Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Ağustos '17

 
Kategori
Değerleme
Okunma Sayısı
194
 

Aşkın Eli

Aşkın Eli
 

heykel mc Escher Mobius_Strip_II -


 
Ve insan düşündü taşındı ve çok hassas bir varoluş bilgisini çözümledi; kadından alınan bir hücreden sperm üretti. Daha önce yumurtayı üretmişti zaten. Tabi kadında “y” kromozomu olmadığı için bu spermle döllenen yumurtasından hep kadın cinsi çıkacaktır. Siz de bir düşünün bakalım ne olabilir. Tanrı'nın sevgili Âdem'i tarih olabilir. Oysa Tanrı Havva'yı sözde sevgili oğlu Âdem'in canı sıkılmasın diye yaratmıştı. Tanrı Âdem’in kaburgasından Havva’yı yaratmıştı; şimdi Havva isterse tüm Âdemleri yok edip dünyayı kendi kaburgasından yaratacağı Havvalarla işgal ederek yaratımındaki aşağılanmanın öcünü almaya kalksa Tanrı ne der acaba? “İşimiz Allah’a kalmışsa, olmuş bil” demiş Şems-i Tebrizi. Çok şükür işimiz Allah’a kalmamıştır. Kadınlar erkek neslini yok etmektense kul etmeyi tercih edecek kadar bencil yaratılmıştır. Bu nedenle erkek cinsini yok etmek istemeyeceklerdir. “y” kromozomu barındıran spermi de bir kadın bilim insanı üretirse hiç şaşmam.
 
Olan olmuş bir kere. Aslında nasıl ve neden olduğundan çok nasıl ve niçin olacağındaki merakın hayali bana daha heyecanlı geliyor. Büyük Açılım, yani “Bing Bang” öncesi tüm evrenin sıfır değerine en yakın hacim noktasında olduğunu hayal edebilen kişi Einstein’ın “Hayal düşünceden ileridir” sözünü de anlayabilir.
 
Ancak, Büyük Açılım tek başına tamamen kendiliğinden mi gerçekleşti; yoksa bir başka evrenin varoluş yasalarının nedenselinde ortaya çıkmış bir oluşum mudur? Ya da Tanrı'nın deneysel bir ürünü müdür bilemiyorum. Eğer insan Tanrı'nın deneysel bir ürünü değilse; yani bu evrende ‘büyük patlamanın’ başlattığı enerji ve madde eytişiminin sürdürdüğü evrimsel zincirin önceden tasarlanmış bir halkası değilse, insan bilinen evrenin tek hâkimi olmaya adaydır. Bilinmeyen evrenin tek hâkimiyse hep Tanrı kalacaktır.
 
İnsan maddenin ve enerjinin yapım ve kullanım denetimini ele geçirmek üzeredir. Bundan dolayı sadece dünyanın sonu olacak kıyamet belki de insanın sonu olamayacaktır. Çünkü insan kendi mikro yaşam dünyalarını yaratıp (uzay şehirleri) evrenin herhangi bir yerinde var olan maddeyi ve enerjiyi kullanarak yaşamını sürdürmeye devam edebilecektir. Üstelik bunu cinsel güdülü aşk acısı çekmeden yapabilecektir.
 
Aşkı evlilik yüzüğüyle bağlamanın geçerli bir nedeni kalmayacak. Çünkü aşk ilişkisinin bir bakıma zorunlu türevleri olan çoluk çocuk edinme, ev bark aile geçimi ve hatta seks gibi uzantıları kalmayacak. Kimsenin evi olmayacağı için kimsenin yalnız kalması da mümkün olmayacak. Çocuklar genetik temizliği yapılmış insan hücrelerinden üretilen tohumlarla ekilip tüp rahimlerde büyütülecek. Kimsenin çocuğu olmayacak, ama çocuklar herkesin olacak. Böylece çocuk sahibi olamadığı için mutsuz olan aile de kalmayacak. Aslında ailenin kendisi de kalmayacak.
 
Seks bir zevk duyusu olarak dayatınca seks yataklarında istediğiniz ses ve bedende istediğiniz şekilde sizi okşayıp sevebilen ve sizin de onlara dokunduğunuzda insan teni ve kokusunu hissettirecek seks robotlarına sarılacağız. Bu sanal mastürbasyondan hoşlanmayanların serbest seks yapmaları da sorun olmayacaktır; çünkü erkekler ve kadınlar doğuştan kısır olacaklar. En güzel çocuk en güçlü aşkın sonucunda oluşmayacağı için aşk duygusu da sahiplik hükmünden kurtulacak. Aşk, sonunda cinsel güdünün baskısından kurtulup hak ettiği değeri bulacaktır. Aşk, zihinsel ve ruhsal uyum birlikteliğinin yüksek hazzıyla saygın gerçekliğine kurulup gene şiirin gözdesi olacaktır. Bu da hayırlı bir şeydir; çünkü aşk her ne kadar meleklerin kanatlarında uçurulsa da, cinsel güdünün kışkırtmasıyla kişiyi bir başka insanın içine hapseden tehlikeli ve şeytani bir zevke dönüşebilmektedir. Aşk uğruna nice kötülük göze alınmıştır da “aşk her bedele değer” demişizdir. Ne canlar heba edilmiştir aşk uğruna…
 
Aile ve evliliğin olmadığı özgür ruhların arzusuyla serbest seksin olabildiği yerde aşk acısının ısrarcı olacağını sanmıyorum. Özgürleşen aşk, insanların zihnen ve ruhen birlikte var olmaktan mutluluk yapma işine dönüşecek ve ikili insan ilişkisinin romantik saltanat tacı olarak hep baş üstünde tutulacaktır…
***
 
Aşkın Eli
 
aşkın kimyası çözülse
bilmem kaç santigrat altında
âşık olmak mümkünse
nefsine ayarlı bir dozda
beni reçetenle arama
 
Dikenli böcekli çiçekli
keyfe keder çatan gönlünle
Alev gülleri altında bulacaksın beni
kelebek kanadı sırılsıklam kalbimle…
 
*
Biz insanlar aslında evrenin sonsuz görünümlü yalnızlığı içinde kendi varoluşumuza bir neden ve mana aramanın telaşıyla maddenin doğal evrimine isyanından başka bir şey değiliz… Maddenin doğal evrimine bağımlılıktan kurtulmaya çabalarken, bir eşkıya gibi evreni talan etmekteyiz. Evrenin doğasına sevgili ve saygılı kalarak, maddeyi insanlaştırma aşkıyla yenilenebilir varlıklar biçiminde üreten ve tüketen olabildiğimiz gün, evrenin sonsuz görünümlü yalnızlığı içindeki bu isyanımız kendine küçük bir anlam zaferi kazanmış olacaktır…
*
Muharrem Soyek
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ben de biraz ütopya diyeceğim ama yine de önemli ve derin bir yazı...

Kerim Korkut 
 29.10.2017 16:55
Cevap :
Nice ütopyalar gerçek olmuştur tarihte. Tarihin sabrı sınanmaz.  30.10.2017 9:53
 

Benliklerini birbirlerine borç olarak verenlerin tatlı hırsızlıklarıdır aslında aşk.İki taraf da aldığı borca sadık kalmalı ve şölen devam etmelidir sevgi var olduğu sürece;yoksa sebil olur,tadı bozulur hayatın...Dile getirdiğiniz her şeyin gerçekleşeceğinden eminim.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 02.09.2017 0:04
Cevap :
Aşk dile gelse kendini ancak bu kadar güzel tarif ederdi. Teşekkürler; çok iyi demişsiniz.  02.09.2017 9:13
 

Muharrem Soyek ütopyası;)) Olur mu olur..;)

Selda Çakmak 
 30.08.2017 16:23
Cevap :
Ne olacak dünyanın sonu? Dünyanın sonu mu olacak son kıyamet? koskoca evrende olabilir de hani. Ancak dünya henüz çok genç; üstelik insan da oldukça hızlı biçimde evrene dalmaktadır. Dünya dışında da yaşamaya azmetmiştir insan. Gidişat öyle görünüyor. Buraya yorum bıraktığınız iyi oldu. Ütopya dediniz de oradan ilham aldım. Sonda bir dize vardı "aşk tutan gözünle bul beni", bakın işte bu ütopya değil; çünkü dünyada aşk tutmuş çok kör göz var. Bu dizeye belki de bu yüzden bir türlü ısınamamıştım. Ütopyayı bozuyordu. Onu değiştirdim. "yıldız tutan elinle bul beni" yaptım. Teşekkürler!  31.08.2017 17:52
 

İşte "insan"ın (kadın ya da erkek) ama "gerçek insanın", yani "insanlığının hakkını verebilmiş insanın", sizin de bu az çok değindiğinize yaklaşık şekilde ve insanın kendisinin de "yenilenebilmiş bir varlık" halinde "sonsuza dek" mutlu-mesut yaşayacağı o yeri ve süreci Tanrı zaten "cennet" diye adlandırmış, cennet olarak tanımlamıştır. Yani cennettir zaten orası-o durum-o mevki-o aşama. Dolayısıyla cennet de bu ahval ve haletten başkaca bir olgu/oluşum değildir. Aslında o ahval ve aşamada,tıpkı madde gibi, şimdi bizim şu dünyada "aşk" diye nitelediğimiz olguya/duyguya da esasen gerek kalmayacaktır.Şöyle ki,aşktan da zaten insanın anladığı şey, haliyle şimdi şu dünyada pek çok insanın anladığından çok daha farklı olacaktır. O halde, şöyle de diyebiliriz bence, demek ki biraz da "aşktan ne anladığımıza" da bağlıdır esasen, cennetlik olup olmadığımız da:)) İnsan zihninde hem hayalin hem düşüncenin "beraberce" gerçeğin kapılarını aralattırabileceği hoş bir değerlemeydi, saygılar, sevgiler

Filiz Alev 
 04.08.2017 3:22
Cevap :
Bence de diyebiliriz: "aşktan ne anladığımıza" da bağlıdır esasen, cennetlik olup olmadığımız" Anlaşılmış olmak cennet kapısında ölmek kadar huzur verici. Teşekkürler.   04.08.2017 15:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 393
Toplam yorum
: 2803
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1327
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster