- Kategori
- Psikoloji
Öyle bir an gelir ki...

Kopunca yüreğin yerinden, kaçıp gidince bilinmez diyarlara... Bir kıyıda çürümüş duygulara inat, kendi kendine yok olmaya...
Beynin tüm kıvrımlarını kapatıp, küçülünce iyice akmak için gözlerinden ve kulaklarından dışarı. Terketmek için hangi yol varsa, oraya ulaşma çabasında...
Görmeyen gözler, duymayan kulaklar istersin artık. Yüreğin ve beynin terkedişlerdeyse seni; kalanın sana faydası yok artık...
Görmek neye yarar ya da duymak; kapanan süzgeçlerde süzülemiyorsa... Bulunamayan çözümler ya da hissiz kararlar arefesinde hayat...
Ha gayret diye diye, gidilen yollarda gelinen yer, bir uçurum mu yoksa?
Geri dönsen, dönüş yok; ilerlesen, adım atacağın yer, yer değil artık...
Bir gölgelik, yakan ağustos sıcağında; ya da bir nefes alıp soluklandığın bir sahte serap, bir yudum su, acıdan kavrulmuş dudaklarına... Son nefeste yalvaran gözlerle istenircesine, bir pamuk içinde bile olsa, yanan ruhuna... Yok kalmamış ki artık düşen hiç bir şey payına...
İşte öyle bir an gelir ki, dayanak çöküp; tutmayan bacaklarına çok ağır gelen bedenine sözünü geçiremeyince olmayan beyin kıvrımlarının...
Ve yüreğin ha gayret diyemiyorsa, seni terkettiğinden beri o bilinmez diyarlarda...
Kalmış mıdır, kollarda biraz kuvvet...
Biraz uzağında gördüğün o son kibrite uzanmaya...
Yok yok, gerek yok aslında o son kibriti kullanmaya... Yaşanmayacak bu dünyayı yakmak için onu da harcamaya...