​ Okuldaki şiddete çözüm önerisi / Eğitim / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ekim '08

 
Kategori
Eğitim
 

Okuldaki şiddete çözüm önerisi

Eğitim tarihi konusunda yazılmış bilimsel eserlere, eski Türklere özellikle de İslam sonrası eğitim faaliyetlerine ve eğitimle ilgili eserlere baktığımızda eğitim aracı olarak dayağa da yer verildiğini ya da Ömer Seyfettin gibi hikaye yazarlarımızın ya da başka edebiyat alanında hatıralarını yazan yazarların kitaplarında da çocukluk dönemlerinde okuldaki dayak konusundan bahsettiklerini görmüş ve eskilerin ne kadar katı eğitim anlayışına sahip olduklarını düşünüp onları eleştirmişizdir. Bununla birlikte gerek kendi eğitim hayatımız, gerek öğretmen olarak çalıştığımız okullarda şahit olduklarımız ve gerekse de gazete ve diğer medyaya yansıyan haberler hala günümüzde dayağın bir araç olarak okullarda kullanıldığını gösterir. Bu haberleri duyan herkes bunun yanlış olduğunu dile getirir, dayağın açtığı sosyal, psikolojik, tıbbi, eğitsel ve daha başka zararlarından söz eder de çare olarak elle tutulur bir çözüm önerisi sunmaz. Yine konuyla ilgili etkili ve yetkili kişiler de buna çare olacak çözüm yolları aramaz.

Biz bu yazıda bu konuda çözüm olabilecek bir yaklaşımı dile getirmeye çalışıyoruz. Eğitimcilerimiz arasında dayağa karşı olanlar olduğu gibi dayağa taraf olanların da sayısı oldukça fazla. Dayağa karşı olduğunu söylemekle birlikte zorunlu olarak dayak atanların sayısı da azımsanmayacak ölçüde, hatta konuyla ilgili olarak Danıştayın dahi terbiye amacıyla çocuğun dövülmesinin suç teşkil etmeyeceğine dair kararları olduğu da bir gerçek.

Dayağa taraftar olanların ya da dayak atmak zorunda kalanların dayandıkları sebepler öğrencinin yaramazlık yapması, kuralları çiğnemesi, söz dinlememesi, suç işlemesi, olumsuz davranışlarına tüm uyarılara rağmen devam etmesi, dersin, sınıfın, okulun huzurunu bozması, çevreyi rahatsız etmesi gibi sayıldığında uzun listeler oluşturabilecek çoklukta olduğu görülür. Bunların hepsini birkaç ana başlıkta toplayabileceğimiz gibi uyum problemi yaşamak diye de tek başlık altında toplarsak hata etmiş sayılmayız. Uyum problemi olan bir öğrenciyle ilgili olayı duyanların ileri sürdüğü çözüm önerileri de genelde çocukla konuşmak, dayak dışında başka cezalar vermek, sınıf veya okuldaki yerini değiştirmek, psikolojik rehberlik yapmak, ailesiyle konuşmak gibi çözümler olabilmekte. Buna karşı dayağa taraftar olanlar çocukların sözden anlamadıkları, başka cezaların caydırıcı olmadığı, ailenin ilgilenmediği gibi karşıt savlar ileri sürülmektedir. Gerçekten de çoğu zaman bu tür sorunlarla karşılaşılmakta ve sonuçta yine dayağa başvurulmaktadır.

Eğitimcilerin kabul ettiği gerçeklerden biri de eğitimin okul, aile ve çevre üçlüsünün iş birliği ile yürüyebileceğidir. Okulda yapılan formal eğitim aile ve çevre tarafından desteklenmediği sürece etkili olamamakta, sonuçta pek çok sorunlar ortaya çıkmaktadır. Dayak, bu işbirliğinin eksikliği sonucu ortaya çıkan en önemli sorunlardan birisidir.

Birey içinde doğup büyüdüğü ilk toplumsal kurum olan aile içinde uyumlu olma alışkanlığını elde etmediği ya da olumsuz davranışlarının karşılığında dayak yemeye alıştığı zaman, aile dışına çıktığında karşılaştığı farklı toplumsal kurumlarda da bu alışkanlıklarının etkisini taşıyacaktır. Bu gün herkes Türk toplumunda aile içi şiddetin varlığını kabul etmektedir. Bu durumda aile içinde sosyal kurallara uyma alışkanlığı kazanmamış, aile içinde kurallara uymadığı zaman dayakla ceza görmüş bir çocuk elbette okula geldiğinde kurallara uymayacak ve karşılığında ancak dayak cezasıyla cezalandırılırsa uyma davranışı göstermeye meyilli olacaktır. Çünkü aile içinde, okul çağına gelinceye kadar kendisine hep bu tür alışkanlıklar kazandırılmış, böyle bir ortamda yetişmiştir.

Ancak şu da bir gerçektir ki dayak tıpkı uyuşturucuya benzer. Nasıl uyuşturucuya başlayan birisi her defasında daha fazla miktarda uyuşturucu alarak teskin olabiliyorsa, dayakta da her defasında öncekinden fazla olmalı ki karşıdaki üzerinde etkili olabilsin. Bunun da sonunun olmadığı ortadadır.

Tüm kanuni düzenlemelere bakıldığında bir şahsın reşit oluncaya kadar bir veliye ihtiyacının olduğu, reşit olmaksızın yaptıklarından sorumlu tutulamayacağı kabul edilmektedir. Dayak olayının ortadan kaldırılması için de sorumluluğun velilere yüklenmesi gerektiği kanaatindeyim. Okulda kurallara uymayan bir öğrenci varsa bu öğrenciye dayak atarak muhatap olarak doğrudan öğrenciyi almaktansa veliyi muhatap almak daha yararlı olacaktır. Zaten şu anda da öyle değil mi diye düşünülebilir. Okul yönetimleri, bunu da bir çare olarak uyguluyorlar. Ama veli üzerinde bir yaptırım güçleri yok. Okul yönetimi veliyi çağırıyor. Ancak veli okula gelmeyi gerekli görürse geliyor. Gelse bile, çocuğu ile ilgili problem üzerinde isterse ilgileniyor, isterse ilgilenmiyor. Yani velinin isteğine, duyarlılığına kalmış bir belirsizlik var. Veli sorumluluğunun net bir şekilde ortaya konması ve yaptırımların veli üzerinde uygulanması, okullarda dayak problemini ortadan kaldıracaktır.

Bu sorumluluk velilere çocukları okula başladığı andan itibaren verilmelidir. Bu sorumlulukların yerine getirilmesinin sağlanması okul yönetimi üzerine düşmelidir. Elbette okul yönetimi doğrudan veli üzerinde bir baskı kuramaz. Ancak velinin bu sorumluluğu yerine getirip getirmediğini net bir şekilde ortaya koyabilir. Yapılması gereken bundan sonra yani sorumluluğunu yerine getirmeyen veliye ne yapılacağıdır. Burada devreye kolluk güçleri girebilir, yargı girebilir; bu da hukuki yaptırımlara bağlanmalıdır. Bu gün ülkemizde bu sorumluluğun net bir şekilde veliye yüklenmemesi, sorumluluğun yerine getirilmemesi halinde uygulanacak hukuki yaptırımların olmaması okullardaki dayak olayının sürmesine yol açmaktadır. Aile, dünyaya getirdiği çocuğu okul çağına gelinceye kadar istediği gibi büyütmekte, onu istediği gibi şekillendirmekte ve ardından okula göndermektedir. Aileden edindiği her türlü alışkanlıkla okula giden bir öğrenci, bu alışkanlıkların etkisiyle okulda uyum problemleri yaşayabilmektedir. Bu durumda uyum problemi yaşayan öğrenciye bu problemin sorumluluğunu yükleyip aileyi dışta bırakmak, problemlerin çözülmesine yardımcı olamamakta, başka problemlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır ki dayak da bunlardan biri hatta başta gelenidir.

Eğitim tarihi konusunda yazılmış bilimsel eserlere, eski Türklere özellikle de İslam sonrası eğitim faaliyetlerine ve eğitimle ilgili eserlere baktığımızda eğitim aracı olarak dayağa da yer verildiğini ya da Ömer Seyfettin gibi hikaye yazarlarımızın ya da başka edebiyat alanında hatıralarını yazan yazarların kitaplarında da çocukluk dönemlerinde okuldaki dayak konusundan bahsettiklerini görmüş ve eskilerin ne kadar katı eğitim anlayışına sahip olduklarını düşünüp onları eleştirmişizdir. Bununla birlikte gerek kendi eğitim hayatımız, gerek öğretmen olarak çalıştığımız okullarda şahit olduklarımız ve gerekse de gazete ve diğer medyaya yansıyan haberler hala günümüzde dayağın bir araç olarak okullarda kullanıldığını gösterir. Bu haberleri duyan herkes bunun yanlış olduğunu dile getirir, dayağın açtığı sosyal, psikolojik, tıbbi, eğitsel ve daha başka zararlarından söz eder de çare olarak elle tutulur bir çözüm önerisi sunmaz. Yine konuyla ilgili etkili ve yetkili kişiler de buna çare olacak çözüm yolları aramaz.

Biz bu yazıda bu konuda çözüm olabilecek bir yaklaşımı dile getirmeye çalışıyoruz. Eğitimcilerimiz arasında dayağa karşı olanlar olduğu gibi dayağa taraf olanların da sayısı oldukça fazla. Dayağa karşı olduğunu söylemekle birlikte zorunlu olarak dayak atanların sayısı da azımsanmayacak ölçüde, hatta konuyla ilgili olarak Danıştayın dahi terbiye amacıyla çocuğun dövülmesinin suç teşkil etmeyeceğine dair kararları olduğu da bir gerçek.

Dayağa taraftar olanların ya da dayak atmak zorunda kalanların dayandıkları sebepler öğrencinin yaramazlık yapması, kuralları çiğnemesi, söz dinlememesi, suç işlemesi, olumsuz davranışlarına tüm uyarılara rağmen devam etmesi, dersin, sınıfın, okulun huzurunu bozması, çevreyi rahatsız etmesi gibi sayıldığında uzun listeler oluşturabilecek çoklukta olduğu görülür. Bunların hepsini birkaç ana başlıkta toplayabileceğimiz gibi uyum problemi yaşamak diye de tek başlık altında toplarsak hata etmiş sayılmayız. Uyum problemi olan bir öğrenciyle ilgili olayı duyanların ileri sürdüğü çözüm önerileri de genelde çocukla konuşmak, dayak dışında başka cezalar vermek, sınıf veya okuldaki yerini değiştirmek, psikolojik rehberlik yapmak, ailesiyle konuşmak gibi çözümler olabilmekte. Buna karşı dayağa taraftar olanlar çocukların sözden anlamadıkları, başka cezaların caydırıcı olmadığı, ailenin ilgilenmediği gibi karşıt savlar ileri sürülmektedir. Gerçekten de çoğu zaman bu tür sorunlarla karşılaşılmakta ve sonuçta yine dayağa başvurulmaktadır.

Eğitimcilerin kabul ettiği gerçeklerden biri de eğitimin okul, aile ve çevre üçlüsünün iş birliği ile yürüyebileceğidir. Okulda yapılan formal eğitim aile ve çevre tarafından desteklenmediği sürece etkili olamamakta, sonuçta pek çok sorunlar ortaya çıkmaktadır. Dayak, bu işbirliğinin eksikliği sonucu ortaya çıkan en önemli sorunlardan birisidir.

Birey içinde doğup büyüdüğü ilk toplumsal kurum olan aile içinde uyumlu olma alışkanlığını elde etmediği ya da olumsuz davranışlarının karşılığında dayak yemeye alıştığı zaman, aile dışına çıktığında karşılaştığı farklı toplumsal kurumlarda da bu alışkanlıklarının etkisini taşıyacaktır. Bu gün herkes Türk toplumunda aile içi şiddetin varlığını kabul etmektedir. Bu durumda aile içinde sosyal kurallara uyma alışkanlığı kazanmamış, aile içinde kurallara uymadığı zaman dayakla ceza görmüş bir çocuk elbette okula geldiğinde kurallara uymayacak ve karşılığında ancak dayak cezasıyla cezalandırılırsa uyma davranışı göstermeye meyilli olacaktır. Çünkü aile içinde, okul çağına gelinceye kadar kendisine hep bu tür alışkanlıklar kazandırılmış, böyle bir ortamda yetişmiştir.

Ancak şu da bir gerçektir ki dayak tıpkı uyuşturucuya benzer. Nasıl uyuşturucuya başlayan birisi her defasında daha fazla miktarda uyuşturucu alarak teskin olabiliyorsa, dayakta da her defasında öncekinden fazla olmalı ki karşıdaki üzerinde etkili olabilsin. Bunun da sonunun olmadığı ortadadır.

Tüm kanuni düzenlemelere bakıldığında bir şahsın reşit oluncaya kadar bir veliye ihtiyacının olduğu, reşit olmaksızın yaptıklarından sorumlu tutulamayacağı kabul edilmektedir. Dayak olayının ortadan kaldırılması için de sorumluluğun velilere yüklenmesi gerektiği kanaatindeyim. Okulda kurallara uymayan bir öğrenci varsa bu öğrenciye dayak atarak muhatap olarak doğrudan öğrenciyi almaktansa veliyi muhatap almak daha yararlı olacaktır. Zaten şu anda da öyle değil mi diye düşünülebilir. Okul yönetimleri, bunu da bir çare olarak uyguluyorlar. Ama veli üzerinde bir yaptırım güçleri yok. Okul yönetimi veliyi çağırıyor. Ancak veli okula gelmeyi gerekli görürse geliyor. Gelse bile, çocuğu ile ilgili problem üzerinde isterse ilgileniyor, isterse ilgilenmiyor. Yani velinin isteğine, duyarlılığına kalmış bir belirsizlik var. Veli sorumluluğunun net bir şekilde ortaya konması ve yaptırımların veli üzerinde uygulanması, okullarda dayak problemini ortadan kaldıracaktır.

Bu sorumluluk velilere çocukları okula başladığı andan itibaren verilmelidir. Bu sorumlulukların yerine getirilmesinin sağlanması okul yönetimi üzerine düşmelidir. Elbette okul yönetimi doğrudan veli üzerinde bir baskı kuramaz. Ancak velinin bu sorumluluğu yerine getirip getirmediğini net bir şekilde ortaya koyabilir. Yapılması gereken bundan sonra yani sorumluluğunu yerine getirmeyen veliye ne yapılacağıdır. Burada devreye kolluk güçleri girebilir, yargı girebilir; bu da hukuki yaptırımlara bağlanmalıdır. Bu gün ülkemizde bu sorumluluğun net bir şekilde veliye yüklenmemesi, sorumluluğun yerine getirilmemesi halinde uygulanacak hukuki yaptırımların olmaması okullardaki dayak olayının sürmesine yol açmaktadır. Aile, dünyaya getirdiği çocuğu okul çağına gelinceye kadar istediği gibi büyütmekte, onu istediği gibi şekillendirmekte ve ardından okula göndermektedir. Aileden edindiği her türlü alışkanlıkla okula giden bir öğrenci, bu alışkanlıkların etkisiyle okulda uyum problemleri yaşayabilmektedir. Bu durumda uyum problemi yaşayan öğrenciye bu problemin sorumluluğunu yükleyip aileyi dışta bırakmak, problemlerin çözülmesine yardımcı olamamakta, başka problemlerin ortaya çıkmasına yol açmaktadır ki dayak da bunlardan biri hatta başta gelenidir. Kanaatime göre yapılması gereken ailenin, aile içinde de velinin sorumluluğunun netleştirilmesi, sorumluluğunu yerine getirmeyen veliye ne tür yaptırımların nasıl uygulanacağının ve tüm bunların gerçekleştirilmesinde okul yönetimleri üzerine nelerin düştüğünün tartışılmasıdır.

Soru, görüş ve önerileriniz için...
Ali Hikmet DEMİR
ahdemir35@gmail.com

 
Toplam blog
: 147
: 1198
Kayıt tarihi
: 26.09.08
 
 

Öğretmen olarak başladığım meslek hayatıma yönetim ve denetim konusunda aldığım yeni eğitimler sonr..