Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Ataol Behramoğlu meselesi; Ne ona açılan dava şık, ne de onun fikirleri

Yaşadığımızın özeti bu kanımca. Düşünceleriyle dünyayı algılamaya çalışan hiç kimse kendisine demokrasi karşıtlığını, baskıcı rejim yandaşlığını yakıştırmaz. Ancak gerçeğin tokatı çoğu zaman bu düşünceleri yere vurabiliyor. İnsanın düşünceleriyle gerçeğe verdiği tepki arasındaki çelişkilerin derecesini ise sahip olduğu kültürel mirasla birlikte bu mirasın aktarılma kalitesi belirliyor. Küreselleşen dünyada kültürel şoklara uğrayan değerlerle birlikte eşitsizliğin derinleştiği toplumlarda bu durum çok keskin olabiliyor. Demokratlığınız, trafikte elinde cep telefonuyla araç kullanarak sizin ve sevdiklerinizin yaşamını tehdit eden birisine o anda insani duygularla yaklaşamıyorsunuz. Daha da ileri giderek, kamusal alandaki bir lavaboda ellerinizi yıkarken yanınızda ayağını lavaboya sokup abdest alan birisini yadırgayıp tiksinebiliyorsunuz. Örnekler çoğaltılablir. İşte bu seçkin insanlarımızın düşünce dünyası ile gerçekler arasındaki uçurumun bence basit temel nedeni. Yabancılaşma!

04 Mart 2010 10:00
Bir kitap, bir blog, iki yıl: 'Buluştuğumuz yer burası!'

teknolojiyle hızlanan değişime direnmenin çaresiz çelişkilerini yaşıyoruz. Zaman ise belleğimizde kayıtlı deneyim ve hatıraların yükünden ibaret. Babaannenin yükünü bizimkine eşitleyen ise teknolojinin ağır bedeli. Ne kadar hızlı unutabilirsek o kadar iyi belkide. Aksi halde biri diğerini yürürlükten kaldıran değişimleri önce kendimize kabul ettirmenin ister felsefesi de ister konfigürasyonu gibi bir uğraş bekliyor farkında olanları. Belki de işin keyifli yanı ve yaşama sarılmanın nedeni bu. Yükü ne denli ağır olsa da.

04 Ocak 2010 16:45
Yenilenen Hamamönü’n de Zaman ve Ramazan

Çocukluğumun bir kısmının geçtiği gençliğimin de bir iki yıllık zorunlu ikametine sahne olan eski Ankara'yı hep buruk bir özlemle gezerim zaman zaman. Burukluğumun bir nedeni belki de zamana yenik düşerek, şehir içi yollara feda edilen sokakların artık sadece hayalimde varlığını sürdürüyor olması. Annemden ayrı farklı bir sevgimin ve bağlılığımın olduğu babaannemin ölümünü, mahallenin fırlaması Lülüş'ten aldığım anın fotoğrafı hala hafızamda, amcamın karşı penceredeki yüzü ya da dedemin hamalla gönderdiği erzakı getiren hamalın kapıyı vuruşu. Şunu anlıyor ki insan, restorasyon denilen iş, geşmişi, cilalı bir ağaç gibi bugüne taşısa da, hayatlar, efsaneler, korkular, seviçler, ağlamalar, sadece beyinlerde kayıtlı. İnsanın geçmişinin yok edilmesi ise ağır bir travma aslında, gelecek "yararlar" adına katlanılan. Sevgilerimle

02 Eylül 2009 08:43
İttihatçı çetenin Türk soykırımı

sorunlu bir bakış açısı olduğu kanısındayım. Tarihin bütünlüğü içinden günah keçileri aramak diyalektik açıdan da sorunlu bence. Sonuçlarından hareketle tarihte yapılan yanlışları ve kötülükleri sadece bu nitelikleri ile dile getirmek ötekilerin benzer çabalarını körüklemeyi getirecektir. Böyle bir ortam ancak "sağırlar diyaloğuna" yol açıp nesnelliği katledeceğinden, ortak bir dil ve tartışma platformu ile sağlanabilecek sağlıklı zemin umudunu tüketir. Bu açıdan bakınca, Abdülhamit'i, Meşrutiyet'i, Yeni Osmanlılar'ı, İttihat ve Terakkiyi, Hürriyet ve İtilaf'ı ve Milli Mücadele'yi birbirinden ak ve kara olarak ayırmak kısacası batılılaşma tarihini elekten geçirmek doğru olmaz diye düşünüyorum. Saygılarımla.

09 Şubat 2009 11:22
II.Cumhuriyet'in sonu!..

bu kadar emin olabiliyorsunuz varılmak istenen hedefin "demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün sivil-seçilmiş iradeler tarafından açık ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğü çağdaş cumhuriyet" olduğuna? Yazınızda bunun ip uçlarını da görmek isterdim. Saygılarımla.

23 Ocak 2009 09:36
Sözün bittiği yerde miyiz?

Dünya durdukça, hükümdarlık sürdükçe, maşuka kavuşmadıkça söz bitmez bu topraklarda. Umarım! Daha geçen gün öğrendim "Şahsiye" nin ne olduğunu. Yazın hatırlattı. Taradıklarım arasından seçtiğim, üstadından bir dörtlük; "Sefil düştüm bu alemde naçarım Kıldan köprü yaratmışsın geçerim Şol köprüden geçemezsem uçarım Geçir kullarını bundan sana ne" Bu arada popüler bir belgesel kanalından, dinazorları yok eden çarpmanın, evrim sıçramasına yol açarak insanın ortaya çıkmasına yol açan süreci başlattığını da öğrendim. Bunu neden yazdımsa? Sağlıcakla kal. Sevgiler.

13 Ocak 2009 16:51
Yine Ankara'da, Yine Yedi Genç!

geride kalanların elinde. Bunun da yolu her ne nedenle olursa olsun insan yaşamının ya da sağlığının kaybedilmesinin bedelinin sadece manevi değil ama maddi olarak da ağır olduğunu bu dünyada ispat etmekten geçiyor. Gazetelerin üçüncü ya da bilmem kaçıncı sayfa haberleri, milyonlarca sayfalık hukuk külliyatının kağıt üstünde kaldığının delillerini oluşturuyor. İnsan hakkı (ya da önüne her ne özne koyarsan) denilen de kötü ve acı olaylardan ders almakla kazanılabiliyor. Bu açıdan bakınca umutlu olmak için neden o denli az ki. Daha on yıl önce on binlerce insanını depremde yitiren bu toplum ne kadar ders aldı dersiniz? Ya da her yıl trafik kazalarındaki ölüm bilançomuz ders alındığını mı gösteriyor, emniyet kemeri kullanımı ya da trafik kurallarına uyum konusunda? Topu azgelişmişliğimize ve yoksulluğumuza atmak da olası değil bu son örnekte artık. Sevgi ve saygılarımla.

02 Ocak 2009 17:29
Ergenekon bir zihniyettir

Yasa dışılığı yöntem haline getiren bir “zihniyetten” ve bunun İttihat ve Terakki'den beri sürekliliğinden bahsediliyorsa, bu zihniyeti devamlı olarak üreten bir alt yapının olması gerekir. Bu durumda tezi, iktidara sahip olan kadroların iktidarlarını kaybetme olasılığına karşı reflekslerine dayandırmak akla gelebilir. Bu da bizi son yüzyılın siyasi ve bürokratik kurumlarının ve bunların ilişkilerinin büyük ölçüde söz konusu “zihniyetin” alt yapısını sürekli olarak ürettiği düşüncesine götürür. Bu durumda da artık objektifliğin gereği olarak, kesin bir sonuca varmadan önce sizin tabirinizle "Ergenekon zihniyeti" ni ele alınan bu süreç boyunca iktidara sahip olma mücadelesi veren ve iktidar olan tüm kesimlere özgü kabul etmek gerekir diye düşünüyorum. İlaveten, ele alınan tarihsel süreç boyunca değişkenlik arz eden uluslar arası koşulların dolaylı ya da doğrudan etkileri analize katılmalıdır derim. Saygılarımla.

03 Ağustos 2008 13:42
Ergenekon bir zihniyettir

"Ergenekon bir Zihniyettir" isimli blogunuza iki kez gönderdiğim yorumumun size ulaşıp ulaşmadığı. Teşekkürlerimle

01 Ağustos 2008 14:35
Ergenekon bir zihniyettir

Yasa dışılığı yöntem haline getiren bir “zihniyetten” ve bunun İttihat ve Terakki'den beri sürekliliğinden bahsediliyorsa, bu zihniyeti devamlı olarak üreten bir alt yapının olması gerekir. Bu durumda tezi, iktidara sahip olan kadroların iktidarlarını kaybetme olasılığına karşı reflekslerine dayandırmak akla gelebilir. Bu da bizi son yüzyılın siyasi ve bürokratik kurumlarının ve bunların ilişkilerinin büyük ölçüde söz konusu “zihniyetin” alt yapısını sürekli olarak ürettiği düşüncesine götürür. Bu durumda da artık sizin tabirinizle "Ergenekon zihniyeti" ni ele alınan bu süreç boyunca iktidara sahip olma mücadelesi veren ve iktidar olan tüm kesimlere maletmek gerekir. Bu saptamada ele alınan süreç boyunca değişkenlik arzeden uluslar arası koşulların dolaylı ya da doğrudan etkileri ayrıca analize katılmalıdır. Saygılarımla

31 Temmuz 2008 17:19
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 16
Ort. okunma sayısı
: 1044
Kayıt tarihi
: 12.06.06
 
 

Gazi Üniversitesi İ.İ.B.F mezunuyum. Yüksek Lisans diplomalarımı G.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü'nd..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster