​ Türk yurdundaki makaleleriyle Ufalı Toktamış / Edebiyat / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Temmuz '09

 
Kategori
Edebiyat
 

Türk yurdundaki makaleleriyle Ufalı Toktamış

Türk yurdundaki makaleleriyle Ufalı Toktamış
 

Hayatı hakkında çok fazla bilgi bulamadığımız Ufa’lı Toktamış’ın, Türk Yurdu dergisinde 1915 yılında üç, 1916 yılında beş ve 1917 yılında da beş olmak üzere onüç sayıda yazısı yayınlanmıştır. Bu yazılardan bazıları üst üste iki sayı devam etmiştir. Ufa’lı Toktamış’ın yayınlanan yazılarının başlıkları sırasıyla şu şekildedir: Türkçe’de Ay ve Gün Adları, Bilgi Bilim Bilik, Türk Dili üzerine Tetebbu ve Tahkikler, Son Yılda Dilimiz Ne Kazandı?, Geçen Yılda Türk Dili Ne Kazandı?, Mühim Bir Konferans, Tekamül Yolunda, İlm-i Lisan, Yeni Eserler. Ufa’lı Toktamış’ın yazıları, başlıklarından da anlaşılacağı üzere ekseriyetle Türk Dili üzerinedir. Toktamış’ın Türk Yurdu’ndaki yazılarına bakıldığında bunların kapsamlı makaleler olmayıp, Türk dili ile ilgili öneriler, gelişmeler, yayınlar ve etkinlikler ile ilgili olduğu görülecektir. Yayınlanan yazıların bir kısmında da dönemin gazeteleri, mecmuaları ve kitapları tanıtılmıştır.

Yazar hakkında bilgi bulamadık. İzini sürdüğümüz eserlerde genellikle yazıları referans olarak kullanılmış. Özellikle Mustafa Gündüz’ün II. Meşrutiyet’in Klasik Paradigmaları adlı eserde dil konusunda Toktamış’ın fikirlerinden sık sık bahsedilmiş ve referans verilmiş.[1] Yine Bilge Ercilasun da Yeni Türk Edebiyatı Üzerine İncelemeler adlı kapsamlı araştırmasında yazarımızın yazılarından bahsetmiş. Ayrıca Yusuf Ziya Ortaç’ın Bizim Yokuş adlı, anılarını analttığı kitabından yazarın Toktamış’la sık sık görüştüğünü, Babıaliye çıktığında Türk Yurduna uğrayarak Toktamış’ın çayını içtiğini öğreniyoruz. Fakat yazarın bahsettiği Türk Yurdunun İdare Müdürü olan Toktamış bizim incelememize konu olan Ufa’lı Toktamış mıdır? Onu tam olarak ayıramadık. Bu kısa ipuçlarını saymazsak, yazar hakkında kısa da olsa bir biyografi bulamamış olmamız çalışmamızın eksikliğini teşkil etmektir.

Toktamış, yazılarını genelde Türk dili üzerine yazmıştır. Esasen Türk Yurdu dergisi dil konusundaki hassasiyetini ilk sayılardan itibaren göstermiştir. Dilde yenileşme ve sadelik temel prensip olarak ön palana çıkmıştır. İşte Toktamış dildeki bu hassasiyetin Türk Yurdundaki temsilcilerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Şimdi Toktamış’ın Türk Yurdunda yayınlanan yazılarını sırasıyla analiz edelim.

Türkçede Ay ve Gün Adları[2]

Toktamış iki sayı boyunca devam eden bu yazısında dünyada kullanılan takvim çeşitlerini analiz etmekte ve bir milletin kendisine ait takvimi ve ay ve gün adlarını kullanmanın önemini vurgulamaktadır. “Dil, milletin temellirinden biri olduğundan, bir milletin dilinde ecnebi sözlerinin çokluğu o milletin istiklalden mahrumiyeti, onun istiklal ve hürriyetinin muhkır olması demektir.” diyen Toktamış, bağımsızlık ve dil arasında özel bir münasebet bulunduğunu vurgulamktadır.

Adı geçen makalede Toktamış, eski Türklerde yılın taksimatını vermektedir. Makaleden öğrendiğimize göre, Türklerde bir yıl her biri doksan gün olan dört parçaya taksim edilmektedir ve bu doksanlar, yaz doksanı, yay doksanı, güz doksanı ve kış doksanı şeklinde isimlendirilmektedir. Yazar yine aynı yazıda eski Türklerdeki gün adlarını da vermektedir. Makaleden Kırgız ve Kazak Türklerinde Arapça ve Farsça gün adlarının kullanıldığını, örnek olarak da şenbe, yekşenbe, düşenbe, sehşenbe, çeharşanba, pençşenbe ve cuma şeklinde kullanıldığını ancak bunları sinbe, ciksinbe, düsinbe, sisinbe, çarsenbe, bisenbe, cuma suretinde tellafuz ettiklerini öğreniyoruz. Ayrıca yazıda eski Türkçe’de kaybolmamış gün adlarının da orjinallerini görebiliyoruz. Şimal Türklerinin pençşenbe yerine adanagece, cumartesi yerine adanaartı gün, pazar yerine Rus adanası gün, veyahut Hristiyan adanası gün şeklinde kulandıklarını öğreniyoruz.

Bilgi, Bilim, Bilik[3]

İki sayı devam eden bu yazı serisinde Toktamış, üç kelimenin etimolojik yapısını, anlamlarını, gelişimlerini ve bu üç kelimenin tarihi kökenlerini analiz etmektedir. Bilgi kelimesinin ilim ve marifet manasında çok eskiden beri kullanılageldiğini –gi, -kı, -gı, -ki eklerinin yapım eki olarak varolageldiğini vurguluyor. Bilim kelimesinin de Kazak Türklerinde ve son yıllarda Kazanlılarda ilim yerine kullanıldığını örneklerle ortaya koyan yazar, bilim kelimesinin de bilmek mastarından geldiğini ve Osmanlı Türkçesinde bunun da çok örneğinin olduğunu dile getirmektedir.

Yazar son olarak aynı yazısında “bilik” kelimesinin Azerilerde, Kazanlılarda ve diğer Türk topluluklarında kullanıldığını ve kılmak mastarından “kılık”, tüzümek mastarından “tüzük”, silmek mastarından “silik”, delmek mastarından “delik”, deşmek mastarından “deşik” ve kırmak mastarından “kırık” vb. kalıplarına benzediğni ortaya koyuyor. Kutadgu Bilig’den de bu kelimenin ilim analmında Uygurcada da var olduğunu rahatlıkla anlayabiliyoruz diyen Toktamış, bilik kelimesinin de tarihi sözlüklerdeki manalarını vermektedir.[4]

Türk Dili Üzerine Tetebbu ve Tahkikler[5]

Türk Yurdu dergisinin yüzdört ve yüzbeşinci sayılarında artarda yayınlanan bu seri yazıda Toktamış, son dönemlerde Türkçedeki gelişmeler ve dilde sadeleşme çabaları konularını tartışmaktadır. Türklük cereyayının hızla yayılmakta olduğunu dile getiren Toktamış, Türklük araştırmalarının hızla devam ettiğini, milli dil, milli kültür, milli ekonomi vs. alanlarda yetişmiş insanların sayısın arttığını ve bunun ne derecede sevindirici bir gelişme olduğunun altını çizmektedir. Yine aynı yazısında yazar, İslam Mecmusı etrafındaki bazı yazarların, dinde ıslahat hareketlerine devam ettiğini de belirtiyor.[6]

“Milliyet meselesinin en önemli unsuru dildir” diyen Toktamış, dildeki çalışmaların gelişimini anlatıyor. Yazara göre dil ile ilgili araştırmalar Ahmet Vefik Paşa ve Şemsettin Sami ile başlamış olsa da esas önemli gelişmeler Türk Derneğinin kurulması ile hız kazanmıştır. Bu uğurda en çok çaba sarfedenler Necib Asım, Mehmet Fuad ve Veled Çelebi gibi zatlar bu dernek çevresinde dil çalışmaları ile öne çıkmışlardır.

Toktamış dil çalışmalarana orjinal bir örnek olması bakımından Tataristan’da yayınlanan Şura dergisinde Ziyaeddin Efendi’nin düzenlediği “Til Yarışı”nı vermektedir. Bu yarışmanın Türkçeye ilgiyi arttırmak amacıyla yapıldığını düşünürsek, bu çalışmaları o dönemlerde de milliyet dil konularındaki hassasiyetin varlığına kanıt olarak gösterebiliriz.

Yazarın bu yazısında tanıttığı başka bir eser ise, Agâh Bey’in “Türkçe Kelime Teşkili Hakkında Bir Çığır” adlı doksan sayfalık olduğu anlaşılan bir risaledir. Yazara göre eserde ilmi usuller ihmal edilmiş olsa da dikkat çekici yenilikler vardır. Yazar, Agah Bey’in bu çalışmasında Türk dilinin yığılma, toplanma dillerden olduğunu ve kolayca türetilebileciğini açıkça ortaya koyduğunu söylemektedir.

Toktamış’ın dil ile ilgili bir kaygısı da yeni çıkan alet ve mefhumların yabancı isimleriyle dilimizde yer aldığıdır. Bunlara uygun sözcüklerin mutlaka bulunmasını isteyen Toktamış, bunun pekâlâ mümkün olduğunu dile getirmektedir. Buna örnek olarak her gün kullanıldığını söylediği “pulverisateur” kelimesinin Türkçesinin aslında Anadolu’da kullanılan “püskürmeç”kelimesi olduğunu söylemektedir.

Sonuç olarak yazar Türk dili üzerine tetebbu ve tahkikler yazısında, özellikle son yılllarda dilde sadeleşme çalışmalarının hız kazandığını ama bunun yetmeyeceğini daha çok çalışılması gerektiğini ve asıl Türkçe kelimelerin araştırılarak bir araya getirilmesi gerektiğini dile getirmektedir.

Son Yılda Türk Dili Ne Kazandı? [7]

Geçen Yılda Türk Dili Ne Kazandı? [8]

Geçen Yılda Türk Dili Ne Kazandı? [9]

Üç sayı devam eden bu yazı serisinde Toktamış, Türk dili ile ilgili basın yayın hayatını değerlendirerek karşımıza çıkıyor. “Milli lisan milliyetin temelidir.” Diyen Toktamış, 1915 yılı için çok ciddi bir edebi eser kazanılamamış olmasına rağmen, Türk dilinin doğal hürriyeti konusunda oldukça önemli mesafeler kat edildiğini dile getirmektedir. Yine dil ile ilgili olarak Anadolu’da çıkan vilayet gazetelerini değerlendirdiği paragraflarda ise Toktamış, taşrada çıkan gazeteleri dil bakımından pek beğenmemekte ve onları ağır ve terkipli bir dil kullanmakla suçlamaktadır. Bununla birlikte Konya’da çıkan “Babalık” gazetesinin birçok sayısında dil ile ilgili yazılar yayınlandığını, “Karacahisar” gazetesinde dil ile yakından ilgilenildiğini ve “Karesi” gazetesinde milli dil hakkında tartışmalar yapıldığını Toktamış’ın bu yazılarından öğreniyoruz. Doğal olarak Toktamış Anadolu matbuatının genel ilgisizliğinin yanında bu güzel örnekleri takdirle karşıladığını dile getirmektedir.

Aynı yazının İstanbul gazetelerinin değerlendirildiği bölümde ise yazar, 1331. yılındada (1915) İstanbul’da yayınlanan gazetelerde memnuniyet verici şekilde milli dil ile ilgili çalışmalar yapıldığını dile getirmektedir. Özellikle yazar, Tasvir-i Efkâr gazetesinde “İptidailerde Ecnebi Lisan Meselesi” makalesinde doğrudan milli dile değinilmesini memnuniyet verici bulmaktadır. Ayrıca Toktamış, o yıl çıkan günlük gazetelerin Türk dili hakkındaki makalelerini analiz etmekte ve değerlendirmektedir.

Türk Yurdunun yüzdokuzuncu sayısında ise aynı seriden olmak üzere 1331 senesinde (1915) basın yayın hayatını dil bakımından inceleyen Toktamış, özellikle Milli Tetebbular Mecmuasını ve bu mecmuada yayınlanan milli dil ile alakalı yazıları değerlendirmekte ve yorumlamaktadır. Bu analizlere örnek olması bakımından Fuat Köprülü’nün “Türk Edebiyatında Âşık Tarzının Menşei ve Tekâmülü” ve Zahirüddin Babür Şah’ın “Risale-i Validiye Tercümesi” adlı makalelerini filoloji açısından çok önemli bulmaktadır. Bu iki makaleden birincisinin Osmanlı Türkçesinin, ikincisi ise Çağatay Türkçesinin gelişimini incelediğini söyleyen Toktamış’a göre bu iki makale edebiyat tarihinden ziyade milli dil bakımından daha önemli yere sahip olduğunu tespit etmektedir.

Milli Tetebbular Mecmuasının ikinci sayısında “Orta Asya Türkçesi Üzeri Tetkikler” makalesine dikkat çeken Toktamış, Macarcadan tercüme edilen makaleyi dilciler için oldukça faydalı bulmaktadır. Yine aynı derginin üçüncü sayısında yayınlanan Ziya Gökalp’ın “Eski Türklerde İçtimai Teşkilat” adlı makaleyi de okuyuculara tanıtan yazar, Gökalp’ın bu yazısını hem ilmi bir eser olarak değerlendirmekte hem de dil bakımından dikkat çekici bulmaktadır.

Yazının sonunda Toktamış, Risale ve Kitaplar başlığı altında İstanbul’da yayınlanan Cam-ı Cem Ayin adlı Edebiyat tarihi bakımından önemli olan bir risalenin ve Divan-ı Lügati’t-Türk’ün çoğaltılarak basılmasından bahsetmektedir.

Aynı serinin üçüncü yazısı Türk Yurdunun yüzonbirinci sayısında yayınlanmıştır. Bu yazıda ise yazarımız dil ile ilgili genel tahlillerde bulunmaktadır. “Dil ictimai bir müessesedir” diyen Toktamış, bir milletin dil sayesinde ancak tam anlamıyla millet olabileceğinin altını çizmektedir. Türk dili ile ilgili Toktamış’ın yorumu ise şöyledir. “Türk dili iptidai bir dil değildir. Beş bin yıllık bir dildir.” Toktamış’a göre eski Türkçedeki kelimeler bir an evvel dilimize kazandırılmalıdır.

Mühim Bir Konferans[10]

Türk Yurdu dergisinin yüz otuzbir ve yüz otuzikinci sayılarındaki Toktamış’ın yazıları, İstanbul Darülfünun konferasns salonunda, Darülfünun Lisaniyat Şubesi Ural-Altay Dilleri Mukayeseli Sarf Müderrisi Gize Bey’in Turfan yakınında Hoco (Kara Hoco) eski eserler kültür merkezi hakkındaki konferansına ayrılmış. Yazıdan öğrendiğimize göre aynı konferans 16 Martta Beyazıt Türk Ocağında da tekrar edilmiş. Gize’nin konferansının Uygur Türklerine ilişkin olduğunu yazıdan anlyoruz. Konferansta ayrıca Profesor von Le Coq tarafından İstanbul’a gönderilen fotoğraflar da gösterilmiş. Konferensta, Uygur topraklarında yapılan arkeolojik buluntular, şehir kalıntıları, hak, nakış örnekleri Uygur-Türk medeniyeti hakkında önemli önemli bilgiler verildiğini belirten Toktamış, konferansla ilgili izlenimlerini paylaşarak, Uygur medeniyetinin ilk izlerinin dünyayla paylaşılmasından duyduğu memnuniyeti göstermektedir.

Ufalı Toktamış aynı başlığı taşıyan ve Türk Yurdunun yüz otizikinci sayısında yayınlanan yazısının devamında hem konferanstan bahsetmekte hem de ayrıca Türk ırkının kökenleri ile ilgili analizler vermektedir. Ufalı’nın orjinal bir iddiası da Sümerler dışında Babil ve Akatların da Turani oldukları yönendedir. Bu iddialar dışında aynı yazıda Toktamış, İdil-Kama Bulgarları, Altınorda Hükümetleri, Selçuklular, Mısırdaki Kıpçak Türkleri, Timuriler gibi Türk devletlerinin ortaya koyduğu medeniyete dair özellikleri ortaya belirtmektedir. Tam bu noktada Ufalı Toktamış, Celal Nuri’nin Türklerin medeniyet kespetmeleri ancak Osmanlı ile birlike olmuştur tezine şidddetle karşı çıkmakta ve Osmanlıdan da önce Türklerin ciddi bir medeniyete sahip oldukları gerçeğini tartışmaktadır. Ufalı Toktamış’ın Celal Nuri’yi eleştirdiği bu yazı, diğer yazılardan farklı olarak tarihi nitelikli olması yönüyle farklılık arzetmektedir.

Tekâmül Yolunda[11]

Bu yazısında Toktamış, Osmanlı Türkçesinin büyük bir inkılâp geçirdiğini ancak bu inkılâbın daha başında olunduğunu, dilimizin henüz genel bir dalga ve çalkantı devresine girmediğini, inkılâbın tam feyizli olması için mutlaka bu devrenin geçirilmesi gerektiğini belirtemktedir. Ona göre, “Ancak çalkantılı bu devir geçirildikten sonra, lisanımız eski soğukluğunu, donukluğunu, cansızlığını, süğürtlüğünü kaybedecek, seyyal ve zengin bir lisan haline gelebilecektir.”

Yazarın akademik çevreye dilimizi fakir zannettikleri için itiraz etmektedir. Yazara göre henüz dilimizin zenginliğini farkedemedik. Henüz dilimizle ilgili gramer kitapları yeterli olmadığı için dil doğal ve özgür gelişme olanaklarından yoksundur. Esasen dilimiz zenginleşme ile ilgili her türlü olanağa ve kaynağa sahiptir. Bir an evvel dilimizin eski köklerine inilerek derlenmeli ve toparlanmalıdır.

Toktamış son bölümde de Necip Asım’ın İlm-i Lisan adlı eserinin tanıtmaktadır. Eserin Darülfünunda okutulan gramer konularını içerdiğini tespit eden yazar, eserin dilimiz için önemine değinmektedir.



[1] Mustafa Gündüz, II. Meşrutiyetin Klasik Paradigmaları, Lotus Yayınları, Ankara 2007.

[2] Ufalı Toktamış, “Türkçede Ay ve Gün Adları”, Türk Yurdu Dergisi, Yıl:5 Sayı:91 27 Ağustos1915, s.212-213.

[3] Ufalı Toktamış, “Bilgi, Bilim, Bilik” Türk Yurdu Dergisi, Yıl:5, Sayı:97, 2 Aralık 1915, s. 278-279.

[4] Yazar bilik kelimesinin Şeyh Süleyman Efendi’nin Lügat-ı Çağatay’ında “bilik” kelimesi hakkında “ilim, daniş, fehm, maharet, dirayet, vukuf, malumat, nişan, damga” anlamlarıyla birlikte verildiğini vurguluyor.

[5] Ufalı Toktamış, “Türk Dili Üzerine Tetebbu ve Tahkikler, Türk Yurdu Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 104, 9 Mart 1916, s. 350-351.

[6] Yazar İslam Mecmuasında özellikle dinde sadeleşmeyi savunan yazarlar olarak Musa Carullah, Rızaeddin bin Fahrettin ve Ziyaeddin el- Kemali gibi örnekleri veriyor.

[7] Ufalı Toktamış, “Son Yılda Türk Dili Ne Kazandı?, Türk Yurdu Dergisi, Yıl:5, Sayı: 107, 20 Nisan 1916, s.52-53.

[8] Ufalı Toktamış, “Geçen Yılda Türk Dili Ne Kazandı?”, Türk Yurdu Dergisi, Yıl:5, Sayı: 109, 18 Mayıs 1916, s. 79-80.

[9] Ufalı Toktamış, “, “Geçen Yılda Türk Dili Ne Kazandı?”, Türk Yurdu Dergisi, Yıl:5, Sayı: 111 15 Haziran 1916 s. 105-107.

[10] Ufalı Toktamış, “Mühim Bir Konferans 1-2”Türk Yurdu Dergisi, Yıl:5, Sayı:131, 132, s. 52-54.

[11] Ufalı Toktamış, “Tekamül Yolunda”, Türk Yurdu Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 133, 26 Nisan 1917, s. 78-79.

 
Toplam blog
: 17
: 1731
Kayıt tarihi
: 07.09.07
 
 

1996 Marmara mezunuyum. Eğitimci ve tarihciyim. Eğitimi ve danışmanlıkla uğraşıyorum. Sınav Eğiti..