- Kategori
- Güncel
Yeni baskılara “hayır” demek adına!

İşsizlik başta olmak üzere ciddi sorunlarla boğuşan Türkiye’nin son altı ayı AKP’nin “bekası” için gündeme sokulan anayasa değişiklikleri nedeniyle heba oldu.
Bu sürede geleceğe dönük hiçbir yatırım, hiçbir siyaset ortaya konmadığı gibi sandıktan çıkacak sonucu etkilemek üzere akıl almaz manevra ve taktiklerle eldeki kıt olanaklar da hovardaca harcandı.
AKP sonucun “evet” çıkması adına her türlü hukuku ve teamülü çiğneyerek hükümetin ve devletin yetkilerini alabildiğine kullandı.
Bir kısım vali ve kaymakam yasal sınırları aşarak, kamusal yetkilerini “evet” oylarını artırmak üzere kullandı.
Devrimcilerin, Kürtlerin ve ülkücülerin 12 Eylül Faşizmi altında yaşadığı insanlık dışı işkence ve baskılar siyasi çıkarlar uğruna alabildiğine sömürüldü.
1 Mayıs’larda, KESK eylemlerinde, Tekel direnişlerinde muhaliflere ve emekçilere polis marifetiyle kan kusturan AKP hükümeti, “12 Eylül’le hesaplaşmak” retoriği üzerinden tarihi yalanlara tavan yaptırdı.
Medya üzerine kurulan egemenlik ve korku ağıyla “hayır” politikasının bütün söylem ve etkinlikleri engellendi.
Şehirlerin hemen bütün reklam panoları yüksek rakamlarla bloke edilerek tek sesli hale getirildi.
Muhalefetin sokaklarda sürdürmek istediği pek çok “hayır” kampanyası polisin hukukdışı müdahalesiyle gerçekleşemedi.
Hukukun üstünlüğüne inanan yargı çevrelerinin kurduğu ve Türkiye’nin yurtdışındaki itibarını yükselten YARSAV Derneği, Başbakan ve çevresi tarafından yargısız infaza tabi tutuldu.
AKP’nin yandaş medyası altı ay boyunca Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSYK gibi anayasal kurumların üyeleri ve kararları hakkında son derece ölçüsüz bir karalama kampanyası yürüttü.
Hedef gösterilmek suretiyle yargı çevresi ısrarla siyasetin içine çekilmek istendi.
Geçen ay Rutin şekilde yapılması gereken hâkim ve savcı atamaları, AKP’nin istediğini alamaması üzerine engellendi.
Başbakan Erdoğan, Eskişehir Emniyet Müdürü iken yazdığı bir kitapta poliste ve yargıdaki Fethullah tarikatı örgütlenmesini açığa çıkaran ve devlet kurumlarının çürüdüğünü anlatan Hanefi Avcı’nın haddini aştığını söyledi.
Son altı ayda aklımda kalanlar bunlardı.
AKP hükümeti bu sürede işsizler için bir çareyi, memurlar için insanca yaşanacak bir ücreti, asgari ücrete mahkûm emekçiler için bir iyileştirmeyi, emekliler için yeni bir katkıyı konuşmadı.
Varsa yoksa yargının hükümetin politikasına verdiği “zararlar”(!) gündeme sokuldu.
Yani IMF, ABD ve AB’nin istediği yıkım politikalarına verdiği bazı kararlarla taş koyan yargı hedefe konuldu.
AKP sunulan yasa önerilerini tartışmadan onaylayan üyelerinin çoğunlukta olduğu TBMM gibi bir meclis ya da üyelerini kendi belirlediği YÖK gibi bir yargı istiyor.
Sicilinden terfisine, atamasından kararlarına kadar bütün yargıçların yazgısına hükmetmek istiyor.
Bütün medyayı, reklam panolarını, iletişimi tek taraflı kullanıp, itiraz edene gözdağı vererek, sözde bizi “evet” oyu kullanmaya davet ediyor.
“Baskılar bizi yıldıramaz” sloganıyla demokrasi mücadelesi veren bir kuşağın temsilcisi olarak ben gururla serbest irademi kullanarak “hayır” oyu vereceğimi söylüyorum.
Siyasette pek çok hata yapmasına karşın halkımızın çoğunluğunun da benim gibi düşündüğünü görüyorum, izliyorum.
Hak aramada iyi kötü bir umut olduğunu düşündüğüm yargının siyasallaşmaması adına, devlet kurumlarının çoğunu ele geçiren tarikat örgütlenmelerinin en azından yargıya fazla sızmaması adına, oyumu “hayır” olarak kullanacağım.
Bu arada herkesin Ramazan Bayramı’nı kutluyor, hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir Türkiye’de sağlık ve huzur dolu günler diliyorum.