Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Islak ışıklar şehri...

Aşağıdaki yorumuma yanıtınızda bellek kartınızın bozulduğundan söz etmişsiniz. O kartı ve üzerindeki kayıtlarınızı hemen gözden çıkarmayın. Karta fiziki bir müdahalede bulunmadan çevrenizde bir dosya kurtarmadan anlayan bir bilene danışın. Bir şekilde kartı çalışır duruma getirirseniz ve halen en son kayıtları kurtarmak istiyorsanız kesinlikle karta başka kayıt yapmadan muhafaza ediniz. Eğer kimseyi bulmazsanız ve çok özel kayıtlar değilse bana gönderin ya da benim yazın İstanbul'a gelmemi bekleyin. Benzeri durumları ben de yaşadım ve çoğu kere dosyaları kurtarmayı başardım. Belki size de yardımcı olabilirim.

05 Mart 2008 04:53
Süperego, ego, id

Merhaba, konunun uzmanı değilim ama yazınızdaki sınıflandırma ve tarfilerde sanki id ile süperego (üst benlik) yer değiştirmiş gibi. Konuyu öğrendiğiniz kaynakları bir kez daha kontrol etmekte yarar olabilir. Saygılar.

04 Mart 2008 00:32
Blog yazarlarını tanıyalım (2)

Sevgili Solohan, Maydonozun saymakla bitmez faidelerini burada anlatmaya lüzum görmüyorum... interneti, bilemedin yemek ve diyet ansiklopedilerini tarayın maydonozun yaşantımız için ne kadar vaz geçilmez olduğunu rahatlıkla görürürsünüz. Üstelik yalnızca yemek olarak değil yeşil yaprak ve sapıyla fotosentez yapıp oksijen ihtiyacımıza da katkı da bulunur. Gel gör ki, zavallı maydonozların yaradılıştan kendilerini ne fiziki ne de fikri savunma kabiliyetleri yoktur ve onları böyle blog yazarlarıyla ilgili nispeten olumsuz bir değerlendirmeye sembolik bir araç olarak kullanmanız, hedef göstermeniz hiç etik kaçmamış. Hem Jupiter ve uydularında çevresel bakımdan maydonozların da eşeklerin de yaşama ihtimali yoktur, oraya gitmedimse de geçen yaz dürbünümle bizzat gözledim... inanmadıysanız bir gece açık havada ışıksız bir yerde dürbünü elineze alıp siz de dikkatle bakın Jupiter ve uydularına, ne eşek görecesiniz ne de maydonoz. Uzaysal ve dünyasal çevremize karşı daha duyarlı olalım lütfen.

02 Mart 2008 14:12
Islak ışıklar şehri...

düşünsel canlı yayın gibi oldu bu şimdi. Zaten oralarda dolaştığımda neler hissediyor bu insanlar, kafalarından neler geçiyor diye bilmek etmişimdir hep. Yazınız sayesinde biraz olsun giderilmiş oldu bu merakım. Bir de oranın sokak satıcılarıyla benim de fotoğraf işim olmuştu, ama ben onlar benim değil; ben onların fotoğraflarını çekmiştim. İlerde burada MB galerimde sizinle de paylaşırım bunları. Ha, Kadıköy yürüyüşünü de aktarırsanız burada seviniriz. Sevgilerimle.

02 Mart 2008 00:39
Kısmet...

Burada duygularınızı, coşkularınızı, birikimlerinizi bizimle paylaşmanız ne güzel; hem de tüm içtenliğinizle. Blog resmine gelince, bunu ben de ilginç buldum... araba düzeyinde değilse bile bu gibi durumlarda bir kaç kez kafayı bir yerlere tosladığımı hatırlar gibiyim... Sevgilerimle.

26 Şubat 2008 04:04
Sen

Ne etkili bir SEN'miş o öyle... şiir simyasının en etkili iksiri oluvermiş senin benliğinde. Her romatik ruha böyle bir ikisir kısmet olmaslı. Sevgilerimle.

18 Şubat 2008 17:24
Engerek duyumsamalar.

Türkiye'de bilinen zehirli yılanlar küçük istisnalar dışında 35 kadar engerek türünden oluşur. Engerek ısırığı bir yetişkinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir; Türkiye'de engerek ısırmasıyla meydana gelen ölüm olayı bir kaçı geçmez; hayvanlar ille de gidip üzerlerine basılıp ellenmedikçe insanlara saldırmaz, aksine insan gördüklerinde kaçacak delik ararlar. Yine de halkımız yılanları sevmez, onları gördükleri yerde öldürürler. Yalnız doğrudan öldürülerek değil; tarım alanlarında kullanılan ilaçlar, doğal yaşam alanlarının insan faaliyetleriyle daralması gibi nedenlerle engereklerimizin sayısının ciddi bir şekilde azaldığı ve kimi türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu araştırmacılar tarafından söylenmektedir. Engerek ve yılan saysının azalması beslendikleri zararlı kemirgen ve böcek türlerinde nüfus patalamsına neden olarak doğal dengeyi sarsmakta, tarım alanında ciddi zararları gündeme getirebilmektedir. Sonuç: Engerekler de gereklidir; onları sevelim koruyalım.

12 Şubat 2008 09:12
Bekliyorum...Ya çıkarsa

Sevgili Sema, Benim blog ismim meteor. İlk başta Mete Orhan diye bir takma isim kullanmıştım. O zaman en azından İnternet'te böyle bir isme rastlanmıyordu (ya da benim dikkatimden de kaçmış olabilir). Zamanla arama makinelerinde gerçek biri ya da birillerinin ismi olarak görmeye başlayınca bu isimden vaz geçip kısaltıp meteor yaptım. Ve şimdi o meteor size şans, mutluluk, sağlık ve başarı dolu yepyeni bir yıl diliyor. ||| Çok istememe rağmen yeni yılda orada olamayacağım ama ben olmasam da büyük ikramiyenin size çıkmasını en az kendime çıkması kadar temenni ediyorum. Bayramda bir çeyrek bilet de ben almıştım, büyük ikramiye bana çıkarsa kutlama için sizin listeyi aynen bana beklerim. Sevgilerle.

31 Aralık 2007 06:29
İlber Ortaylı ve Topkapı Sarayı

NTV'den ilettiğiniz Topkapı Sarayı Müzesi'ndeki "Kutsal Emanetler Salonu" ziyaretine "İslami kıyafet" zorunluğu getirildiği haberine doğrusu inanamadım; bu yönetmenliğin Prof. Dr. İlber Ortaylı tarafından düzenlenmiş ve savunuluyor olması da olacak iş değil. İslam inancında ve temel felsefesinde eşyaların kutsallık taşıması söz konusu değildir; eşya ve simgelere kutsallık yüklenmesi İslamiyet tarafından batıl olarak nitelenip, şiddetle yasaklanan putperestlikte (totemizm) kendini gösteren bir inançtır. Hz. Muhammed'in değil kılı ve eşyaları tüm vücudu korunmuş olsaydı bile bunun bir kutsallığı olamazdı; bu tür beden ve beden parçalarının korunarak saklanması ve kutsanması da İslamiyet'in mahkum ettiği inançlara dahildir (örneğin Firavun mumyalarının eski Mısır inancında kutsal olması). İster çarpıtılmamış İslam mantığıyla isterse çağdaş bilim adamı kafasıyla sayın Ortaylı'ya yakışan müzede sergilenen eserleri görmek için getirdiği kıyafet yönetmenliğinden vazgeçmesidir.

23 Aralık 2007 20:26
Ceset torbalarından gelen telefon sesleri

Sevgili Aydın Sevinç, Ceset torbalarından durmadan telefon çalma sesi geldiği kurtarma ekipleri ve resmi makamlar tarafından doğrulanmadı, yani haber bir "asparagas" olarak kaldı. İlginçtir, Türkiye'de otobüs gibi toplu taşım araçlarında da cep telefonlarının açık tutulması yasak (ben Almanya'da böyle bir uygulamaya rastlamadım), Türkiye'de bulunduğum son iki aylık süre zarfında bu yasağa önemli ölçüde uyulduğuna tanık oldum, en azından bunu değilleyecek bir durumla karşılaşmadım; bence vatandaşlarımızın bu tür yasak ve sınırlamalara uymak hususunda ciddi bir zaafiyet içinde bulunduğu söylenemez. Saygılar.

02 Aralık 2007 22:03
Toplam blog
: 60
Toplam yorum
: 147
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 1291
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

Arkeolog olarak arkeoloji, Eski Çağ tarihi, günümüzde sit ve çevre sorunları başlıca ilgi alanlar..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster