Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '11

 
Kategori
Deneme
 

Hiçbir şeyin bir şeyi var sandım, yokmuş !

Hiçbir şeyin bir şeyi var sandım, yokmuş !
 

"Bakmayacak mısın telefonuna?"

"Angel Anne! Nasılsınız, hayrola bir şey mi oldu?"

"Yok oğlum, iyiyiz. Daha doğrusu ben iyiyim de Yorgo'da bir gariplik var. Aradığımı duymasın diye senin odandan konuşuyorum. O da aşağıda, yine efkârlanmış içiyor."

"Nasıl gariplik var?"

"Şu Mübeccel denen kadın sık sık bize gelmeye başladı. Bir de içiyor ki, görme gitsin. Yorgo da bayılıyor ona. Geçen sabah erkenden 'Ben yürüyüşe çıkacağım.' deyip gitti. Yarım saat sonra da ben kalkıp kahvaltıyı hazırlamaya başladım. Kapı çaldı. Bedran, 'Angel Abla sizin üst odanın pancuru rayından çıkmış, istersen ben bir bakayım.' dedi. Ben de 'Yorgo Abi'n dışarıda, o gelince birlikte bakarsınız.' dedim. 'Onlar Mübeccel Abla'yla çıktılar, kolay kolay gelmezler.' demez mi, oracığa yığılacaktım. Kart zampara! Huylu huyundan vazgeçer mi? Lütfen gel ve konuş dayınla. Meis'te hiç böyle dertlerim yoktu. Türk hatunlarını görünce durur mu bizim azgın teke! Biz adaya dönelim oğlum."

"Hay Allah yaa!! Tamam, sen üzülme. Yarın sabah gelirim ben. O'na da bir şey söyleme."

"N'olmuş Ata?"

"Bizim Yorgo üzüyormuş biraz Angeliki'yi de. Sabah Antalya'ya gitmem lazım. Sen de gelsene."

"Yok, işim çok benim; sen git."

*****

"Abi, seni hatırladım. Geçen çarşamba da benim arabama binmiştin. Fener Caddesi'ne gitmiştik."

"Sahi mi? Bravo yani, ne hafıza varmış sende de. Günde kaç kişi biniyor arabana, beni nasıl hatırladın?"

"Kali mera, ti kanis' demiştin telefonda abi. Burada insanlar daha çok 'Dobroye utro, kak vashi dela' der. Yani, senin gibi Rumca konuşan pek yoktur. Ben Batı Trakya Türklerindenim de abi. Sen de mi öylesin yoksa?"

"Yok, ben İstanbulluyum birader. Burada Yunan büyüklerim yaşıyor. Onları ziyarete geliyorum ara sıra. Ama bu sefer eve gidiyoruz. Barınaklar'a doğru devam et."

"Tamam abi. Buranın asıl meraklısı Yahudilerle Ruslar. Şimdi aramız İsrail'le kötü diye Yahudiler pek görünmüyorlar; ama vize kalktıktan sonra Ruslar iyice yerleştiler."

"E, ne güzel işte. Gözünüz gönlünüz açılıyordur."

"Hiç sorma abi. Sanki aynı tanrı değil bizi yaratan!"

"Yok, onları yaratan Zeus! Şu sağdan döneceğiz. Karşıdaki gri bina. Adın ne senin?"

"Sancar, abi."

"Sancar, beni sabah 06:30'da alır mısın? Havaalanına gideceğiz, gecikme sakın!"

"Anlaştık abi."

*****

"Hallettik işte abi. Angel Abla'ya da söylemiştim ama."

"Sen böyle durumlarda bana telefon et Bedran. Onlar yaşlı insanlar, yorma. Ben ne yapacağını söylerim sana."

"Yorgo Abi bizden genç abi. Her sabah Mübeccel Abla'yla kaç saat yürüyorlar!"

"Kim bu Mübeccel Abla Bedran?"

"Ailesi Antalya'nın eskilerindenmiş abi. Annem temizliğine gidiyor ya, o söyledi. Enver Karepçi diye ünlü bir doktor varmış. Profesörmüş galiba; ama geçen sene ölmüş. İşte, Mübeccel Abla da onun kız kardeşiymiş. Hiç evlenmemiş, yalnız yaşıyor."

Nasıl oldu da senin göremediğini gördüm Jon? Çok yoruldum dostum. Yine nasıl bir labirentin içine sürükleniyorum. Görüyorsun da söylemiyor musun yoksa? Böylesine küçük kılan nedir dünyayı? Ya da o dünyada kocaman olan ben! Kim kimin kaderinde? Belki de hepimiz aynı kaderin piyonlarıyız!

Kendini her bulduğunu sandığında aslında yeni bir bilinmezin kapısı açılır. Çoğu insan bu geçişleri fark etmez ve 'kader' der, üzerinde durmaz. Oysa her birinde yaşamı anlamlı kılan nice hikaye saklıdır. Sen bu anlama eren ender insanlardansın ve o hikayeleri yaşıyorsun. Ve ömrünün sonuna dek de kendini kaybedip bulacaksın!

Bunu 40 yıl sonra mı söylüyorsun?

Sen de şimdi sordun!

"Abi, iyi misin?"

"Tamam, iyiyim Bedran. Hadi, sağ ol."

*****

"Angel Anne, biz dayıyla bu akşam dışarıda takılalım. Sema'yı aradım. Çocukları alıp bize gelecek, yalnız kalma. Macun'un üfürükten yarışmalarını izlersiniz birlikte."

"Niye çıkıyoruz ki dışarı? Rakımız var, mezemiz var. Fedon da Aşığınım derdi."

"Bence o şarkıyı sen Angel Anne'nin gözlerine bakarak söyle dayı. Hadi kalk, Alarga'ya gidelim. Müzik de vardır bu akşam."

"Orada sana uygun şatolu-matolu şarap yoktur. Hem sandalyeleri de mavi. Nefret edersin sen maviden."

"Rakılayacağız bu akşam ihtiyar. Mavinin şerefine de içeriz. Soracağım hesaplar var sana."

"Oo, belli ki konu derin. Angel, ben oğlumla dertleşeyim bu akşam bari biraz. Sen de yemeğini geç olmadan ye."

*****

"Sağlığına ve yüzünün hep gülmesine evlat. Bu arada, bir büyüğü de bitirdik. Angel bizi eve almayacak haberin olsun."

"Valla, benim anason kokum yalnız uyuyacak, sen de aşağıdaki koltukta uyursun artık."

"Anlattığın hikayeyi düşünüyorum da ne aşkmış Rabia'yla Enver'inki de. Demek Enver Hoca buralıymış. Ee, sen nasıl tanıştın?"

"Tanışıp tanışmadığımdan emin değilim dayı. Bu hikayeyi bana Enver Amca anlattı; ama aslında bu mümkün de değildi. Çünkü ben onunla sahilde konuşurken aynı anda hastanede ölüme direniyordu! Nasıl olduğunu bilmiyorum. O'nunla sahilde konuştuğuma çok eminim. Tüm detaylarını hatırlıyorum; ama Jon yalnız olduğumu söylüyor. Haklı olabilir. Çünkü Enver Amca uzun zamandır hastanede tedavi görüyormuş. Olanları anlayamıyorum dayı. Bunca detay benim zihnime neden ve nasıl yerleşti? Ama sanırım bugün nedenini anladım!"

"Neymiş nedeni evlat?"

"Mübeccel Abla Enver Amca'nın kız kardeşiymiş dayı!"

"Nee!! Ben birer duble daha söylüyorum garsona!"

"Neden Mübeccel Abla'yla bu kadar yakınsın dayı, neden üzüyorsun Angel Anne'yi? İmkansız bir aşkın mı peşindesin yine? Ne zaman durulacaksın sen?"

"Bunları bana sen mi söylüyorsun İmkanlı Aşklar Prensi!! Ömrüm seni dinlemekle geçti. Seni hak etmeyen kadınlar için üzüyorsun kendini. Kaç erkek odasına sevdiği kadının başka bir erkekle sarmaş dolaş resmini asar! Bana durulmaktan mı bahsetmiştin evlat? Üstelik hepimiz sana yanlış yolda olduğunu bağıra bağıra söylemiştik. Sen dinledin mi bizi ki şimdi bana nasihat ediyorsun!"

"Akşam yatmadan önce huzurla lanet edebileyim diye, yaşadığım her yerde var o resim dayı."

"Aman ne sevindim!! Kadının da çok umrundaydı sanki. Kaldır at onu. Odandan da yüreğinden de. Sana lâyık bir kadın değil o."

"Bu akşamın konusu ben değilim dayı. Bak şimdi beni iyi dinle. Kafam allak bullak! Enver Amca'yı daha önceden tanımam. Şimdi anlıyorum ki görmüş olabileceğim bile muamma. Hiçbir yerde yazmayan hayat hikayesini onca detayıyla nasıl bildiğimin de bir cevabı yok. Bunları Mübeccel Abla'ya anlatsam kafayı sıyırır. Sonra, buradan hem de Mübeccel Abla'nın yanından ev almam, riya mavisinde kahrolmam, kışı burada geçirmeniz için size ısrarcı olmam, senin Mübeccel Abla'dan hoşlanman!! Bunları nasıl açıklarsın dayı? Ve ben Mübeccel Abla'nın Enver Amca'nın kız kardeşi olduğunu bugün tesadüfen Bedran'dan öğrendim. Enver Amca ya da başka bir güç hikayeyi öğrenmemi ve Mübeccel Abla'nın hayatımıza girmesini istedi. Belli ki ben yine kayboldum dayı ve yeni bir yolculuk başlıyor. Jon bunları başından beri biliyordu. O nedenle Antalya'yı hiç sevmedi ve istemedi. Ama kaderin gücüne kim karşı koyabilir ki."

"Koyamayız; ama teslim de olmayız. Daha önce nasıl başardıysan yine başaracaksın. Bu sefer biz de iyice içindeyiz anlaşılan. Ronnie ile yaşadıklarından farklı değil. Neler anlatmıştın bize. Yine teker teker çözeceksin düğümleri. Benim ömrüm görmeye yeter mi bilmem; ama yetmezse de gelince anlatırsın evlat."

"Aman dayı, sanki ben çok meraklıyım da. Beraber gideriz! Huzur bulacağım sandım bu şehirde, şu başıma gelenlere bak! Dayı, gözünü seveyim Mübeccel Abla'yla arana mesafe koy. Kıralım şu kaderin zincirini. İsterseniz de adaya dönün, bir şey demeyeceğim."

"Buradan uzaklaşmakla kurtulunur mu sanıyorsun? Dünyanın öbür ucuna gittin de sen kurtulabildin mi? Bugüne dek kim karşı gelebilmiş kaderine ki biz gelelim oğlum! Artık hepimiz yeni bir hikayenin eski oyuncularıyız ve yeni oyuncular da katıldı aramıza. Kabullenmekte zorlanıyorsun; ama aslında bu senin kaderin ve biz de seninle yaşıyoruz."

"Artık eminim dayı. Bu yolculuk 33 yıl önce başladı da ürkütücü boyutlarını ve yolcularını yeni öğreniyoruz. Geçmişten başlamalıyım yine yolculuğa. Geçen sene nisanda anlattığım hikayeyi hatırlıyor musun? Leicester Square'deki bir cafe'de falıma bakan büyücü kadının kehanetlerinden bahsetmiştim. İşte, o kadını bulmalıyım dayı. O'nu da, sizi de dinlemedim ve üzüntüyü bilerek davet ettim. Benim hatam! O gün o cafe'ye girmeseydim, o fal bakılmasaydı bugünler belki de yaşanmayacaktı. Ben sorumluyum hepinizden."

"O cafe'ye girmen de sonrasında olanlar da zaten kaderinin gerekleri evlat. Engel olamazdın!"

*****

"Bir şey yemedin baba. Çok da durgunsun! Yolculuk mu yordu seni yoksa bir sorun mu var?"

"Biraz yorgunum oğlum. Siz bakmayın bana. Öğleden sonra sinemaya gidelim mi? Aa, bardağımı niye aldın Selen?"

"Su falına bakacağım. Bakalım, neymiş seni sıkan!"

"Hah, bir sen eksiktin hikayede! Kaderimin yeni büyücüsü!!"

http://blog.milliyet.com.tr/kaderimin-cizdigi-yoldu-yurudugum--/Blog/?BlogNo=239075
http://blog.milliyet.com.tr/ezeli-alginin-ebedi-yolculugunda--/Blog/?BlogNo=275610
http://blog.milliyet.com.tr/hickirilmamis-hickiriklar-malik-nesi--/Blog/?BlogNo=329545

 

 
Toplam blog
: 462
: 1159
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..