapabilirsiniz ama 20 milyon vererek IQ nuzu bir puan bile arttıramazsınız.
Bir 52 maçta tek mağlubiyet alan Lucescu’nun Beşiktaş’ını düşünüyorum bir de ilk altı maçında 3 mağlubiyet alan bu Beşiktaş’ı... İçimdeki melankoliyi ne kadar saklarım bilmiyorum ama ben Lucescu’yu özlüyorum!