Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

11 Aralık '07

 
Kategori
Sosyoloji
 

Yarasın tosunuma karpuz kabukları!!!

Yarasın tosunuma karpuz kabukları!!!
 

Kadın ve erkek… Her ikisi de, farklı özelliklerle; fakat aynı şekilde dünyaya gelirler. Günümüzde ise kadın ile erkek arasında ayrımcılık yapıldığını, herhalde hiç kimse inkar etmez. Tabi bu ayrımcılığı, her iki cins arasında var olan fiziksel, duygusal vs. farklılıklar olarak algılamayın. Özellikle “erkek egemen” toplumsal yaşamımızdan kaynaklanan bir sorun olabilir kadın-erkek ayrımcılığı-eşitsizliği. Toplumda kendisini egemen olarak gören erkek cins, ağırlıklı olarak bu sebepten dolayı, kadını kendisinden aşağıda olarak görmektedir.

Kadın-erkek ayrımcılığı daha dünyaya geldiğimiz anda kendini gösterir. Doğumla birlikte dünyaya gelen çocuk eğer kız ise, genellikle aile içinde ve erkeğin (yeni baba olan kişinin) arkadaşlarıyla yapılan sohbetler şu eksende döner. Yeni baba olmuş erkeğe arkadaşları sorarlar: “Oğlun mu oldu, yoksa damadın mı?” Erkek, ne diyeceğini şaşırır. Çünkü erkeklerin birçoğu (istisnalar kaideyi bozmaz), belki de toplumsal baskılardan dolayı, çocuklarının erkek olmasını isterler, ya da en azından çocuklarından birinin erkek olmasını isterler. Sadece bu kadar da değil… Bebek dünyaya gelmeden önce, baba adayı zaten çevresindeki insanlar tarafından motive edilir: “Erkek adamın, erkek çocuğu olur.” Dünyaya henüz gözlerini açmış olan kız çocuk ise, daha dünyaya geldiği anda ayrımcılığın kurbanı olmuştur; fakat o henüz bunun farkında değildir.

Yine aynı şekilde, doğumun ardından devam eder kadın-erkek ayrımcılığı. Şöyle ki, erkek çocuğun hemen hemen tüm giysileri mavi olur. Üstelik sadece giysiler değil, erkek çocuğun yatak takımı, emzik ve biberonu da genellikle mavi olur. Kız çocuk da ise genellikle pembe tercih edilir. Bu durum, çocuk 2-3 yaşına gelene kadar böylece sürer. Neden kız çocuk pembe de, erkek çocuk mavi? Kim belirlemiş bu renkleri? Ya da neden her iki cins arasında böyle bir ayrım yapılıyor?

Çocuk, 6-7 yaşlarına geldiğinde ise mevcut durum daha da ilginç bir hal alır. Erkek çocuklar sokağa, top oynama giderler. Arkadaşlarıyla doyasıya oynarlar, çocukluğa has olan enerjilerini doya doya harcarlar. Kız çocuk ne yapar peki? Evdedir. Annesiyle birlikte ya evde oturur, ya da komşu-akraba ziyaretine gider. En iyi ihtimali düşünecek olursak; ailesinin oturduğu apartmanda kendi yaşıtı ve hemcinsi bir arkadaşı vardır ve onunla birlikte küçük oyuncak bebekleriyle oynar. Zaten ev içinde çocuğun yaramazlık yapması da yasak olduğundan, kız çocuk, çocukluğunun vermiş olduğu enerjisini harcayamaz kolay kolay.

Artık çocuk büyümüştür; ergenlik çağına gelmiş, genç olmuştur. Doğal olarak da karşı cinse ilgi duymaya başlamıştır. Genç erkek, ilk aşklarını, ilk bakışmalarını ve kalbinde duyduğu bu ilk değişik çarpma seslerini ailesiyle rahatça paylaşabilmektedir. Hatta gencin babası, oğluyla gurur duymaktadır. Eee ne de olsa, oğlunun bir kız arkadaşı var artık. Kız ise, bir erkek arkadaşın varlığını ailesiyle paylaşmak bir yana, sınıfındaki erkek arkadaşlarıyla olan diyalogları bile anlatamaz, yasaktır! Çünkü özellikle doğu bölgelerimizde, genç bir kız bir erkekle el ele dahi görünse, “namussuz” damgası bile yiyebiliyor. Erkek yapınca “Aslanım benim, babasının oğlu…”, kız yapınca “Namussuz…” oluyor. Böyle bir şeyi kabul etmemiz, buna kayıtsız kalmamız beklenemez.

Özellikle Doğu bölgelerimizde yaşanan ilginç olaylardan birisi de kız kaçırma olaylarıdır. Burada da ayrımcılık had safhadadır. Genç erkek, kızı kaçırdığında, erkeğin ailesi kızı kaçırmasına yardım dahi edebiliyor. Yardım etmese bile, erkek, kızı kaçırdığında, aile bunu pek yadırgamıyor. Fakat kızın ailesi… Kaçırılan kızın ailesi ise, bu durumu namus davası olarak görebiliyor ve kaçan kızlarını namussuzlukla dahi suçlayabiliyorlar. Acaba kızın ailesinin bir de oğlu varsa ve oğlu kız kaçırmaya kalksa, oğullarına da aynı tepkiyi mi vereceklerdi? Yoksa “Helal olsun” nidalarıyla, onu el üstünde mi tutacaklardı?

Kadın-erkek arasındaki ayrımcılık evliliğin ardında da, çekirdek ailenin içinde devam etmektedir. Evin tüm sorumluluğunu üzerine alan erkeklerin birçoğu, eşlerinin çalışmasına izin vermezler. İzin veren erkeklerin birçoğu da, eşinin her işte çalışamayacağını, örneğin garsonluk yapamayacağını, simit satamayacağını söylerler. Oysa kadın, evinin geçimine yardımcı olmak istemektedir ve eşi tarafından yapılan bu ayrımcılığa anlam verememektedir. Peki erkek… Erkek ne yapsın? Kundaktaki bebekliğinden çocukluğuna, gençliğine kadar ailesi ve çevresinden hep, kadından üstün olduğu şeklinde telkinler alıyor, bu yönde gözlemler yapıyordu. Hele ki, bir de eğitim düzeyini de arttırmamışsa erkek, o zaman babasından ve çevresinden gördüklerini eşine de uygulamaya çalışıyor.

Artık bazı şeylere “dur” demenin zamanı geldi de geçiyor. Uluslararası ortamda kadına yönelik ayrımcılığa karşı birçok girişim olmasına karşın, yukarıda anlattığım sorunlar hala bu ülke de yaşanabiliyor. Maalesef, kadına yönelik şiddet, kadın-erkek arasında var olan ayrımcılık, kadının dışlanması vb. konular bu ülkenin kanayan yaraları konumunda. Tabii bu sorunların sadece eğitimle çözüleceğini söylemek, basit bir kaçamaktan ibarettir. Bu, aslında biraz da bilinç meselesidir. Bilinç de yalnızca eğitimle ortaya çıkmaz. Ülkenin var olan toplumsal ve kültürel yapısı insanları büyük ölçüde etkiler. Eğitim, belki uzun süreçte çözüm olabilir; ama öncelikle biz erkeklerin, kadına karşı bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor.

 
Toplam blog
: 44
: 1133
Kayıt tarihi
: 10.12.07
 
 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümü 4. sınıf öğrencisiyim. Kitap okumayı, yazı yaz..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara