- Kategori
- Felsefe
Ölüm

Ölüm son noktayı koyup, yeraltı dünyasına geçmektir Ondan sonra artık kurtların, solucanların ve bütün yeraltı mahlukatlarının işi başlar. 48 saat sonra vücut balon gibi şişer, bir ay sonra sabunlaşma başlar. Ondan sonra artık sen, ben yokuz, canlı olan hücrelerimiz yok, ruhumuz, ruhumuz da yok. Börtü ve böcekler var. Fakat sen onları artık göremezsin. Ölüm acı çekmek değildir. Acı çekmek ölümün yaklaştığını gösterir. Fakat ölünce bütün acılarımız diner. Ölüm, ölümden ancak 15 saniye önce görünen bir perdedir. Perde iner mi, çıkar mı, onu hiç kimse söyleyememiştir. Ölüm kaybetmektir. Oyunu kaybettiniz. Bütün roller bitmiştir. İddianız kalmamıştır. Egonuz sönmüştür. Bir tek hikayeyle avunabilirsiniz. Ölümden sonra da yaşayacağım. Ruhum, göklere yükselen nazenin bir balon gibi uçup gidecek ve Allahına kavuşacaktır. Ama ölen eşeklerin ruhu nereye gidecektir? Eşek cennetine mi? Ah bilebilsem ölümden sonra ne olacağını. O zaman size ölümün ne olduğunu söyleyebilirdim. Fakat öncesi ve sonrası olmayan bir hayatın şahiti yoktur. Bir çok söylenceler var. Rivayet, çok..ama şahit?
Ölümün üç yüzü var:
1.Korkulan yüzü:
Ölmeden önce çeşitli hastalıklardan dolayı acı çekmenin uzaması işlemi. Kimisi bu konuda şanslıdır. Küt…bir kalp krizi ; iki dakikanın içinde ne olduğunu anlamadan kendini öteki yakada buluverir. Bazıları da gözümüzün önünde gün ve gün erirler, acı çekerler. “Yeter Allah…” derler ama kendisini işittirecek kimseyi bulamazlar. Belki de insanın , “ÖTÖNAZİ” yi en çok istediği dönemdir. Ölesiye acı çekiyorsun ve kimse sana yardım edemiyor. Öyle sanıyorum. Gelecek kuşaklar bu konuda daha cesur olacaklar. Daha cesur karar verecekler. Şimdiden bazı ülkelerde “Ötenazi”nin bir hak olarak kabul edildiğini görüyoruz. İnsan niye giderayak hayatının en büyük acısını çeksin ki… Hem haksızlık… Kimisi 10 saniyede, acı macı çekmeden gitsin , kimisi de … aylarca acı içinde erisin… Hem kendine, hem çevredekilere günah. Ama kimseye bu durumu anlatamıyorsun…
2. Ölümün Gerçekçi Yüzü:
İşte o ecel şerbetini içtin mi, (zamanı hiç belli değil, amam genellikle ihtiyarlıktan sonra…) Evet zamanı gelince seni bir güzel “Tahta” koyarlar da uçura uçura o “Mezarlık” denen sahaya ulaştırırlar. Aslında senin için de pek bilinmez bir saha değildir. Daha önce anan , atan için gelmişsindir; üç kuluhuvallah , bir elham okumuşsundur… Ama onun alt katını bilmezsin. İşte bu vasıta ile orasıyla da tanışmış olursun. Tabii.. belirlenen o büyük seremoni içinde. Ne kadar zenginsen , o kadar uzatırlar işlemi… Ama sonuçta üç arşın beyaz bez içinde öteki dünyaya yolculuğuna başlarsın. Ne telefon verirler yanına, ne de azık… Öyle gidersin. Nereye gittiğini bilmezsin. Aslında gittiğin yer çok dardır iki metreye bir metre uzunluğunda bir mezar; üzerinde tahtalar ve taşlara… Topraklar. Bir de üzerine çıkar çiğnerler. Belki de en ağırına giden o olur.. Ama işin sonudur. Ondan sonra bir yıl iki yıl sonra, kalanlardan birinin aklına gelirse bir taş dikerler başına… Sonra..sonra istersen asırlarca orada dinlen... Arada sırada bir iki gelen giden olur ama… Orası uzun bir sessizliktir. Selvilerin altında…
3. Ölümün Hikaye Yüzü:
Bir rivayettir gider. Bu dünyada iyi imanlı olursan, iyi insan olursan öteki dünyada cennete gidersin, etrafın hurilerle dolar… Şarap içerek... Bol bol da eğlenerek geri kalan ömrünü orada zevkü sefa içinde geçirirsin. Ama böyle bir ahireti hak etmek için, dünyada mutlaka acı çekmek gerekir. Bu dünyada öyle refah içinde olanlar, haksız kazanç sağlayanlar, yalan söyleyenler; başkasına zulüm edenler… Öteki dünyada cehennemin en dibinde yer alırlar da Nice asırlar cayır cayır yanarlar. Allah vermesin.
İşin gerçekçi yanı ise. Öldükten 15 gün sonra vücut sabunlaşmaya başlar, ondan sonra yavaş yavaş parçalanır gider. Açıkça gübre olur. Geride kalanlar baş ucuna bir selvi ağacı diktilerse , işte o ağaç ve diğer çiçekler, çok güzel beslenirler. Onun için bizim ülkemizin en güzel yerleri mezarlıklardır. Çünkü yemyeşildir. Fakat köyün çevresi bomboştur. Çünkü oradaki bütün ağaçlar kesilmiştir.
Oysa dünyayı cennet yapmak var. Her yer yemyeşil ağaçlarla , ormanlarla donansa ne güzel olur… Fakat ne lüzum var… Biz dünyayı da kendimize Cehennem yapmayı çok iyi biliriz… Ruhlarımız mı kötü ne?