Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Türkiye'nin iki ucundan iki siyasetçi kadın ve bu ülkenin ana sorunu!

Sayın Hocam, yine ilginç bir yazınızı daha okudum, keyif aldım, teşekkür ederim. Ben de bu ülkenin batı ucunda yaşayan ortalama bir Müslüman Türk insanı olarak, bu iki kadın siyasetçi figüründen hangisini kendime yakın buldum, biliyor musunuz, cevabım şudur: Tabirinizle "Türk olmadığı kesin, Müslümanlığı kendine ve Allah'a malum Gülten Kışanak; Türk(çü)lüğü kesin ve Müslümanlığı da kendine ve Allah'a malum Birgül Ayman" her ikisi de bana aynı yakın ve aynı uzak duruyor; siyasi duruşlarını tasvip etmesem bile... Bunun nedeni, sizin doğduğunuz Orta Anadolu topraklarında, bizim doğduğumuz Batı Anadolu topraklarında ve şüphesiz onların doğduğu Doğu Anadolu topraklarında hep çilekeş analarımızın yüzüne bakarak büyüdük de ondan mı dersiniz... HOCAM; inanın siz de Bendeniz'in gözünde aynı şekilde duruyorsunuz, elleri öpülesi Analarımızın hatırına, emin olun! :) Önceki yorumlarımı onayladığınız ve yayımlanmasını sağladığınız için şükranlarımı sunarım Hocam, saygı, sevgi ve selamlarımla... A.AK

01 Şubat 2013 19:29
Makamlar geçicidir; adamlık bakidir!

Sayın Hocam, iyi ki size rastlamışım "blog"lar arasında! Yazılarınızı bir bir okuyorum. İmla hatasız ve akıcı üslupla yazıyorsunuz. Sizi okurken yorulmuyorum, bilakis düşünüyorum, teşekkür ederim: Sayın Şahin'le ilgili görüşlerinize katılmamak elde değil, işte bu! :) Sayın Bakan'la ilgisi yok, arkadaşım şöyle bir şiirini gönderdi bana: "Göbek havası mı sandın bunları behey sersem! Bunlar yok olan bir milletin kurtuluşunun türkü olmuş simgesi, destansı haykırışlarıdır." Sözün özü; "İşte siz öyle kişilersiniz ki onları seversiniz. Onlar ise sizi sevmezler. Siz kitapların hepsine, hakikat bilgisinin tümüne inanan ve iman edenlerdensiniz. Sizinle karşılaştıklarında yüzünüze gülerler. Yalnız kalınca da size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki; "Kininizle kahrolun!" Şüphesiz Rab'bim varlığınızın gerçeği olarak içinizdekini bilir." (Âl-i İmran 119)Değerli Hocam, ilgilenir ve onaylarsanız, yorumlarım yayımlanacak. Tenkitlerinizi beklerim. Aksi halde samimiyetten söz etmek zor. A.AK

01 Şubat 2013 15:40
Hükumet'in "üç beyaz"la savaşı başlıyor!

Sayın Hocam, merhaba; fakir adam şimdi demeyecek mi "biz beyazı yedik de siyahı mı kaldı?" Tarih elbet hesabını cümlesinden soracak. Üstelik, DuyguCan da duymuş; ülkemizde tarım da hayvancılık da bitmeye yüz tutmuş. Dünyada bu kadar verimli toprak var mı, toprağa taş atsan çiçek olmuyor mu? Ülkemde tarımı bitirmişiz. Saman yokmuş mesela. Samanlık seyran da olmuyormuş artık; "Saman üzeri saadet peşinde olanlara" duyuruyor Can! Saman yok yani, bizim buğdayımızı hayvan yiyormuş, beyaz ekmek de zaten yavaş yavaş hayal oluyormuş. "Bize ne kalıyormuş" arpa! Arpamız fazla gelecek ama artık bize sadece arpa! "Arpanın ekmeği de zaten oldukça karanlıkmış." Kararın nedenini anladınız mı şimdi?! Yani yozlaşmanın, beyazdan siyaha geçmenin egemen olduğu günümüzde açık renkli bir şey kalmasın (!) Kimse şeffaf olmasın (!) 100 mumluk ampuller bile "ses" vermiyor artık. Yazınızı okudum, yararlandım, teşekkür ederim Hocam, amacım sizi incitmek değildir; saygı ve sevgilerimle.. A.AK

01 Şubat 2013 15:22
Terör konusundaki şanssızlığımız nasıl şansa dönüştü!

Görüşünüze katılıyorum Hocam; bugün bu ülkedeki iktidar, illegal devlet yapılanmalarının mağdurlarından biridir. Bu yüzden, öteki mağdurları da iyi anlamakta ve tüm mağduriyetlerin giderilmesi için çalışmaktadır. Devletin "derin güç"lerin elinde olduğu zamanlarda şanssızlık olan bu durum, artık ülke için bir şanstır. Örneğin "Maliye'deki Kast"ın elim bir ızdıraba yol açtığını söyleyebilen Sayın Başbakan bürokratik oligarşiyi de yüreklice deklare etti. Bu ülke insanının büyük çoğunluğu, etnisitesi, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun tüm mağduriyetlerin giderilmesinden yanadır. Örneğin otuz yıllık kandan sorumlu olanların, bugün bunu bir "kan davası"na dönüştürmeye çalışmaları bu ülkenin çoğunluğu Müslüman olan halkı tarafından elbette kabul ve destek görmüyor. Bir de iktidara yamanmış olan dünün mücahitleri, bugünün müteahhitleri de bertaraf edilebilse!! İktidar partisinin hem Türklerden, hem Kürtlerden en çok oy alan parti olması çözüm için büyük bir şanstır aynı zamanda. Umutluyuz. A.AK

01 Şubat 2013 11:54
Tarihi ters çeviren yazılar/ Müslümanlar hayvanları sevmiyorlar

Elbette burada okuduklarımız ispatlı, delilli değil; sanmaktan ibaret. Genel olarak bütün dinlere özgü pek fazla "hayvan sevgisi olmadığı görüntüsü" de "nereden baktığımıza" bağlı: İşin özünü "kutsal öğretilere" bağlıyoruz ama "pek de okumadığımızı" itiraf edebiliyoruz. Kuran’da hayvanlardan bahseden ayetler var, olmaz mı!... "İsmail’in koçu" bunlardan yalnızca biridir. "Yani, ya var bize aktarılmıyor ya da yok." diyorsak işte kırılma noktası budur. "Her birimiz elimizde var olan Kuran'ı okumuyoruz ama yüzlerce defa vaaz ve konuşma dinliyoruz." Taş da geçer, toprak da geçer; hayvan da geçer. "O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır." (Secde: 7) "Hayvanları da o yaratmıştır" (Nahl: 5)Evet, görüşünüze katılıyorum; dinde sorun yok, "dinistlerde" sorun var, ilk emri yerine getirmeyen ve okumayan bizlerde sorun var! Ne iyi ettiniz de bu konuyu açtınız. Bu yazıyı benim yorumuma kadar okumuşsanız, siz zaten sorunu çözmüşsünüz. Geriye "akletmek" kalır (Yunus: 100) Tebrik ederim. Syg,svg,A.AK

31 Ocak 2013 15:00
Muhteşem Yüzyıl/ Damat Çelebi Lütfi Paşa

Sevgili Ece ER, yazını okudum, kalitenin farkındayım; Muhteşem Yüzyılda Şah Sultan'ın zevcesi "Kubbe Veziri" Lütfi Paşa, 1537'de Barbaros Hayrettin Paşa ile Akdeniz seferine çıkarak "Donanma Serdarı" unvanını alır. Önce İtalya sahillerini vururlar. Yolladıkları elçiye Venedikliler esir muamelesi yapar ve ortalık karışır. Bu durum karşısında Osmanlı, Venediklilere savaş açar, Korfu’yu kuşatır. Kuşatma 2 hafta sürer. Bu kuşatmadan zaferle çıkacağı yönünde kayın biraderi Kanuni’yi bilgilendirmesine rağmen Kanuni’nin emri ile kuşatmaya son verilir. Lütfü Paşa "İkinci Vezir" olarak 1538 yılında Boğdan Seferine katılır. 1539 yılında Ayas Paşa’nın vebadan ölmesi sonucu Paşa "Sadrazam" unvanını da ele geçirir. İşte bu sırada saraya Mimar Sinan'ı takdim ederek, Koca Sinan'ın hayatının akışını değiştirmiştir. Sadrazamlık görevi iki yıl sürmüştür. Görevinin bitişi de oldukça çarpıcıdır Sadrazam Lütfü Paşa'nın. İbrahim'den sonra da Muhteşem Yüzyıl olayları muhteşem işleyecek, katılıyorum. Syg.A.AK

31 Ocak 2013 11:56
Bir tavrı, bir duruşu olmalı insanın...

Sevgili ÇAMSARI, merhaba; keyifle okudum "blog"unuz yine güzel, öğretici, yine "farkındalık" yaratmışsınız. Dünya hala iyilerin yüzü suyu hürmetine ayakta dursa da ayakta durmak, onca kolay mıdır acep şu dünyada? En çarpıcı ifade bu sanırım. Öyle haklısın ki: "Devir, senin, benim devrim değil; bilirim bunu ben de... Gel gör ki, öyle bir huy, öyle bir soy var ki bende; kurusa da huyum, suyum; değişmez asla, tavrım ve duruşum..." Evet, bizce de bir tavrı, bir duruşu olmalı "Hem öyle bir tavır, öyle bir duruştur ki" söylediğin; tavrı neyse, duruşu da odur insanın. Elbet, huyu da bir, suyu da birdir adam olanın... İşte bu! Tebrik ederim. Dostum, çünkü sen de varsın ve insansın... Çünkü biz, ancak tavrımız ve duruşumuz kadar insanız. Gerisi "lâf-u gaf"... Sevgi ve saygılarımla. A.AK

29 Ocak 2013 18:57
Kumaş ölçüleri ( 9 )

Sevgili BURAKGAZİ, merhaba; yine güzel bir şiir yazmışsınız, tebrik ederim. "Biz insanız, bizi etme koyun, / Bilirsin, sonra bozulur bu oyun..." şiirin içindeki demostrasyon (tekrarlanagelen) bu dizeler esere hoş bir akıcılık vermiş. Şiirlerinizi ve yorumlarınızı beğenerek okuyorum. Teşekkür ederim. Saygı ve sevgilerimle. A.AK

29 Ocak 2013 09:56
Sağlık Raporu için pamuk eller cebe!

Sayın Yılmaz, yazınızı okudum, teşekkür ederim: "...Sağlık Raporları için önden para ödeme şartı getirilmiş bulunuyor. 'Meteliğe kurşun sıkan' işsizim bu belge için artık 'para' ödeyecek!" Sormuşsunuz: "Bu uygulama ‘yersen’ anlamında bir yol kesme değil midir?" Maalesef yargıda da var bu yol kesmeler ve az buz değil!! Örneğin mobbing mağduru musunuz?... Hakkınızı aramaya başlayabilmek için bile vekalet ücreti noter masrafları, mahkeme harcı derken 5 bin lirayı bulan "yol kesmeler!.." Köprüden geçersen 5,, geçmezsen 10.. "Deli Dumrul" misali... "Oysa o işsizin sevincine ortak olabilmek için Devlet ya da İktidar olarak ona önden ‘işe başlama harçlığı’ bile vermek gerekir yeni maaşını hak edene kadar harcayabilsin, pahalı yol masrafını karşılayabilsin diye!" Bu önerinize "katılmamak" elde değil. Her yeni işe başlayan ve cebinde parası olmayan bu önerinizin ne anlama geldiğini çok iyi bilir, yaşayan bilir. Tebrik ederim, Saygılarımla.. A.AK

28 Ocak 2013 22:50
İnsan asıl, ümidini kaybedince ölür...

Sevgili Dost; "En büyük mucize, yaşamak değil mi?" diye soruyorsun. Elbette "Yaşa, yaşayabildiğin kadar öyleyse..." Ve koru ümidini; hem de sonuna hatta son nefesine kadar. İnanırsan, alt edemeyeceğin dert, tasa, gam, keder yoktur. İnsan, asıl ümidini kaybedince ölür. Marifet ölmekte değil, yaşamakta... Yaşamaksa, ümidin kadar sana yol vermekte... Ümit et ki, yaşam nimetlerini emrine versin. Ümit et ki, ölüm senden uzak; yaşamaksa, sana senden yakın olsun. Ümit et; benim güzel dostum, ümit et; yaşamak istiyorsan eğer... Çünkü insan, asıl ümidini kaybettiğinde ölür; kalbi durduğunda değil elbet... Yazını okudum , ne güzel!.. Bu sözleri bir de senin kaleminden okumak keyifliydi. Teşekkür ederim. Syg, svg, slm... A.AK

28 Ocak 2013 22:30
Toplam blog
: 276
Toplam yorum
: 141
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1080
Kayıt tarihi
: 19.11.12
 
 

Evli, 2 evlat babası, 1965'te doğdu, inançlı, müziksever, insansever, yurtsever, iyi yüzer, ünive..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster
 
 
 

 
 
     
     
     
    "Hep denedin hep yenildin, olsun gene dene, gene yenil, daha iyi yenil" (Samuel Beckett)