​ Milliyet Blog, Biz Blog Yazarlarını Sömürüyor mu? / Blog / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Eylül '09

 
Kategori
Blog
 

Milliyet Blog, Biz Blog Yazarlarını Sömürüyor mu?

Milliyet Blog, Biz Blog Yazarlarını Sömürüyor mu?
 

.........................www.resimmotoru.com.......................



Bu soruya, naçizane Bendenizin cevabı koskocaman bir “evet” olsaydı hemen ardından şu sözleri, suratıma okkalı bir tokat gibi çarpabilirdiniz: Be hey Kardeşim, böyle olduğuna inanıyorsan, tam üç sene dört aydır aklın neredeydi, burada ne işin var o zaman? Sömürülmekten, sapkın bir zevk mi alıyorsun ya da?


Elbette ki hayır... Elbette ki ülkemizin en popüler ve saygın sitelerinden biri olan “<ı>Milliyet Gazetesi İnternet Sitesi” platformu bünyesinde bir yerlerde bulunmaktan ve hissiyatımın, düşüncelerimin, kızgınlık ve mutluluklarımın dışavurumlarını öbek öbek döktüğüm kelimelerimi, burada, okuyanlarla paylaşmaktan zevk almaktayım. Ve sadece ve sadece de zevk aldığım için; bu eylemi, bir anlamda, bir hobi, keyifli bir uğraş olarak gördüğüm için burada yazıyorum.


Yazı yazarak para kazandığım zamanlarım oldu. Burada yayınlamadığım birkaç makalem, farklı ve çok saygın yarışmalarda çeşitli para ödüllerine layık görüldü. Ve yine Milliyet Blog ortamında okurla buluşmayan çeşitli profesyonel yazı faaliyetlerim de olmadı değil. Halen de, zaman zaman profesyonel yazarlık çalışmalarım gerçekleşmekte. Ama tüm bunların ayrıntılarına ne dün girdim, ne de bugün girmeyi düşünüyorum.


Burası, Milliyet Blog Yazarlığı; tamamen, alınan haz, duyulan mutluluk ve yaşanan güzellikler için yapılan ve süzme amatör ruhla gelişen bir uğraş benim için. Ve çok büyük bir genelimiz için de durum böyle tabi.


Ben burada, artık sayıları beş bin küsurlarla ifade edilen, amatör bir ruhla içini dışına döken Milliyet Blog yazarlarından biriyim. Adımın; ne önünde, ne arkasında, ne de içinde başkaca bir şey yok. Burası Milliyet Blog ve naçizane Bendeniz de kendisine “<ı>Aydın Sevinç” imzasıyla bu platformda, yazdıklarını okuyanlarıyla paylaşma imkanı verilmiş bir blog yazarıyım.


Nokta. Vesselam.


Tüm bunları yazmak, durup dururken içimden gelmedi tabi. Bir blog sitesinde okuduklarım; hem düşündürdü, hem üzdü, çokça da gülümsetti beni. “Mahurbeste” rumuzlu bir blogger, Salih Ertan Ulakoğlu adlı ve bir muhabir olduğunu tahmin edebildiğim kişi tarafından gerçekleştirilmiş olan haber-röportajı, olduğu gibi sayfasına almış ve yayınlamış. Röportajı veren zat ise kendisinin bir blog yazarı olduğunu anladığımız İsmail Cengiz Cengizhan isimli şahıs. Cengizhan’ın sözleri oldukça dikkat çekici:


“<ı>Gazetelerin blog sayfaları, blog mantığına aykırıdır. Çünkü her gazete kendine göre ideolojik bir tutum sergiler. A gazetesi A partisini destekler, B gazetesi Z partisine yakındır. Bunun gibi… Biz blog yazarları ise, kendimize özgü düşüncelerimizi ifade ediyoruz. Kişisel bloglar, halkın sesidir. Bu düşünceler, gazetelerin blog yöneticilerine uygun gelmeye biliyor. Bu durumda o gazetede blogunuza yer verilmeyecektir.”


Röportajın devamında, isim belirterek Milliyet Blog’tan da söz eden İsmail Bey, sanıyorum bizim mahalleyi pek iyi etüt edememiş. Vallahi ben bu sayfalarda; her türlü siyasi eğilime sahip, her türlü din, mezhep, ırk, milliyet, cinsiyet, inanç ya da inançsızlık tanımlarını içinde barındıran o kadar farklı yazar ve yazı okudum ki kusura bakmayınız ama bu tespit, bu sayfalar için pek oturmamış. Devam edelim:


“<ı>Bir gazete neden blog köşesi açar? Nedeni şu: Daha popüler olmak… Ne kadar çok insan sitenizi ziyaret ederse o kadar iyidir. Çok ziyaretçi reklam gelirlerinizin artmakta olduğu anlamına gelir. Yazı heveslileri, gazete köşesinde blog kuracağım diye, gazetenizi her geçen gün daha çok büyütür. Yani bir taşla iki kuş vurmuş olursunuz. Hevesli de olsa hem bir yazar kazanmış olursunuz, hem de reklam gelirlerinizi artırırsınız.”


Kendisi de bir blog yazarı olan Cengizhan, galiba "hevesli" değil ama yine de yazıyor, yazmak bir görev galiba kendileri için, bir mecburiyet. Ve mantık örgüsünü kurarken atlamış olduğu başka bir husus da bana göre, yazdığı yazıyı sosyalleştiren insanın, yazdıklarını daha fazla kişinin okumasını istemek gibi bir dürtüyle yola çıktığı gerçeğini göz ardı ediyor olması. Yazı yazmak için bu sitelere ihtiyacımız yok ki sayın blog yazarı. Otururuz evimizde yazarız yazımızı, kaldırır bir köşeye koruz, olur biter değil mi? Açar açar kendimiz okuruz. Ama eminim ki bu röportajınızı ciddiye alarak okuyup, naçizane Size bir cevap yazısı yazan Bendeniz bile Sizi ne kadar da mutlu ediyorum değil mi? Çok doğal...


Bir diğer konu da gazeteler; şayet bir partinin, bir sivil toplum kuruluşunun, resmi ya da gayrıresmi, legal ya da illegal bir yapının yayın organı değillerse, temelinde ticari işletmelerdir ve kar ederek ayakta kalabilirler. Bunu bilmek için de inanın iktisatçı olmaya dahi gerek yoktur. Devam edelim:


“<ı>Bir gazetenin ne kadar çok blog yazarı olursa web alanındaki sayfa sayısı o oranda artacaktır. Bunun anlamı şudur: “Damlaya damlaya göl olur.” Yazarların oluşturduğu blog sayfalarından gazetenize bir şeyler damlamaya başlar. Her sayfada reklam vardır çünkü. Blog yazarınız, sayfanız artıkça, yeni yazılarla içeriğiniz zenginleştikçe sitenizi ziyaret edenlerin sayısı da artar. Her ziyaretçinin, bir kez reklam tıklaması, o siteye reklam verenlerin oranını artırmaya başlar.”


Evet çok doğru söylüyorsunuz. Sistem aynen böyle işler ve burada kim kimi zorlamaktadır, bence mesele buradadır. Öyle ya hiç kimse güle oynaya, göbek ata ata sömürülmek istemez değil mi? Sapkın zevkleri yoksa tabi. Devam edelim:


“<ı>Gazetelere yazı yazan blog yazarları aslında sömürülmektedir. Onların emeği üzerinde gazeteler, kolay para kazanmaktadır. Bu yapılırken, blog yazarının özgürce düşüncesini ifade etmesine bile izin verilmemektedir.”


Bakınız Sayın Cengizhan, Milliyet Blog’ta üç sene dört aydır yazılarım yayınlanıyor. Tam 947 adet yazımı toplayıp bir kitap yapsak yaklaşık 1300 sayfalık koca bir cilt yapar. Bu zaman zarfında ve toplam birikim içerisinde reddedilen yazım ya bir ya iki tanedir. Düzeltme yapmam istenen yazılarımı toplasak da yine bir-ikiyi geçmez. Ve sözkonusu ettiğim bu iki-üç örneğin içeriğinde de hiçbir şekilde düşüncelerime yönelik bir denetim saiki gelişmemiştir.


Bu arada ben başka hiçbir platformda, mevcut ülke şartları altında, ne yaparsam yapayım; on binlerce okura ve şu dakika itibarıyla tam 1.085.177 defa tıklanan okunma performansına ulaşamazdım.


Tabi ki ortada bir emek vardır ve her emeğin de bir bedeli olmalıdır. Ama güreştiğiniz minderlerin profesyonel mi ya da amatör minderler mi olduğuna siz karar vereceksiniz. Devam edelim:


“<ı>Buna rağmen gazete sayfalarında birçok blog yazarı vardır. Şu an Türkiye’de en büyük gazete blogu Milliyet Blogdur. Bir diğer gazete blogu Haber Türk’tür. Yaygın olarak kullanılan bu iki blog, kendi mantıklarına uymayan blog yazılarına yer vermek istememektedir. Buna rağmen bazı blog yazarları, bloglarının bu gazetelerin bünyesinde bulunmasını ayrıcalık olarak görmektedir. Bu bir etiket arayışıdır, bu tutum, blog mantığını kavrayamamış olmaktır. Blog yazarlarının bu hatadan kurtulması gerekir.”


Sanırım şu ana kadar yazdıklarım, bu paragrafa cevap olarak fazlasıyla yetecektir. Tekrara düşmek istemiyorum. Anacak bir nokta var ki tabi ki gazete bloglarında yazanlar içerisinde “etiket arayışı” içerisinde olanlar da bulunabilir. Hani Siz de, son tahlilde diyorsunuz ya “<ı>İnterneti de hayat gibi düşünmek lazım. İnternette hiçbir şey sanal değildir. Sanal ortam denilen yer, hayatın kendisidir.” Bana diyecek söz bırakmamışsınız. Ama yukarıda anlattıklarınızla çokça çelişmişsiniz bu ifadenizle. Devam edelim:


“<ı>Gazetelerin internet sayfasında gördüğümüz, “Blog Yazarları Buluştu” gibi düzenlemeler, yazma hevesindeki insanların yazar olma duygularını sömürmeye dönük faaliyetlerdir.”


Vallahi bu buluşmalar konusunda naçizane Bendeniz de çok istekli biri değilimdir ve Milliyet Gazetesi’nin kurumsal buluşma toplantısı dışındaki hiçbir organizasyona da katılmışlığım yoktur. Ancak yine de bu organizasyonların, buyurduğunuz gibi “yazma heveslilerinin yazar olma duygularını sömürmeye yönelik faaliyetler” olduğunu düşünmemekteyim. Siz bu “sömürü” olayına fazlaca takılmışsınız gibime geldi, bu arada. Devam edelim:


“<ı>Yalnız gazete blogları değil, Blog sayfalarının tümü, para kazanmak için oluşturulmuştur. Bu anlaşılır bir şey. O blogu hizmetini oluşturanlar bunun için emek ve para harcamaktadır. Ama bunlar klasik gazetecilik yapmamaktadır. Tek gelirleri ise reklamdır. Hemen hemen bütün blog sayfaları, blogunuza istediği kadar reklam yerleştirir. Blogger gibi bazı bloglar ise, reklam pastasından sizinde yararlanmanıza olanak sağlar.”


E daha ne işte Sayın Cengizhan. Cevabı vermişsiniz zaten siz de. Bu arada bahsettiğiniz site, blog yazarına da reklam gelirinden pay veriyorsa, ülkenin tüm blog yazarları orada olmalıydı değil mi? O halde bu mantık kurgusunda, reklamla-sömürüyle açıklanamayacak daha farklı parametreler var bence. Bence Siz, biraz da işin bu kısmına kafa yormalı ve özellikle Milliyet Blog’u daha yakından takip etmelisiniz. Devam edelim:


“<ı>Blog yazarı olmak için hiçbir gazetenin blog sayfasına ihtiyacınız yok. Yeni blogculara, gazete bloglarından uzak durulmalarını öneriyorum. Dediğim gibi, gazete blogları, hem reklam gelirini artırmak için hizmet verir, hem de sizden kendisine uygun ideolojik bir tutum ister. Bu tutum sizde yoksa yazınız yanına alınmaz.”


Bu tespitinizin, en azından Milliyet Blog ortamı için külliyen yanlış olduğunun tanığı Benim. Çok açık söylüyorum üç buçuk sene içinde, yazdığım bine yakın yazı içinde bir kere bile böyle bir muameleye maruz kalsaydım, burada Beni hiçbir güç tutamazdı. Şu andan sonra da tutamaz. Bahsettiğiniz kişisel blog sitelerine nasıl üye olabileceğimi çok ama çok iyi biliyorum zira. Son olarak devam edelim:


“<ı>Gazeteler, paralı yazarları ve muhabirleri aracılığıyla demek istediğini yeterince diyor zaten. Önemli olan sizin ne demek istediğinizdir. İnternet herkese bu olanağı sunuyor. Sen kendi blogunu yap ve kimsenin gözünün içine bakmadan sözünü söyle. Bunun için kimseden izin alma. Yeni çağın sana sunduğu olanakları akıllıca kullan.”


Bir şey söyleyeyim mi? Bu son paragraf çok eğreti durmuş. Bir röportajdan ziyade; propagandist ve reklamvari hamaset ifadeleri aroması çok baskın kullanılmış. Olmamış yani kısaca. Yakışmamış. Nedense bir anda “sömürüldüğünü” hissettim duygularımın.


Not: Bizim mahallede ufak bir araştırma yaptım ve çok çarpıcı bir sonuçla karşılaştım. Başta Milliyet Blog olmak üzere gazete bloglarını, isim de vererek, acımasızca ve haksızca eleştiren Sayın Cengizhan; alıntı yapılan bir yazısıyla çoktan Milliyet Blog sayfalarına girmiş bile. MB Yazarı Sami Bulut, 19-07-2009 tarihli blog sayfasını, tamamen, İsmail Cengiz Cengizhan’ın bir yazısına ayırmış. Ne kadar enteresan değil mi?



BLOG kategorisinde yayınlanan TÜM yazılarım için

 
Toplam blog
: 898
: 3759
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..