- Kategori
- Deneme
Ruh ve Beden

Montaigne Denemeler'inde ruh ve beden arasında başkalık ve karşıtlık değil uygunluk ve benzerlik olmasından yanadır. En doğru olanı da budur elbet.Ama çoğu kez bunun tersi durumlara tanık oluruz. Bazen ruh matemini bedenden gizleyebilir ya da güzel bir beden ruhun çirkinliğini maskeleyebilir. Etrafımızdaki şen şakrak insanların aslında acı dolu olabileceği hiç aklımıza gelmez. Çok güzel bir insanın katil ruhlu olabileceği de...
Bir de duygularını hiç belli etmeyen insanlar vardır. Mutlu ya da mutsuz olduklarını bir türlü anlayamazsınız. Çünkü ruh izin vermedikçe beden bilmez. Bilmediği için verdiği tepkiler hep ifadesiz olur. Özetle,bedenlerimiz ruhumuzun aynası veya somut hali değildir.
"Görünüşe aldanma!" sözü sanırım ruh ve bedenin uyumsuzluğu üzerine söylenmiş uyarıcı bir söylem. Ama çoğumuz yine de gördüğümüze inanmayı tercih ediyoruz. Dün bir yakınımı toprağa verdikten sonra mezarlıktan ayrılırken bir fısıltı geldi kulağıma. Öylesine üzgündüm ki bu fısıltının sahibini araştırmadım bile.Mezarlığın eleştiri yeri olmadığını düşündüm. Ama bu üzüntümün katlanmasını engellemedi tabii. Bazı insanlar içlerinde barınan acıyı göz yaşı olarak dışa vuramayabilir. Ama biz ille de göz yaşı görmek istediğimizden acı çeken ruhlara bilmeden eziyet ederiz.
Mezarlık ziyaretlerini belki de bu yüzden sevmem.Onca ağaca,çiçeğe,böceğe ve insanların tüm güzelleştirme çabalarına karşın ölü bir gezegendir burası.Tüm sakinlerinin ölü olduğu bir gezegen.Artık onlar bu dünyada değillerdir. Hangi dünyada oldukları da tartışma konusudur zaten...Bir gün, bizden önce gidenlerle aynı toprağı paylaşacağımızı düşündükçe içim ürperiyor. Ardından ölenin ruh değil beden oluşu geliyor aklıma,rahatlıyorum. Ölüm,ruhlar için yeni bir başlangıç diye düşünüyorum hep.
Çok sevdiğim insanların ardından hiç ağlamadım,ağlayamadım.Buna annem ve babam da dahil. Bu belki de bir tür psikolojik bir bozukluk... Ama ben ruhumun yaşadığı acıyı bedeniyle paylaşmak istemediğine yoruyorum bunu ve içimdeki "Ben"e saygı duyuyorum.
Bunu başkalarından da beklemek çok mu iyimserlik olur?
Bir de duygularını hiç belli etmeyen insanlar vardır. Mutlu ya da mutsuz olduklarını bir türlü anlayamazsınız. Çünkü ruh izin vermedikçe beden bilmez. Bilmediği için verdiği tepkiler hep ifadesiz olur. Özetle,bedenlerimiz ruhumuzun aynası veya somut hali değildir.
"Görünüşe aldanma!" sözü sanırım ruh ve bedenin uyumsuzluğu üzerine söylenmiş uyarıcı bir söylem. Ama çoğumuz yine de gördüğümüze inanmayı tercih ediyoruz. Dün bir yakınımı toprağa verdikten sonra mezarlıktan ayrılırken bir fısıltı geldi kulağıma. Öylesine üzgündüm ki bu fısıltının sahibini araştırmadım bile.Mezarlığın eleştiri yeri olmadığını düşündüm. Ama bu üzüntümün katlanmasını engellemedi tabii. Bazı insanlar içlerinde barınan acıyı göz yaşı olarak dışa vuramayabilir. Ama biz ille de göz yaşı görmek istediğimizden acı çeken ruhlara bilmeden eziyet ederiz.
Mezarlık ziyaretlerini belki de bu yüzden sevmem.Onca ağaca,çiçeğe,böceğe ve insanların tüm güzelleştirme çabalarına karşın ölü bir gezegendir burası.Tüm sakinlerinin ölü olduğu bir gezegen.Artık onlar bu dünyada değillerdir. Hangi dünyada oldukları da tartışma konusudur zaten...Bir gün, bizden önce gidenlerle aynı toprağı paylaşacağımızı düşündükçe içim ürperiyor. Ardından ölenin ruh değil beden oluşu geliyor aklıma,rahatlıyorum. Ölüm,ruhlar için yeni bir başlangıç diye düşünüyorum hep.
Çok sevdiğim insanların ardından hiç ağlamadım,ağlayamadım.Buna annem ve babam da dahil. Bu belki de bir tür psikolojik bir bozukluk... Ama ben ruhumun yaşadığı acıyı bedeniyle paylaşmak istemediğine yoruyorum bunu ve içimdeki "Ben"e saygı duyuyorum.
Bunu başkalarından da beklemek çok mu iyimserlik olur?