- Kategori
- Gündelik Yaşam
Yazsam Roman Olmaz

Hayatımı yazsam roman olur diyenlerin eskisi kadar çok olduğunu düşünmüyorum. Zira iletişim araçlarının artışıyla insanlar bir çok hayatı inceleme ve bir çok yaşamın sırlarına vakıf olma şansına sahip oldular. Dolayısıyla hayatlarının diğerlerinden pek farkı olmadığını da öğrendiler.
Kıymetli meslektaşım Dr.Atanur Yıldız’ın son blogunu (link) okuduktan sonra yaşadıklarımızın ne kadar benzediğini görünce ben de “yazsam roman olmaz” noktasına geldim. Madem roman olmayacak bari kısa öykü yapayım istedim. Ona da ruh halim izin vermedi.
O zaman Kıymetli meslektaşım Dr.Atanur Yıldız’a söz verdiğim üzere hayatımın şanssızlık olarak adlandırılabilecek kavşak noktalarından (az bir kısmı) örnekler vereyim dedim. Sevgili Yıldız özetle meslek hayatı boyunca bir takım şanssızlıkların yakasını bırakmadığından dem vuruyor ve emekliliğinde de Milliyet Blog serüvenindeki hayal kırıklığından bahsediyordu.
Muhtemelen hepimizin hayatında şanssızlık olarak değerlendirdiğimiz dönemler olmuştur. Blog dünyasında da zaman zaman beklentilerimizi belki de yüksek tuttuğumuz için hayal kırıklığına da uğramışızdır.
*
İşte hayatımın bazı –şanssızlık– kavşak noktaları..
Lisedeyken dershaneler yeni açılmaya başlamıştı, 80 li yılların sonlarıydı. Ailemin maddi durumu iyi olmadığından tabi dershaneye filan gidemedik. Bırakın dershaneyi kitap bile alamadığım zamanlar oldu. O dönemlerde yeni yeni çıkan Üniversiteye Hazırlık Dergilerinden bir tanesine zar zor abone olmuştum..
Üniversite yıllarında da şanssızlıklar beni bırakmadı. Ya da bana öyle geldi. Tabi o sürecin içindeyken yaşananların hikmetini kavrayamıyor insan. Şimdi salim ve kamil kafayla düşününce daha farklı görüyorum bazı şeyleri. Her neyse..
Mesela ilk yıllarda barakalarda ders yaptık. Tam dersliklerimiz tamamlandı ve yeni dersliklere taşınacakken bizim stajyerliğimiz başladı. Yani o bilindik üniversite ortamından uzaklaşarak hastane ortamına taşındık. O da binbir çileli bir şeydi. Polikinikler bir yerde, klinikler bir yerde, arası otobüsle 1 saat.. Haydi poliklinikten çık otobüs (baya paralı otobüs) vasıtasıyla kliniğe avdet et, oradan çık gerisin geriye gel.. Fena ki ne fena..
Biz okulu bitirdik, hastane yeni binasına taşındı. Hem de ne yeni! Saymadım ama 15 kattan fazla sanırım :) Şimdi çok sene geçti aradan, unutmuşum. Biz okulu bitirdik diye hem derslikler yeniden yenilendi, hem hastane yenilendi, hem de Merkezi derslik-Hastane-Morfoloji Binası arası yollar gıcır gıcır oldu. Oysa biz oraları yağmur çamur vaziyette geçmiştik..
Sonra uzmanlık eğitimi başladı.. Ufak bir hastanemiz ve doğal olarak ufak bir kliniğimiz vardı. Malzeme yok, teknoloji az.. Teknisyenlerimiz olmadığından ve yine yardımcı personel yokluğundan tüm angaryalara asistan olarak biz baktık. Hasta taşımak filan iş değil bizim için. O derece yani..
Asistanlık bitti, hastane yeni binasına taşındı. Şıkır şıkır malzemeler, gıcır gıcır odalar, yeni teknolojik imkanlar filan.. bize görmek nasip olmadı tabi..
Memuriyete ilk başladığımda o zaman göre dolgun bir maaşımız vardı. Şükür ihtiyacımıza yetiyordu (bekar bir adamın ihtiyacına) ama sonradan bir baktım ki benimle aynı durumda ve konumda olan meslektaşlarım özel muayenelerle filan gelirlerini üçe dörde katlıyormuş.
Ben bunu öğrendiğimde TUS’u kazanıp asistan olmak üzere pratisyenliğe veda ediyordum. Asistanlıkta yine maaşa talim. Üç kuruş da döner sermaye gelirimiz vardı. Bugün iki öğün yemek yiyebileceğiniz bir miktar işte. Ana! Duydum ki başka fakültedeki asistan arkadaşlarım neredeyse maaşın yarısı kadar döner sermaye geliri alıyormuş( O zaman performans yok, hastaneler arası dengesizlik vardı). Şok şok..
Uzman oldum, aynı dert devam etti. Her nereye gittiysem en az kazanan hep ben oldum. Sık yer değiştirmiş olmamın da etkisi vardı ama gittiğim yerlerin de etkisi yadsınmazdı. Emsalimiz bir başka hastanedeki arkadaşım benden iki kat fazla kazanıyordu. Yani aynı işi, aynı yoğunlukta yapıyorduk ama onun hastanesi daha fazla döner sermaye dağıtıyordu.
Zaten özelde yahut muayenehanede çalışarak daha fazla kazananları hesaba katmıyorum. Öyle bir niyetim olmadı hiç. Olmaz da..
Daha neler var neler.. Gördüğünüz gibi sevgili Yıldız.. Hayatın içinde yaşanan bazı şeyler benzer. Ne ki kimimizde az kimimizde çok.
O yıllarda şimdiki gibi maneviyatım güçlü değildi (sanki şimdi çok güçlüymüş gibi konuştum, kıyaslama yaparsak o zamana göre şimdi daha iyiyim diyelim en iyisi). Ama yine de kadere razı gelirdim. Bu da yaratılışımdan gelen bir şey herhalde (çok mu kaderciymişim :)).
Şimdi geçmişe bakınca hangi merhalelerden geçtiğimi daha iyi görüyorum. Ancak hangi merhalenin bana hangi meziyeti kazandırdığını, hangi zorluğun tekamülümün hangi aşamasına etki ettiğini tam olarak çözebilecek kabiliyete erişemediğim için o derinlikte bir tefekkür ziyafeti çekebilmiş değilim. Şimdilik.. İnşallah bir gün onu da yapabilirim.
Daha lafı Milliyet Blog’a getirecektim ama yerimiz bitti. O da bir dahaki sefere..
Sevgi, hürmet ve muhabbetle..
Murat HACIOĞLU
İstanbul / 7 Mayıs 2011