- Kategori
- Gündelik Yaşam
Saygın olmayı mı sevilmeyi mi tercih edersiniz?

Her ikisi seçeneği yok mu diye soran arkadaşlar ya her ikisini de özlerinde toplayabilmiş ender kişilerdendir, ya öyle olmayı istemektedirler, ya da öyle olduklarını zannetmektedirler…
“Saygınlık” konusunda ahkam kesmeyi sevmem, şu, şu, şu niteliklere sahip olanlar saygındır gibi asla fikir belirmem mümkün değildir, olamaz da…
Ancak sizlerden istediğim, lütfen iki dakika kadar sizin saygınlık kriterleriniz nedir diye bir düşünün…
…….. (İki dakikalık düşünme molasıdır)
İstemeden de olsa beyninizin bir bölümü de “sevilmek” için kriterler aramaya mı başladı?
Tamam… Şimdi de onu düşünelim…
..…….
Gözlemlerim eksik ya da hatalı olabilir, peşinen kabul ederim.
Ancak, yaşadığımız ülkenin standartlarına göre, saygınlık zannedilen bana göre hükümranlıktır!...
Kendisine saygı duyulsun diye “ağır abi” tarzına bürünüp, hele ki eline biraz da unvan geçirmiş ise, bu unvanı da kullanarak kendine zorla “saygı duyurtan”, daha doğrusu saygıyı korku ile karıştıran kişilerin çokça var olduğu bir ülkedeyiz…
“Aman, bulaşmayayım” dediğimiz kişi sayısı sizce az mıdır?
Bulaşmak istemediğimiz şahıslar, sahte bir saygı aramamakta mıdır? Korkutmadan sağlanmış sahte bir saygı!...
Elbet kendileri asla farkında değillerdir, çünkü onlar kendilerini hükümran görmektelerdir…
Bizler bulaşmak istemedikçe onlar kendilerini ulaşılmaz görmekteler midir?
Elbette…
“Aman ağzını açtırmayayım” dediğimiz kişilere hatalarını, eksiklerini söylesek de, öyle bir çirkeflikle karşılaşırız ki, “ne hali varsa görsün” tarzı bir düşünceye iterler en sonunda bizi ki, hiçbir şey söyleyesiniz gelmez…
Onlara hiçbir şey söylenmediğinde ise, onlar da muhteşem oldukları konusundaki hezeyanlarına devam ederler…
Yanına yaklaşmak istemediğiniz ölçüde, mutludurlar, içten içe, öyle saygınım ki, çekiniyorlar tabii ki benden!...
Yanlarında olan, olup da pohpohlayanları yok mudur, vardır elbette…
Yalakalık her zaman var olmuştur ve olacaktır, bireyler kendi varlık değerlerini öğrenmedikçe…
Yalakalar da bu tarz insanların sevildiği düşüncesini onlara yaşatırlar ki, zaten o durumdaki kişi hem saygındır, hem de sevgin…
Bu arada, gerçekten de bu durumu özümsemiş, hak etmiş kişiler konu dışıdır, saygı ve sevgim kendilerine her daim geçerlidir….
Saygın olmaktansa sevilen olmayı tercih eden gruptayım ben…
Bunun da kötü taraflarını yaşamadım mı iş hayatında, elbette yaşadım…
Olanağı olsa idi okurdu ve şu an fotokopileri çekmek durumunda kalmak yerine, masamda otururdu ve de sonuçta insanız nihayetinde diye “şekerim, uygun olan bir zamanında çoğaltır mısın şunları” dediğim, ve saatler boyunca beklediğim, ancak başka birinin “çek şunları!” dediği ve anında çoğaltıldığı anlar çok oldu!...
Hangisini tercih etmeliydim diye düşündüğüm anlar da çok oldu elbet ama, nasıl der bir insan bir insana “yap!...”
“Yapar mısın” demek varken?
“Yapar mısın” denilen de, görevi bu iken, yap diyenin neden anında işini görür de, diğerini erteler?
Karmaşık işler!...
Saygı, sevgi karışmış durumda bence bir yerlerde…
Hoş, giderken bırakacaklarımız, yalnızca kişilere bıraktığımız birkaç anılarımız!
Ne çok çektirdi, ya da ne iyi bir yol gösterdi…
İzninizle tekrar soruyorum: Saygın mı yoksa sevilen mi olmak?
Umarım kafanızı karıştırmadım!
Gülgün Karaoğlu
Kasım, 19/07