​ Türkiye'nin önündeki iki engel; memur zihniyeti ile köylü nüfusu / Sivil Toplum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Nisan '08

 
Kategori
Sivil Toplum
 

Türkiye'nin önündeki iki engel; memur zihniyeti ile köylü nüfusu

Türkiye'nin önündeki iki engel; memur zihniyeti ile köylü nüfusu
 


Geçenlerde bir toplantıya katıldım. Toplantı, bir konu üzerine AB ile Türk mevzuatını eşleştirme çalışması. AB ile ülkemizin yasa ve uygulamaları arasında paralellik sağlamaya hedefleyen bir programın parçası. Yok merak etmeyin. Öyle Kıbrıs’ı satmayı, Ermenilere toprak bağışlamayı, Kürtlere özerk bir federasyon kurmayı, doğal zenginliklerimizin yağmalanmasını hızlandırmayı hedefleyen bir şey değil. Daha doğrusu ben konu başlığı üzerinden böyle bir şey olabileceğine hiç kafa yormamıştım.

Ama cevval Türk zihni konu başlığı “atık yağlar” olan bir konuda, tüm bu bölücü, yıkıcı ve sömürücü niyetin ipuçlarını yakaladı.

Değinmek istediğim konu, toplantının başlığı olan "atık yağ" konusu olmadığı için işin o kısmına değinmek istemiyorum ama ortaya konan zihniyeti sergileyebilmem için bir miktar bilgi vermem lazım.

Biliyorsunuz yağ denilen nesne ile hayatımızın her noktasında karşılaşırız. Gıda amaçlı kullandığımız yağlar vardır. Bunlardan kızartmalık olanları dışındakileri bizler tüketiriz ama kızartmalık yağlar belirli bir kullanımdan sonra atığa dönüşür. Birde endüstriyel ve madeni yağlar vardır. Bunlar özellikle makinelerin işleyişini kolaylaştırmak için kullanılır ve belirli bir kullanımdan sonra bu tip yağlarda atığa dönüşür. Bunlar için en iyi örnek de otomobillerden çıkan motor yağlarıdır.

Atık yağların ülkemizde iki tip bertarafı söz konusudur. Evsel nitelikli olanlar genellikle lavaboya dökülür ve kanalizasyon sistemine dahil olur. Bu yöntem doğanın iyiliği açısından tercih edilecek en son yöntem olması gerekir. Endüstriyel nitelikli atıklar ise ağırlıklı olarak ya nitelikli yakıtlarla karıştırılarak ya da doğrudan yakıt olarak kullanılır. Oysa her iki kullanım şeklinin de sakıncaları vardır. Gelişmiş batı ülkeleri bu tip bir atık sorunu ile oldukça önceki tarihte karşılaştıkları için, bu sorunun çözümü içinde uzun zamandır çözüm üretmeye çalışıyorlar. Onlarda sorunlarını tam olarak çözemese de, bize göre hatırı sayılır bir mesafe kat ettikleri bir gerçek.

Ülkemizde insanlar, Türkiye’nin AB müzakereleri sırasında en zor ve aşılmaz konuların Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, Kürt sorunu filan olduğunu zannederler ama değildir. AB ile Türkiye arasında en büyük sorun yaratacak iki konu başlığı Çevre ve Tarım konularıdır. Çünkü AB’nin ulaştığı standartlarla bizim standartlarımız arasında en büyük fark bu iki konudadır. Henüz Kyoto sözleşmesini bile imzalamamış olmamız bile, bu açığın büyüklüğünün göstergesi. Tarımda ise hala feodal sistemle üretim yapıyoruz. Büyük sahalara hitap eden, bilimsel çalışmalarla desteklenen AR-GE faaliyetlerini de kapsayan şirket işletmesi şeklindeki tarımcılık anlayışını henüz geliştirebilmiş değiliz. Bu sebeple de Fransa’da 8oo bin köylünün ürettiği ürünü biz 17.5 milyon köylü ile ancak üretebiliyoruz. 270 milyon Nüfuslu ABD’de köylü sayısı 3.5 milyon, yani nüfusu bizden 4 kat fazla, ama köylü sayısı bizimkinin 5’te biri ve tarım ürünü ihracatında bizi misli ile katlıyor. Avrupa’da kırda yaşayan nüfus %10’ların altına inmişken, bizim nüfusumuzun hala dörtte biri kırsalda yaşıyor.

Çevre konusunda ise geliştirdiğimiz standartlar AB zorlaması ile gündeme geliyor ve nerdeyse tamamı hala kağıt üzerinde kalıyor. En azından az önce verdiğim örnekte dahi, AB'nin ileri ülkeleri %50’lik atık yağ geri dönüşüm oranlarını tutturabiliyorken, bizler bindelik dilimden yüzdelik dilimlere yeni yeni geçiyoruz.

Peki toplantıda düzenlenmek istenen mevzuat neler getirir? Her yağ tüketicisi, ürettiği yağın belirli bir kısmının geri dönüşümünden sorumlu olacak. Sanayici tesisinden oluşan atık yağları belirli standartlarda depolamak, taşıtmak ve geri dönüşümünü sağlamakla yükümlü olacak. İstenilen orana ulaşmak içinde belirli bir kota uygulaması gündeme gelecek.

Bu kısa olmaya çalışan orta uzunluktaki değinmeden sonra esas konuma gelmek istiyorum. Tüm bu gerçekler ortada iken, toplantı esnasında Almanya’dan gelen ve mevzuatların ilişkilendirmesi çalışmasının yürütücüsü olan şahıslara, özellikle mevzuatı yürütmekle sorumlu memurların sorduğu sorular şunlar;

• Siz sanayicilerimizin çalışma şartlarını zorlaştırarak ülkemizdeki sanayinin gelişmesine engel mi olmak istiyorsunuz?
• Bize neden kendi mevzuatlarınızı dayatıyorsunuz?
• Kendi geliştirdiğiniz standartları, bizi AB’ye almamak için koz olarak mı kullanıyorsunuz? vs. vs.

İşin özünü kaçırıp, illaki perde arkasında bir şeyler bulma kompleksinin ürünleri olan bu sorular karşısında yabancı konukların anlamsız bakışlar ve kafa karışıklığı arasında cevap vermeye çalışmaları görülmeye değerdi. Oysa aynı toplantıda özel sektör temsilcileri, mevzuatın bir an önce devreye girip, atık yağ sektörünün önünün açılması için taleplerini dile getiriyorlardı. Çünkü Avrupa'da her türlü atık konusu ciddi bir sektöre dönüşmüş durumda. Bir atık yağı lavaboya dökerek çevreyi kirletmek bir yana onun değerini sıfıra düşürürken, atık yağları değerlendirerek devasa bir sektör oluşturabiliyorsunuz. Ama mevzuatın yürütücüleri için aslen çevrenin de, reel ekonominin de gerekleri ikinci planda kalıyor.

Bu durum her zaman düşündüğüm bir gerçeği bir kez daha fark etmemi sağladı. Bu ülkenin gelişmesine engel olan iki zihniyet vardır: İlki statükonun diğer tabirle modern muhafazakârlığın temsilcisi olan memur zihniyeti, diğeri ise feodalizmin temsilcisi gelenekçi muhafazakârlığın temsilcisi olan köylü zihniyeti ve bu zihniyetin bu ülkede hala büyük bir ağırlık taşımasına neden olan köylü nüfusu.
 
Toplam blog
: 453
: 1826
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..