Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ocak '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
821
 

Noel Baba aşkımız nerden kaynaklanıyor?

Noel Baba aşkımız nerden kaynaklanıyor?
 

31 Aralığı 1 Ocağa bağlayan dün gece yeni yılla ilgili çok sayıda blog yazılmış. Çoğu arkadaşlarımız, yeni yıldan beklentilerini, “şunu getirsin, bunu getirsin”, diye sıralamışlar…

Yeni yılın böyle bir mahareti olmadığını geçen yıl yazdığım bir blogda anlatmıştım. (http://blog.milliyet.com.tr/Blogum.aspx?BlogNo=84024) aynı şeyleri tekrar etmiyeyim. Arzu edenler oraya bakabilirler.

Aslında yılbaşı, dünyayı ikiye böldüğünü düşündüğümüz en geniş paralel ekvator çizgisi gibi hayali, ya da soyut bir kavramdır.

Elle tutulan, gözle görülen bir hacme sahip cisimler, pozivist bir yaklaşımla hayatımıza öylesine girdi ki, somut olmayan her şeye şüpheyle bakar hale geldik.

“Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış” diyor ya Cahit Sıtkı… İşte böylesine doğal bir gerçek olan “manevî” zenginliklere hep karşı çıktık.

Halbuki, aklımızı, sevgimizi, saygımızı, kederimizi, sevincimizi, aşkımızı da elle tutup gözle göremiyoruz ama, varlar işte varlar…

*****

İnsanın “insan olarak” yapması gereken şeyleri tek kelimeye sığdırmaya kalkarsak “düşünmeli” derim ben sadece, düşünmeli…

Düşünerek hepimiz aynı sonuçlara varamayız belki, ama düşünmesini bilirsek bir şeyleri mukayese ve muhakeme yapmasını becerebiliriz ve birbirimize daha anlayışlı, daha hoşgörülü davranabiliriz.

Kendisini yaratan güç karşısında insanoğlunun çaresiz olmadığını kim iddia edebilir? Herhalde hiç kimse…

Öyleyse insan bütün kâinatı ve ondaki canlı cansız her şeyi yaratan Tanrı’dan bir şey dilediğinde, ondan bir istekte bulunduğunda, yani ona dua ettiğinde, “çağdışı” gerici olabiliyor da, bütün gücünü bizim belirlediğimiz farazî bir tarihten alan “yeni yıl”dan, hatta insanların kendi uydurduğu “Noel Baba”dan bir şey dileyince nasıl “çağdaş” ve “ilerici” olabiliyor?

Allah’tan isteyene “yok öyle şey, çalışmadan hiçbir şey olmaz, çalışacaksın, bak gavur dediğin adamlara, çalışıyorlar ve kazanıyorlar” diyerek karşı çıkanlar, niye yeni yıldan, Noel Baba’dan beklentisi olanlara aynı sertlikle muamele etmiyorlar?

Çünkü Noel Babayı bize pazarlayanlar, onu yumuşatarak, şirinleştirerek, güzelleştirerek beynimize ve kalbimize sokmayı becermişlerdir. Amaç sadece satışları artırmak, Pazar ekonomisini canlandırmaktır.

Ama Noel Baba bize öyle tatlı anlatılır ki, hepimiz ninni dinleyen bebek gibi bu acıklı durum karşısında resmen uyur, kendimizden geçeriz.

Yılbaşından önceki bir ayla sonraki ay, beyinlerimiz hep Noel Babayla yıkanır. Konulu filmlerden dizilere, çizgi filmlerden sahne şovlarına kadar, görsel medyada hep Noel Baba vardır.

Büyüklerimiz, Noel Baba’nın çocuklara her istediği hediyeyi hem de bacadan girerek getirdiği yalanını sanki bilmezlermiş gibi, hiç düşünmeden tıpış tıpış gidip çocuklarının istediklerini alıp başuçlarına koyarlar.

Saatlerce,günlerce çalışıp kazandıkları parayla biricik evlatlarına satın aldıkları bu hediyeler için, çocuklarından bir teşekkür bile alamazlar. Çünkü teşekkür mercii Noel Babadır.

Allah’ın verdiği nimetler için Allah’a şükretmek, çağ dışılıktır ama, ana babanın aldığı hediyeler için -sadece adı olan- Noel Babaya teşekkür etmek çağdaşlıktır.

İşte bu kadar basit şeyleri düşünmeyişimize kızıyorum ve üzülüyorum ben…

Yoksa yan gelip yatarak sadece dua ile bir şey başarmak mümkün mü? Böyle bir Müslümanlık ve din anlayışına ben de karşıyım. Dahası Kur’anda rabbimiz “bilsin ki insan, kendisine çalışmasından başka fayda verecek bir şey yoktur” buyurarak zaten diğer bütün kapıları kapatmıştır.

Bir gün Batı Noel Baba’ya gerek kalmadığı sonucuna varırsa, biz de hayatımızdan onu silip atacağız. Ama kendi aklımızla ve düşüncemizle bir şeylerden ders çıkarmayı bir türlü beceremiyoruz.

*****

Eski yılbaşılar denince evlerde oynanan tombalayı hatırlatmış bazı yazar arkadaşlar… Televizyon kültürü, benzeri alışkanlıklarımızla birlikte onu da aldı götürdü.

Sadece tombala mı? Eskiden yılbaşı gelirken İstanbul sokakları hindi sürüleriyle dolardı. Kurban bayramında sanki hayatında hiç et yememiş gibi, “hayvancağızlara yazıktır” kampanyası başlatanlar, yılbaşı gecelerinde sofralarından hindi dolmasını hiç eksik etmezlerdi.

Şimdilerde artık hindi bütün marketlerde senenin her günü bulunur hale geldi de bu ilkellikten kolayca kurtulduk.

Çam ağacı katliamının önüne de, yılbaşı gecesi için yetiştirilen özel yılbaşı ağaçları sayesinde geçilmiş oldu.

İyi kötü bir yol bir mesafe kaydediyoruz. Ancak bu hem ağır, hem de yine Batı’nın güdümünde oluyor.

Düşünen insana olan ihtiyacımız her zamankinden daha fazla. Kimse bizim yerimize düşünmez, düşünemez. Düşünürse de bize iyi şeyler tavsiye etmez, doğru yolu göstermez.

Çünkü çağ, herkesin kendi çıkarına çalıştığı bir çağdır. Menfaatlerin çarpıştığı bir zamanda, başkalarından bize kalsa kalsa aslanların yemeklerinden artan kemik yığınları kalır. Lütfen onları yalamakla zamanımızı geçirmeyelim.

*****

Genç bir blogcu arkadaşımız, “yeni yıl önümüzde açılan bembeyaz yepyeni bir sayfadır” demiş. Gerçekten de öyledir. Ona anlam katacak, onu değerli yapacak, sadece bizim ona yapacağımız katkılardır.

Yılın sonunda muhasebemiz, birey olarak, toplum olarak, ülke olarak bizi “kârlı” durumda gösteriyorsa, kazançlı çıktık demektir.

Bir yılın geçtiğine üzülmediğimiz gibi, yeni gelen yılda daha iyi şeyler yapma gayreti, inancı ve azmiyle daha çok mutlu olabiliriz.

Yoksa gelen ve giden yıllar, hem ömrümüzü alıp götürmekten, hem de Noel hediyeleriyle bizi sömürmekten başka hiçbir işe yaramazlar…

Kuponuna veya biletine bir şey isabet etmeyen iştirakçilerin, “tüh Allah kahretsin” diyerek yaşadıkları bahtsızlığı biz de her yılbaşı tekrarlayarak hayatımızı boşu boşuna heba ederiz.

*****

Dün çarşambaydı, bugün Perşembe… Yeni yıl coşkusuyla dinlendik, yenilendik, heveslendik, tazelendik…. Enerjimizi gereksiz yerlere sarfetmeden, özellikle de birbirimize karşı kullanmadan, kendimiz için, ailemiz için, ülkemiz için, toplumumuz için, milletimiz için yarın sabahtan itibaren çalışmaya başlıyoruz.

Hadi bakalım, bu yılı daha verimli ve daha güzel geçirelim ve gelecek yıla klasik söylemlerden farklı bir şekilde girelim.

Var mısınız?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Esas sıkıntı kanımca şu bağlamda değerlendirilmelidir: İslâmiyet bir şey, Müslümanlık'sa bir başka şeydir!.. Zira Müslümanlık İslâmiyet tamamlandıktan sonra, yani Hz. Peygamberin vefatından sonra, dine eklenen hurafeler, gelenekler, felsefi düşünceler, tarikat, dergâh inançları ve önce Arap kültür ögeleri, sonra Müslüman olan milletlerin kültürleri ile meczolup deforme olmuş bir "yapay" dindir. Bu yapay din -özellikle son 400 yıldır- her türlü modernizme, bilime ve diğer kültürlere kapalı kalmış, kendi içinde asiditesini yükselterek, bugün bizi de cayır cayır yakan bir sosyal felâkete dönüşmüştür. Bu felâketin yıkımı yetmemiş, Prof. Y. N. Öztürk'ün dediği gibi, "Allah ile aldatmak"a kadar deforme olmuştur. Sıkıntı bu yapay ve sözde dine inanan sözde Müslümanlardadır,, Hırirtiyanlarda ve Musevilerdedir diğer 3 bin dinde olduğu gibi. Saygıyla...

Mehmet Sağlam 
 05.01.2009 2:15
Cevap :
Mehmet bey, gerçekten sizin de söylediğiniz gibi, bugün insanlarımızın yaşadığı müslümanlığın içinde İslamiyet ne yazık ki çok az yer tutuyor. Zaten öyle olmasa bugün müslümanların durumu farklı olurdu. Özellikle inançların çok yaygın olduğu fakir, cahil, bilinçsiz ve dışlanmış kesim, yaşadığı dinin gelenek, görenek, kültür, hurafe ve benzeri ögelerle yoğrularak çok farklı bir veçheye büründüğünün farkında bile değil. Bunlar, akla mantığa aykırı en yanlış bir uygulamanın kılına bile dokundurmazken, neyi niye yaptığının veya yapmadığının sorgulamasını da yapmazlar. Bana tuhaf gelen bu çarpıklığı farkedenlerin, bilerek, inanarak, gerçek İslamiyeti yaşamak için bir gayret göstermemeleridir. Yaşar Nuri hocamız gibiler keşke birilerini "Allah ile aldatmak"la suçlarken baskı üstüne baskı yapan kitabıyla aynı sonucu doğuracak yola girmeseler ve herkese örnek olacak bir hayat yaşasalar... Belki o zaman bazı şeyler daha farklı gelişirdi. Katkınız için teşekkür eder selam ve saygılar sunarım.  06.01.2009 0:56
 

Merhaba...Bir televizyon kanalının genç muhabiri, çarşıda kırmızı iç çamaşırları satan bir dükkanın önünde, elinde kırmızı bir don bulunan orta yaşlı bayana "bunu giyecek misiniz?" diye soruyor; bayan "evet, saat 24'te giyeceğim,belki tuvalette giyerim" diye yanıt veriyor. Bayan gece tuvalette içindeki donu çıkaracak ve yerine kırmızı don giyecek.Kırmızı donun getirceği şans tuvalette başlayacak. İşte sorun bu...Selamlar.

cdenizkent 
 02.01.2009 13:04
Cevap :
Güzel bir tesbit. Sorun burada başlıyor demek... :-)))) KAtkınız için teşekkürler... Selam ve saygılarımla....  02.01.2009 22:35
 

Her ne kadar ticari maksatla bir kullanım alanı bulsa da Noel Baba bence Bizim toplumun benimsediği bir kültür olamadı gene de. Bizler hediyelerimizi genelde yeni yıl hediyesi diye alır kendi adımızla sunarız. Noel Baba gene de dünya yeni yıl kutlama geleneğinin baş aktörü olmuş durumdadır. Ben bunda fazla da gocunacak bir durum görmüyorum. Güney yarım kürede yaz sürerken Noel Baba kışlıkları içinde tasvir ediliyorsa bunda dediğiniz gibi somut bir olgudan çok soyut bir kavram ifadesi vardır. Yeni yıla vereceğiniz emeklerin değerlenmesi dileğimle.

Muharrem Soyek 
 01.01.2009 22:11
Cevap :
Noel Baba bir hıristiyan kültürü aslında... Ama dünyaya bu kültür egemen olunca biz de onu genel kültür gibi algılıyoruz. Böyle düşünmek de, sonunda "bunda gocunacak bir şey olmadığı"nı düşündürür bize ve kültür yozlaşması böyle başlar. "Noel Baba" kavramının tüketimi hızlandırma dışında bize bir faydası olduğunu sanmıyorum. Katkınız için teşekkür ederim, selam ve saygılarımla...  02.01.2009 22:33
 

Merhaba. Böyle bir baba yok tabi. Türkiye'de babalar Noel babayı kendi önlerine geçirmezler. Zaten kıt kanaat geçinen aileler çocuklarına almayı başardıkları hediyeleri kendileri verirler. O baba ise sadece bir süs, bir oyuncaktır. En azından ben öyle olduğunu sanıyorum. Türkiye'de düşünen insan yok değil. Ama geçim sıkıntısı çeken büyük bir kitle var. Geçinmeye çalışırken düşünmeye fırsat mı bulamıyoruz acaba? Sömürgecilik budur. Karşıdakini muhtaç bırakır ondan faydalanırsın. Yapılmak istenen bu Türkiye için. Buğdayı bile ithal eder hale getirilen bir Türkiye noel babayı da umutları da ithal eder hale getirilir. Herşeye rağmen yalnız olmadığımızı biliyorum. Düşünen kitle her zaman vardır ve olacaktır. Yine de umudumuzu yitirmeyelim.. Yılın adı yeni olduğu için umudu da yeni olsun. Saygılar.

Günnur Kızıldoğan 
 01.01.2009 22:06
Cevap :
Düşünebilenlere elbette sözümüz yok. Tabii geçim sıkıntısından düşünmeye fırsat kalmadığı doğru. Düşünebilmek için uygun ortam oluşturamadığımızı da kabul ediyorum. Ancak yine de düşünmeyenlerimizin hayli fazla olduğunu iddia edebilirim. Mesela bir sürücü düşünün. İyi kötü ayaklarını yerden kesecek bir arabaya sahip olan insan, belli seviyenin üstünde imkana sahip, düşünmeyi bilen biri olmalıdır. Bu sürücü bir kavşakta önü tıkalı olmasına rağmen sağdan veya soldan gelen birine yol vermemek için etrafına hiç bakmaz ve hiçbir şeyi görmez. Bomboş olan diğer yol bu düşüncesiz kardeşimiz yüzünden kapanır ve arkada uzun kuyruklar oluşur. Bu kuyruk gerilerde başka bir kavşağın tıkanmasına daha sebep olur. Halbuki bu kardeşimiz azıcık düşünse, zaten ilerlemeyen bu yolda sağdan soldan gelip geçeceklere yol verse kendine hiç zarar gelmeyecek ama, çok kişiye fayda sağlayacaktır. Böyle ornekler çok var maalesef. Ben de umudumuzu yitirmeyelim diyorum ve katkınız için size teşekkür ediyorum.  02.01.2009 22:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 974
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster