Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

05 Ağustos '10

 
Kategori
Güncel
 

YAŞ; siyasallaşan siyasal iktidar

YAŞ'ta olan bitenlerden hareketle baktığımızda, hükümet, savcılık ve yargı ile işbirliği içinde, askere ve geniş yelpazede sola karşı bir operasyon düzenlendiği şüpheyi de geçmiştir artık.

Askere karşı operasyonun mantığı, askerin laiklik temelindeki, siyasal islamcı görüşe olan karşıtlığının geçmişteki öcünü almak ve gelecekteki gücünü ortadan kaldırmaktır. Aynı şekilde sola karşı da, ideolojileri gereği duydukları hınç ile birlikte -genel olarak solun, ülkenin kuruluşundaki ilkelere, yani en temelde demokratik cumhuriyet ile laikliğe bağlı olduklarından- ülkenin genel kurucu ideolojisine verdikleri desteği, bu kişileri elimine ederek, ortadan kaldırmaktır.

Bu operasyonun hazırlıkları sanırım, hükümetin ilk döneminde hazırlanmış ve ikinci dönemde uygulamaya geçilmiştir.

AKP'yi ve Gülen hareketini bitirme planı diye basına sızdırılan fotokopi ile daha ertesi ya da ikinci gün, hükümet, bu fotokopi ile ilgili kişiler nezdinde askere karşı dava açmıştır. Dünyanın neresinde olursa olsun, eğer askere karşı bir operasyonun bir parçası olmasaydı bu olay, öncelikle bu evrağın gerçek olup olmadığı araştırılır, gerçekliği kanıtlanırsa, kişiler hakkında dava açılırdı.

Hükümetin bu tavrı ve sonraki sayısız olay, ve askerin açık olarak, kendisine yönelik olarak, (ifade etmemiş de olsa, ki etmesi gerekirdi, içinde hükümetin de yer aldığını düşündüğü) bir psikolojik harekatın yürütüldüğünü söylemiş olması (artık buna psikolojik harekat demek de hafif kalıyor diye düşünmeleri gerekir) bir operasyonun olduğunu göstermektedir.

Şimdi siz bu süreci yaşanmamış gibi düşüneceksiniz, bütün olayı, salt, hakkında yasal bazı işlemler yürütülen kişilerin, açığa alınmalarına, terfi almamalarına indirgeyeceksiniz ve sonra da, asker istediğini yapamadı diyerek, bunu demokrasinin bir başarısı olarak göreceksiniz ve göstermeye çalışacaksınız. Peki gerideki bu operasyona ne diyeceksiniz? Ya operayonun bir parçasısınız, ya da sizde bir fare zekası var.

Bu gelinen nokta, benzetme yaparsak, tabaktaki peynir değil, kapandaki peynirdir. Bu olanı demokrasinin bir başarısı olarak görenler peyniri yutmuş ama kendisi de yutulmuş olan fareden öte değildir.

Asker, açıklıkla, süreci, eğer hükümetin de içinde olduğunu düşünüyorsa, somut ve anlaşılır bir şekilde bir operasyonla karşı karşıya kaldığını halka duyurmalıdır. Askerin yapması gereken budur. Yoksa, hakkında soruşturma açılmış kişileri korumak değildir. Çünkü, böyle yapıldığında, bu da bir tür, peyniri yutmuş, ama kendi de yutulmuş fare konumuna denk gelir. Basının sokmaya çalıştığı ve olaylardan edinilen izlenim de budur. Sanki, asker hakkında dava açılmış kişileri terfi ettirmeye uğraşmış gibi görünüyor.

Asker, tuzağı görüp peyniri yutmamalı, ama tuzağı kuranı yutmalıdır. Bunun tek yolu da, yargının ve hükümetin de içinde olduğunu düşünüyorsa, buna ilişkin kamuoyuna açıklama yapmalıdır. Nasıl ki, bir fotokopi üzerinden hükümet askere dava açabilmiş ve kurumunu harcamışsa, asker de hükümeti harcamalıdır. Kararı halk vermelidir. Olay o noktaya gelmiştir.

Yargının siyasal gücün buyruğuna girmiş olması, açık bir diktadır.

Türkiye'de böyle bir diktanın varlığını yararlı görenler olabilir, askere karşı; askerin ülkenin yapısallığındaki yerini destekleyenlere karşı; onun ötesinde, ülkenin kurucu ideolojisine karşı (yani onun laiklik ilkesi ile ulus-devlet ilkesinin esnekleştirilmesi amacıyla) böyle bir siyasal pozisyonu destekleyenler olabilir.

Ama bu hiç kuşkusuz, bunu savunanlara göre devrimsel bir şeyken, gerçekte, diktacıdır, anti demokratiktir, hükümetin, kendisine tanınan siyasallığın ötesinde siyasallaşmasıdır, yani hükümet darbesidir.

Bu siyasallaşmayı destekleyin ama bunun demokratik bir süreç olduğunu söylemeyin.

Referandumda, AYM'nin yapısı, öncekinin tersine, yargıdan gelenlerin çoğunluğunu içermiyor, cumhurbaşkanının yetkisini oransal ve sayısal olarak birinci konuma getiriyor. Buna hükümetin gücünün yansıdığı kaynaklardan gelen üyelerle birlikte, cumhurbaşkanı da aslında hükümetin gücüyle bağlantılı olarak görev alıyor, AYM, meslekten yargı üyeleri dahi olmadan, büyük ölçüde hükümetin insiyatifinin eline geçiyor.

Düşünün, hükümet, yargıyı da siyasallaştırarak, halkın kendisine vermediği bir siyasallaşma yaşıyor, yani aslında, geçmişte askerin siyasete yaptığı darbeyi, hükümet bu sefer, askere ve diğer sivil yapılara yapıyor.

AYM'nin de bu kafadaki hükümetin eline geçmesi halinde, bugüne kadar bu hükümeti desteklemiş olanları da aşacak kararlar almak üzere harekete geçeceğinden hiç kuşku yok.

Denebilir ki, A kişisi iyi adamdır, o böyle bir şey yapmaz.

Parçalara ruhunu veren bütünlüktür, sistemdir. Siz hangi toplumda yaşıyorsanız, o toplumun ruhunu alırsınız. Nasıl bir siyasal rejimin olanaklarına sahipseniz, onları zamanla kullanır hale gelirsiniz.

Türkiye'yi, siyasallaşmış bir hükümetin diktacı yönetimi bekliyor, tek engel, AYM'nin yeni yapısının yürürlüğe girmesi ve partilerin işlediği suçlar nedeniyle, haklarında dava açılabilmesi için meclis onayına gerek göstermesinin sağlanması.

Son söz, deniyor ki, askerin artık siyasetten eli ayağı çekiliyor, sivilleşiyoruz. Olağan makul ve meşru süreçlerden geçmeyen bu yapılanların askeri çok daha siyasallaştırdığına hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

 
Toplam blog
: 467
: 1012
Kayıt tarihi
: 21.10.07
 
 

Ankara'da yaşıyorum. Çeşitli güncel konularda, zaman zaman "Neden olaya böyle bakılmıyor?" diye düş..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara