Şairliğin aşamaları. 5: Felsefeyi tanıma / Deneme / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ocak '12

 
Kategori
Deneme
 

Şairliğin aşamaları. 5: Felsefeyi tanıma

Şairliğin aşamaları. 5: Felsefeyi tanıma
 

Bir düşünceye göre, boş insan yazamaz… Bir şiir yazmak için yüzlerce (iyi) şiir okumak gerekir. Şiirin iyisi, kötüsü olur mu? Olur. Aslında şairlere bakacak olursanız, hiçbir şair diğer şairi beğenmez. Övemez. Övmek zorunda kalsa bile, alelusul birtakım sözcüklerle geçirir. Antoloji’de görmüyor musunuz? Şiirin altına yazılan tepkilere. Hemen hemen hiçbir şey. Kimse doğru dürüst bir şey söylemek istemiyor. İnsanlar ağızlarını açmak bile istemiyorlar. Bir kısmının eleştirme yeteneği yok (Onlar şiir de yazamazlar) bir kısmı ise ağzını açıp iki söz söylemek istemiyorlar. O kadar tembeller. Halbuki, herkes bilir, “MARİFET İLTİFATA TABİDİR” Sanatçı denilen mahlukat biraz övgü ister. Hatta çokça, iltifat ister... Ama bu gidişle hiç bulamayacaktır...

Felsefesi olmayan şiir, içi boş olan kazan gibidir. Zaten içi boş olan kafa ne söyleyebilir ki. Kafayı doldurmak lazım. İyi bir şair, iyi şiirler okuyarak iyi şair olabilir. İyi şairlerin yanında eleştirmenleri tanımalı, onların yaklaşımlarını bilmelidir. Bugün Hüseyin Cöntürk’ü kim bilebilir? Hüseyin Cöntürk’ü tanımayan şair olabilir mi? Asım Bezirci’yi tanımayan şair olabilir mi?

Şiirin içi ancak düşünceyle dolar. Düşünceyi yaratan çeşitli filozoflar ve onların bizim beynimizdeki yansılarıdır... Ayrıca hayatın bize verdiği bazı değerler vardır. Bu değerler de toplumun vicdanından geçerler. Elenirler. Şiirler, insanları, toplumu, çevreyi tartarız,düşüncelerimizi söyleriz. Kimseye haksızlık yapılmamalıdır. Ama, bazı insanların gözünde şairler peygamber gibidirler. Onun ağzından çıkan sözlerin bir bilicinin sözleri olduğu sanılır. Tabii iyi şairler, toplumda çok iyi yankılar yaratırlar. Arabistan Yarımadası’nda da Hz. Muhammed’den önce ve sonra çok iyi  şairler yetişmiştir. Bunların adlarını her iyi şair bilir. İslam dünyasında Ömer Hayyam’ı, Mevlana’yı bilmeyen yoktur. Yunus Emre başlı başına bir Hümanist şairdir. Bu şairler bizden çok dünya ülkelerinde okunuyorlar... Robert Frost’un "Gidilmeyen Yol" adlı şiirine bakınız. Bir felsefe yok mu? İhsan sonunda durup düşünmüyor mu?

"Sarı ormanın içinde yol ayrımına geldim
Ne yazık ki her iki yoldan da gidemezdim
Yalnız bir yolcuydum, öylece durdum
Bir yolun ötelerine doğru bakındım kaldım
Ta uzaklarda yitip gittigi yere kadar.

Düşünüp dururken, öteki yolda karar kıldım
Belki de böylesi daha iyiydi
Çünkü yol yeşildi, tam yürünmek içindi
Ve oradan gelip geçenler
Üzerlerine basıp geçmiş olsalar bile.

Böylece yürüdüm gün ve gece
Yapraklar içinde tek başıma sessizce
Günler boyu böylece yol aldım
Yolun sonunu bile bile, sordum kendime
Bir daha geri dönecek miyim, diye.

İşte bir feryatla haykırıyorum,
Çağlar ve çağlar ötesine
Ormanda yol ikiye ayrıldı
Ve ben daha az yürünenine saptım
Ve bütün olanlar da bu yüzden oldu." (Robert Frost (1916); Türkçesi: Erdal Ceyhan)

Evet, Hayat belli noktalarda yollarımız ayrılıyor, bambaşka noktalara doğru çekilip gidiyoruz. Geri dönüş var mı? Çok güç… Belli bir düşünceyi dile getiriyor şiir, çok çeşitli çağrışımlara ve tartışmalara yol açabiliyor.

İyi şiirin içi dolgundur. Boş konuşmaz. Okuyunca insan bir şey kazandığını hisseder. “Ben bir kitap okudum ,hayatm değişti.” diyor ya, yazar; bazen biz bir şiir okuruz hayatımız değişebilir. Böyle bir şiir yazmak istemez misiniz? Öyle bir şiir yazabilmek için çok okumak, ve bu hayatı yorumlayacak hale  gelmek gerekir. O da kolay değil. Onun için iyi şiir yazabilmek kolay değil. Her insan boş şeylerden konuşabilir. Bunların hiç biri kalıcı değildir. Ama adamın biri çıkar bir şiir söyler, iki asır sonra onun deyişi hala söylenir gider:

“İnce uzun bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece” der Aşık Veysel, ama ne söylerse, boşa söylemez.

 
Toplam blog
: 2579
: 848
Kayıt tarihi
: 24.10.10
 
 

Mesleğim eğitimcilik… Şimdi artık emekli bir vatandaşım… biraz şairlik, biraz hayalcilik, biraz s..