Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Eylül '08

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
481
 

Yeter artık! Türkiye nereye?

Yeter artık! Türkiye nereye?
 

Ya ölüyorlar; ya öldürülüyorlar.


Gün geçmiyor ki daha bir kaç yıl öncesine kadar yılda üç beş basit olay dışında olay olmayan Manavgat’ta günde olay olmasın.

AB uyum yasaları çerçevesinde birçok yetkisi elinden alınan ve kimlik bile soramayan polis, dalı budağı budanan ve hiçbir şey yazamayan basın, suçu şahitlerle sabit olsa bile evlerden çıkarılamayan neyidüğü belirsiz kiracılar ve tıpkı her iki kişiden birinden oy alan AKP gibi nerdeyse her iki gencinden biri uyuşturucu, hap, esrar kullanan gençlik.

Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz. Bizi kim koruyacak. Daha iki gün öncesinde gazetelerin baş sayfasını süsleyen, fuhuş çetesinde adı geçen emniyet müdürleri mi, yoksa nerdeyse tüm yetkisi elinden alınan polis mi? Sizinde şahit olduğunuz üzere on gün önce işlenen cinayet olayından sonra kanaat getirdim ki, bugün nerdeyse tüm yasalar suçluyu korur nitelikte.

Son olayla ilgili savcıya gidiyorum, diyorum ki olay belli, cinayet işlendi, üç dört tanık ve teşhis var, bütün mahalle diken üstünde. Bana bir kağıt verin, muhtara vereyim, muhtarla ve emniyetin yardımıyla bu insanları bu mahalleden atalım. Benim öyle bir kağıt vermeye yetkim yok, sonuçta katil yakalandı avukata gidin diyor. İyi tamam da. Bunun etrafındaki insanlarda temiz değil. Şu şu şu olaylardan yargılanmışlar ceza almışlar, yatmışlar çıkmışlar. Üstelik uslanmamışlar hala ve tüm hızıyla olaylara devam ediyorlar ama biz bu insanları evden atamıyoruz öyle mi? Ya da emniyet. Şimdi sormak istiyorum ülkemin mahkemelerinde bir dava kaç yılda sonuçlanıyor. Eğer o kadar basitse buyrun siz yaşayın aynı apartmanda ve siz uyuyun gönül rahatlığı ile.

Ardından bugün kaymakamlığa gidiyorum. Özel kalem müdürü ile görüşüyor aynı şeyleri yineliyorum. Sözünü ettiğiniz dosyaların hepsi bizde var, biliyoruz diyor. Siz isterseniz beş yüz imza toplayın fark etmez. Tamam, biz alırız dilekçenizi, alırız ama gelip kiracıyı evden çıkartamayız diyor.

Emniyet sen fazla dikleşme, zıtlaşma. Merak etme onlar deşifre oldu. Artık orada barınamaz yakında kendiliğinden çıkar gider diyor.

Ben bugün bunlarla uğraşırken, öğleden sonra uğradığım bir reklam müşterim, bir saat önce yine bir olay oldu, haberin yok mu diyor. Allah Allah diyorum. Yok, ne oldu? 17-18 civarlarında 22 yaşında bir genç dördüncü kattan kendini attı ve öldü diyor.

Hemen oradan çıkıp 19 sıralarında olay yerine gidiyorum. Olay olmuş bitmiş. Bir saat deği 2:5-3 saat olmuş. Yerde keskin bir kan kokusu, gençten kalan ayakkabılar , kanlı gazete sayfaları ve etrafta endişeli insanlardan başka bir şey yok. Olayı araştırıyorum. Genç psikolojik sorunları olan, sık sık evin kapısını bacasını indiren, en son 20 gün önce kapıyı söküp aşağı atan, emniyet kayıtlarına geçen, geçen hafta Manisa Ruh ve Sinir hastalıklarına giden ama hastaneye alınmayıp bir gün sonra geri dönen, ev sahibine sen annemi evden çıkarma, ben başka ev bulup oraya taşınacağım diyen, eşinin yaklaşık beş altı ay önce terk ettiği veya kızın ailesinin aldığı, ondan sonra küçük kardeşiyle yaşayan annesinin yanına geldiği, psikolojik sorunlarının arttığı, annesinin bir kez boğazını sıktığı, ev sahibinin beyanına göre: annenin; ölse de kurtulsam dediği ve bugün annenin işte olduğu bir sırada, kimisine göre en üst katta olan evlerine tavandan girmeye çalışırken, kimsine göre de intihar ederek yirmi iki yıllık yaşamına son noktayı koyan genç.

Anlatılanlardan ve davranışlarından, ev sahibinin beyanından gencin uyuşturucu kullandığı, o yüzden akli dengesinin bozulduğu ve en sonunda da bu sonla karşılaşıldığı anlaşılıyor. Ki bugün haberdeki arkadaşımız görmüş ama çekememiş, Manavgat köprüsü üzerinde hiçbir şey konuşmadan elden ele hap alışverişi yapıldığını ve şahısların gayet rahat, hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gittiklerini.

Bu kadar beyanlar var, beyanı bırakın belgeler var, emniyette aşağı yukarı hepsinin eşkali ve bir çoğunun suç dosyası var ama bu şahıslar gayet rahat bu işleri yapabiliyor. Hatta bazı zamanlar parklarda açık alanlarda gayet açıklıkla esrar çekebiliyor. Binlerce aile perişan ve olayların önü bir türlü alınamıyor. Polis yakalıyor, bir yorumumda da dediğim gibi ilk suçlarıysa eğer, altı ay hapis cezası veriliyor, hapis cezası para cezasına çevriliyor ve serbest bırakılıyor. Tacirler bunu bildiğinden her gün yeni gençleri tuzağa çekip her türlü pislikte kullanıyor. Ne doğru dürüst tedavi merkezi var, ne de üç beş yıl öncesine kadar bu tür olaylarda adı geçmeyen Manavgat gibi ilçelerde bile can ve mal güvenliğinden söz etmek mümkün. Çocuklarımızı sokağa salarken artık bir değil bin kez düşünmek zorundayız. Sabahın köründe okula giden, okuldan çıkıp dershaneye koşan, akşamın karanlığında eve dönen çocuklarımızı anne baba olarak her gün elinden tutup okula getirip, götüremeyeceğimize göre en iyisi sokağa çıkarmayalım bari. Bu mudur yani?

Şimdi bir de bişey çıkmış. Üç grama kadar serbestmiş. İçiciliğe giriyor ve hiçbir işlem yapılamıyormuş. Eee bu ne demek oluyor o zaman. Durmak yok yola devam. Üç grama kadar üstünüzde taşıyın, gerisi kolay. Öyle mi?

Gerçi öyle mi diye sormama gerek yok öyle. Polislere ne yapıyorsunuz bu durumda diyorum. Ne yapacağız. Şikâyet olunca alıyoruz, öbür mahallede bırakıyoruz. Biz bırakmasak savcılık bırakıyor diyor.

Demem o ki gidişat hiç iyi değil. Ceza usulleri yeniden biçimlendirilmeli. Bak bi daha bu işlere bulaşırsan seni içeri atarım korkutmacalarına son verilmeli, acilen tedavi ve rehabilite merkezleri kurulmalı, özellikle ve ilk defa tuzağa düşüp bir şekilde emniyete düşen çocuklar, gençler bu merkezlerde tedavi edilmeden ailelerine bile teslim edilmemeli ve tabii ki en önemlisi uyuştururcunun kökü kesilmeli.

Maşalarla, kurbanlarla değil, başlarla uğraşılmalı. Her nereye kadar gidiyorsa ucu? Yoksa bu gidişat gidişat değil. Bu biçimde giderse daha çok çoookkk başımız ağrıyacak. Daha çok cinayetler işlenecek. Daha nice genç kız ve erkek fuhuş sektörüne itilecek ve Türkiye’nin başı çok çok fena ağrıyacak. Durum vahim.

Ayrıca her kimin olursa olsun bu işe aracılık eden oteller afişe edilmeli. Kaç yıldızlı olursa olsun, gerekirse kapısına kilit vurulmalı. Bu işi yönlendiren ve yönetenler afişe edilmeli. Şehrin göbeğinde bir otel fuhuş yuvası gibi çalışamamalı.

Sevgiler, saygılar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu yaz gelmiştim manavgat'a, oradan side'ye, Paloma beach. Galerinde yayınladığın resimlerin bazıları tanıdık. Fakat şu dikkatimi çekmişti. Side ve içinden nehir geçen güzelim manavgat, insanlar nerelerden gelip doluşmuşlar, saat 23.00 den sonra tehlikeli sokaklar. Yazık... Ne kadar çabalarsanız çabalayın yeniliyor yoruluyorsunuz. Sanki Türkiye'de bütün yasalar kötüleri kollamak için yapılmış.

Ahmet KARAKAYAN 
 10.09.2008 11:37
Cevap :
İşte o güzelim Manavgat ve Side yoğun göçler sonrasında bugün bu hale geldi ve henüz kimse tehlikenin ne denli büyük olduğunun farkında değil. Ciddi adımlar atılmıyor. Manavgat ve Side'nin bu hale geleceğini 10 yıl önce biri söylese kimse inanmazdı. Genel olarak Türkiye'nin hali de pek farklı değil ama... Bakalım ne zaman ciddi adımlar atılacak.  10.09.2008 11:44
 

Bu sorun, iki başlı bir sorun. Birincisi insanları suça iten "güç"ler; ikincisi de suç işlemek için her türlü nedeni bulunan insanlar! Suça neden olan sorunlar bir tane, beş tane, on tane değil ki.. Ekonomik, kültürel, sosyal, psikolojik, ahlaki vb. üst başlıklar altında incelemeye kalkışsak, kimbilir ne alt başlıklar çıkar bunlardan. Bir de bütün işi gücü, insanlara suç işleterek kâr etmak olan alçak tayfa var. Zaten bunlar pusuda bekliyor. İşimiz zor! Ee oturacak mıyız öylece? Tabi ki hayır. İkinciyle uğraşmaya gücümüz yetmez, ayrıca üstümüze vazife de değil, yetkimiz de yok. Ama, suça neden olan sorunları masaya yatırarak başlayabiliriz. Tabi bu sorunların üstesinden nasıl gelinebileceğini de.. Bu kadar.. Gerisi bizi aşar. Sevgiler, saygılar..

zelinartug 
 08.09.2008 1:47
Cevap :
O üst başlıkların hammaddesi sayılabilecek sorunlar çözülse zaten, ya da olmasa bu sorun da her geçen gün büyümez. Fakat üst başlıklarda toplanan o sorunlar bırakın çözümlemeyi daha sorun olarak bile ciddiye alınmış değil. Umarım daha fazla geç kalınmadan bu konuda ciddi adımlar atılmaya başlanır. Umarım bu adımlar sorunu tamamen çözmeye yetmese de, azaltmaya yeter. Katkınız için teşekkürler. Sağlıcakla...  08.09.2008 17:53
 

Bizdeki demokrasi amerikada bile yok arkadaş yani. Orada suçluların ödü kopar polisten mahkemeden. İnanın ki bizde suçluların yuvası dinlenme yeri olmuş hapishaneler. Adamın mahkeme polis hakim korkusu yok. Zaten hapishaneler çiftlik olmuş. İçeride ne ararsan var. Yani böyle demokrasi dünyanın hiçbir yerinde yok inanın buna. Ben klasik olanı severim. Evet demokrasi de olsun da. Birazda eski devlet ağırlığını görelim. Biraz da suçluları titreten o eski kanun adamlarını hapishaneleri görelim ki caydırıcılık olsun. Suç işleyecek adam iki defa düşünsün. Avrupa ve amerikada hala böyledir. Biz daha mı fazla demokratik olduk? Yoksa ipin ucu kaçtı da haberimiz mi yok?

Mustafa Özay 
 07.09.2008 12:47
Cevap :
İpin ucu kaçtı Mustafa Bey. Hem de fena kaçtı ve kimse bu şahıslarla uğraşmak istemiyor artık. Emniyet bıkmış, polis bıkmış, hastaneler zaten yetersiz bu konuda. Yeterli deneyimleri yok sanırım. Türkiye’nin büyük şehirlerinde olan bir kaç hastaneden başka. Sanırım biraz da korku ve çekince var. Sonuçta onlarda insan mı diyelim, ne diyelim bilmiyorum ki. Diğer önemli nokta, polisler yakalasak ne olacak savcı bırakıyor diyor. Zaten suçluların hepsini içeri atsan sanırım hapishaneler de yetmez. Suçlular öyle bir avukat kesilmiş ki üstelik kanunların içini, dışını, en ufak boşluğunu biliyor. Çoğu avukattan daha yetkin hepsi. Gire çıka öğrenmişler. Sen ben bilmeyiz inan onların bildiklerini. Üstelik çoğu altı ayı geçmeyecek suçlar işleyip kışı hapishanede geçirmeyi meslek edinmiş. Dediğiniz gibi her şey var. Ekmek elden, su gölden. Türkiye’nin asıl çalışanı %40 yi geçmez sanırım. Diğerleri onların üzerinden geçiniyor. Dediğiniz gibi onlar için bulunmaz hint kumaşı, cennet Türkiye. Saygılar  10.09.2008 21:21
 

Tatil dönüşü böyle haberlerle karşılaşmak insanda ne keyf bırakıyor ne birşey .Aileler yakınında olan bu gelişmelerden çok rahatsız çocukları için endişeli zira söylediğiniz gibi başıboşluk almış başını gitmiş mahkemelerde arşivler dosyalarla dolup taşıyor. Caydırıcılık yok. İnsanlar huzursuz. Maalesef durum bu gidişle çocuklarımızın başında nöbet tutmakta yeterli olmayacak. Radikal çözümler şart... Tatil beldeleri de tatsız beldeler olup çıktı hergün bir olay... sonumuz hayır olur inşallah. Selamlar..

Bumerangs 
 06.09.2008 0:17
Cevap :
Önlem alınmadıkça, uyuşturucu belası ile mücadele ciddiye alınıp kriz masası oluşturulmadıkça, "tıpkı doğal afetlerde olduğu gibi" bu bela ile ilgili ciddi çalışmalar yapılmadıkça bu kendiliğinden çözülecek bir sorun değil. Uyuştucu öyle bir rant haline gelmiş ki; ne hayatının baharında bu belaya bulaştırdıkları gençler umurunda tacirlerin, ne de aileler. Kimse bu konuda üstüne düşeni yapmıyor, yapmak istemiyor. Fakat sorundan kaçmak, sorunu görmezden gelmek öyle ağır faturlarla çıkacak ki bir gün herkesin karşısına, umarım o zaman bu faturaları ödeyebilir bu sorunu ciddiye almayanlar. Sevgiler, saygılar.  08.09.2008 17:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 669
Toplam yorum
: 6100
Toplam mesaj
: 564
Ort. okunma sayısı
: 1493
Kayıt tarihi
: 19.01.07
 
 

Bir on dört mart sabahı güneş henüz arz-ı endam ederken üzeri yongalarla kaplı, küçük pencereli, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster