- Kategori
- Felsefe
Mağara metaforu

Artık tek gerçeğim hakikat Beni seçtiler çünkü. Bir zamanlar onlar gibi mutluydum benden. Birer yanılsamada olsa her şeyim vardı benim ama şimdi hakikatle başbaşayım. Ellerimden çekerek götürdüler vatanım sandığım bu dehlizden beni. Gölgeler imparatorluğundaki inançlarımı parçaladılar götürürken. Şimdi yapayalnızım ve belki hep ıssız kalacak hakikatim. Oysa duvardan gölgeler geçerdi ve biz onları bir çocuğun sevinciyle seyrederdik, oyunlar oynardık; onlara sahip olduğumuzu zannederek. Onlar bizim için rengarenk ve çok çekiciydi. Ama bitti.
Mağaradan çıktığımda gözlerim yandı önce kör oluyorum sandım, kanım ısındı, içime bir ateş topu düşmüşçesine ürktüm. Etrafta binlerce ışık huzmesi dans ediyordu. Yavaş yavaş sakinleşti gözlerim, alıştı ışığa ve gözlerimin önüne daha önce gölgelerini gördüğüm hakikatler uzanmıştı çırılçıplak. Başımın üstünde muhteşem bir yuvarlak asılıydı. O hakikatin oklarıyla hakikatler imparatorluğunu aydınlatıyordu. Vücudumu rüzgar dedikleri bir şey yaladı, ürperdim. Ayağım altında yumuşacık bir örtü vardı,içinden daha önce hiç görmediğim renklerle bezenmiş ne olduğunu bilmediğim bir şeyler çıkıyordu. Ne olduklarını bilmiyordum ama onlara bakınca daha çok yaşamak istiyordum. Ayağımın altındaki çarşaf sonsuzluğa uzanıyordu, bakışımın dokunabildiği en son noktada; gördüğüm bütün gölgelerden daha büyük daha heybetli yığınlar vardı. Kalbim yerinden çıkacaktı. Hakikatin keşfi müthişti ve benim gerçek yolculuğum başlamıştı.
Onlar kollarımdan tuttular beni ,git anlat dediler. Hakikati görmek yetmez bunu onu göremeyenlere de bütün cesaretinle söyleyeceksin. Beni gölgelerin oynaştığı mağaraya geri getirdiler. Anlat dediler bana, onlara baktıkları, gördükleri, hayran kaldıkları hiçbir şeyin hakikat olmadığını. Hakikati görmek bile onu anlatmaktan kolaydı. Artık bana benzemeyen gölge oyunu arkadaşlarıma baktım. Hepsi bıraktığım gibiydi. Onlara seslendim, önce duymazlıktan geldiler ama susmadım. Huzursuzca dönüp baktılar bana. O baktıklarınız birer yanılsama, yoklar aslında dedim. Hayır varlar ve bir gün hepsi bizim olacak dediler. Ben hakikati gördüm, peşimden gelin dedim. Beni kovdular, dışladılar. Direndim. Bakın başta zor olacak hakikatle tanışmak ama o kadar güzel ki her şeye bedel dedim. Yüzüme tükürdüler, delilikle suçladılar beni, boş lakırdı etmekle suçladılar. Bir kaçı yeltenir gibi oldu gelmeye. Hemen ötekiler asıldı eteklerinden şu delinin lafıyla hareket edilir mi diye.
Biliyorum artık. Filozoflar yalnız yapayalnızlar. Ne zaman şüphe edin, sorgulayın, hakikatin peşine düşün deseler; başlarına gelecek belli. Olsun ama defalarca hakikatin peşine düşüp, defalarca o mağaraya ineceğim. En fazla öldürürler beni. Ama gerçek ölüm o değil bir filozof için. Gerçek ölüm gölgelerle gönlü oyalamak, hakikate yüz çevirerek, aklı devreden çıkarmak. Gerçek ölüm bir filozof için o mağaradan hiç çıkmamak. Ve gerçek ölüm; meraktan, sorudan ve şüpheden ölümden korktuğu için kaçmak. Bu yüzden cebimde getirdiğim hakikatlerle ben hala mağaradayım.