Ülkemiz su fakiri / Doğal Hayat / Çevre / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Şubat '07

 
Kategori
Doğal Hayat / Çevre
 

Ülkemiz su fakiri

Ülkemiz su fakiri
 

Ülkemizdeki temiz su kaynaklarının hızla kirlendiği ve önümüzdeki 20 yıl içinde tüm canlıların yaşamını ciddi biçimde tehdit edecek düzeye geleceği haberlerini okuyunca, aklıma Kevin Costner'in Su Dünyası adlı filmi geldi. İzleyenler anımsarlar; filmde, dünyadaki temiz su kaynakları tükenince su savaşları başlamıştı. Küresel ısınma, küresel kirlilik, küresel yoksulluk, küresel açlık, küresel savaşlar artık günlük konuşma dilimize dolanmış durumda. Ancak, bu küresel felaketlerin ne kadar ciddi boyutta olduğunun ayrımında mıyız acaba? Kapitalizmin küresel biçimde yok etmeye çalıştığı dünyamızda, kıyametin yaklaştığı gerçeğini yeterince görebiliyor muyuz? Çocuklarımızın, çok yakın gelecekte bir damla suya hasret kalabileceğini, yeşili kalmamış çöl olmuş topraklarda yaşayacağını, kitlesel ölümlerin yaşanabileceğini düşünebiliyor muyuz?

Birleşmiş Milletler 2002/3. Küresel Çevre Raporu'na göre, dündaya 1.1 milyar insan güvenli içme suyu, 2.4 milyar insan ise, güvenli arıtma hizmetlerinden yoksun yaşıyor. Böyle giderse, 2032 yılı itibariyle dünya nüfusunun yarıdan fazlası ciddi biçimde su sıkıntısı çekecek. Geçtiğimiz Mart ayında Mexico City'de toplanan 4. Dünya Su Forumuna sunulan rapora göre; su konusundaki veriler daha da kötüye gittiğimizi gösteriyor. Temiz içme suyundan yoksun insan sayısı 1.5 milyara yükselmiş, 3 milyar kişi kanalizasyon ve arıtma tesisi olmadan yaşıyor. Her gün 35 bin kişi yeterli ve sağlıklı su gereksinimi karşılanmadığı için yaşamını yitiriyor.

Ülkemiz ise, "Su stresi" çeken ülkeler arasında yer alıyor. Su kaynakları hızla tükeniyor ya da kirleniyor. 20 yıl önce kişi başına 4 bin metreküp su düşerken, bugün bu miktar 1.430 metreküpe gerilemiş durumda. Bilimsel araştırmalarda, 2030 yılına kadar ülkemizde kişi başına düşen su miktarının 1/3 oranında azalacağı, bin metreküpün altına ineceği uyarısında bulunuluyor ve 35 yıl sonra Türkiye'nin çöl halini alacağı tahminleri yapılıyor. Her bölgenin suyunu tehdit eden bir faaliyet bulunuyor. Örneğin İzmir'in içme suyu havzasında yapılmak istenen Efemçukuru altın madeni var. Bergama'da 15 yıldır süren siyanürlü altın çıkarma işlemini, yine Uşak'ın İnay Köyü'nü, Kaz Dağları'nı, Kozak Yaylaları'nı ve Havran'ı bekleyen aynı tehlikeyi görmezden gelemeyiz. Uluslararası tekellerin kar hırsının bedelini çok ağır biçimde ödeyeceğiz. Yeraltı sularımız kullanılamaz hale gelecek, o bölgelerdeki yaşam belki de duracak.

Sorun sadece bunlarla sınırlı da değil. Hızlı ve çarpık gelişen kentlerdeki nüfus artışı, sanayileşme, sanayi ve evsel atıklar, tarım alanlarındaki kimyasal gübreleme çalışmaları yeraltı su kalitesini ciddi anlamda kirletmekte. Ergene, Küçük ve Büyük Menderes, Gediz, Kızılırmak nehirleri, Erzurum Ovası yeraltı suları, bu unsurlar nedeniyle bugün kullanılmaz durumda. Ayrıca ülkemizeki 3 bin 200 belediyenin yaklaşık 50 adedi kanalizasyon sularını arıtmaktadırlar. Yani nüfusumuzun 50 milyonuna ait kanalizasyon suları doğrudan nehirlere, dolayısıyla da göl ve denizlere akmaktadır. Bu olumsuzlukların yanında geçtiğimiz yıl yaşanan yağışsız günler, tatlı su potansiyeli kısıtlı olan ülkemizde su sorununu ön plana çıkartmıştır.

Uzmanların görüşlerinden derlemeye çalıştığım bu kötü tablonun daha da kötüleşmemesi için tüm yöneticilerin süratle bu soruna eğilmesi gerekmektedir. Yerel yönetimler ve hükümetin acil planlar yapması ve hayata geçirmesi için sorumluluklarını hatırlatmalıyız. Tehlike gerçekten çok ciddiye alınmalıdır. Yoksa korkarım yakın bir gelecekte, su savaşları filminin gerçeğini yaşarız.

Bu arada, "dişini, çamaşırını, bulaşığını az suyla yıka" önerilerini dikkate almalıyız ancak, asıl sorunu gözden kaçırmamalıyız. Sorun, bu basit önlemlerle çözülemeyecek kadar büyük. Toprak, su ve hava, tüm canlıların ortak varlığıdır, rant aracı olarak kullanılmamalıdır.

 
Toplam blog
: 37
: 1503
Kayıt tarihi
: 26.08.06
 
 

1958 doğumluyum, İzmir'de yaşıyorum. 17 yıl gazetecilik yaptım ve emekli oldum. Şimdi babamın kurduğ..