- Kategori
- Eğitim
Sizin hiç otistik çocuğunuz oldu mu?!..
SİZİN HİÇ OTİSTİK ÇOCUĞUNUZ OLDU MU?!..
OTİSTİK ÇOCUK VE AİLESİ
Yaşadığımız çağda çocuklara değer veren bir anlayış var. Dünya nüfusu artışını sürdürse de çocuklara verilen değerde bir eksilme değil, tam tersine bir artış olmaktadır. Özellikle gelişmiş ülkelerde çocuklar her şeyden önce gelir. Çocukların eğitimi, sağlığı ve hele de gelecekleri için büyük yatırımlar yapılmakta, bitmez tükenmez emekler verilmektedir.
Her çocuk için verilen değerler ve haklar aynıdır. Özel eğitim gerektiren çocuklar için de aynıdır, normal çocuklar için de… Hatta birçok ülkede özel eğitime daha çok önem verilmektedir. Özel eğitim gerektiren bir ya da birden fazla çocuğun olduğu bir ailede; ailenin hayatı büyük zorlukların girdabında sendelenir. Ailenin yetişkin bireyleri maddi ve manevi zorluklar içinde çaresizliğe düşer; gereken destek verilmez ise bunalımlara girerler…
Otistik çocukların ebeveynleri zorlukları yaşayanların en başında gelirler. Otistik çocuklara eğitim verirken, anne ve babalarını anlamakla eğitime başlamak gerekir. Ebeveynler; çocuklarının çok ciddi bir eğitim kurumunda bulunduklarına inandırılmalı; çok ciddi ve çok çalışkan, çok anlayışlı, çok başarılı ve çok iyi eğitim veren öğretmenlerle baş başa bulunduklarına da inandırılmalıdır.
Bu ‘inandırma’ duygusu da ancak başarıyla elde edilir. Ebeveynler; çocuklarının aldıkları eğitimle çocuklarıyla beraber daha rahat bir hayat yaşamaya başlarsa; çocuklarının aldığı eğitimin çok ciddi bir eğitim ve çok başarılı bir eğitim olduğuna inanırlar. Bunun dışında hiçbir etken inandırıcı olamaz… Otistik çocuk öğrenecek, ilerleyecek, gelişecek; aile de bu olumlu gelişmelere koşut bir şekilde huzura kavuşacak. Başarısızlığın sayıltılarla telafisi de mümkün olamaz; inananı da…
Bizdeki özlü sözlerin yerini çok kısa tek kelimelik yabancı sözler aldı. Mesela ‘empati’…
‘Kendini başkasının yerine koy’ demek yerine sık sık ‘empati’ deriz; ama sadece deriz. Aile ziyaretlerine gitmeyiz, aileyi dinlemeyiz; öğrencimizle yorulmak bilmez çalışmalar yaparak öğrencimizi ileri aşamalara getirmeyiz. En çok eleştiririz, yakınırız, kendimize hiç mi hiç iğne batırmayız. O zaman da ‘empati’ sözcüğünü ağzımıza dahi almanın bir anlamı yoktur.
‘Evde ne zaman bir işimi yapmaya başlasam sık sık çocuğuma bakarım ‘Acaba şu an o ne yapıyor; kırıyor mu, atıyor mu, parçalıyor mu ve daha neler neler için…’ Hep ayaktayım, hep uykusuz ve hep yorgun… Üstelik tedirgin ve korku içinde… Genç yaşımda varis sardı, uykusuzluk, bezginlik, umutsuzluk, sıradanlık, yaşama sevincinden savruluş…’ Bu sözler otistik çocuğu olan bir annenin…
Sizin hiç otistik çocuğunuz oldu mu?!..
Her çocuğu kendi çocuğumuz, fertlerin her derdini kendi derdimiz bilmeliyiz… Eğitimin, eğitimciliğin başlama noktası da burasıdır…
Çağımız eğitim çağı olduğu kadar, bir dertler bombardımanının da yaşandığı bir çağdır. Bu çağın gerçek eğitimcisi halden anlayan eğitimcidir. Bir sonraki aşaması da mutlaka çok çalışkan ve çok başarılı olan eğitimcidir…
Özel eğitim öğretmenliği bir adanmışlıktır aynı zamanda; çocuğa, aileye ve insanlığa…