Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Aralık '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
924
 

İnsan ilişkilerimiz, nadide çiçeklerimiz

İnsan ilişkilerimiz, nadide çiçeklerimiz
 

Hangimiz çocukluğumuzda gökkuşağından etkilenmedik ki. O geç saatlere kadar süren sokak oyunlarımıza yağarak ket vurduğu için üzülsek de, kızsak da yağmur sonrası nadiren de olsa gök kubbemizi rengâ renk bir kuşak gibi sararak beliren gökkuşağı hangimizi büyülemedi ki. Gökyüzüne doğru uzanan o hayret dolu bakışlarımızla kıpır kıpır olan yüreklerimizde derin heyecanlar bırakmadı ki.

Derken büyüdük, artık iş ve sosyal yaşamlarımızdaki koşuşturmaların biteviye ezberi içinde bakamaz, vakit ayıramaz olmuştuk gökyüzüne ve hep bir yerlere yetişme telaşı içindeydik artık yağan yağmurlarda. Bu dar zamanlarda gökte değil de yerde, kaldırımlarda, duraklarda, insanların o yabancı yüz ifadelerinde arar hale gelmiştik gökkuşağını. Geniş vakitlerimiz de yoktu çocukluktaki gibi, onları büyülü gözlerle seyretmeye, keşfetmeye ve anlamaya...

Diğer taraftan alışveriş ve tüketim odaklı dünyamızın “kullan, modası ve işlevi geçince de at!” sloganı da sinsice sızmakta artık bir yerlerden insanlar arası ilişkilerimize. Oysa keşfetme ve anlama fırsatını yakalayamadığımız her insan çok büyük bir olasılıkla bir daha bu olanağı bulamayacağımız ayrı birer dünya gibidir. Kendi atmosferi, kendi gerçekleri içinde, kendi çiçekleri ve gizli yeraltı servetleriyle keşfedilmeye, anlaşılmaya değer olan. 

Çoğu kez saymayı bile göze alamayız: Kaç kişi hayatımıza girdi, çıktı ya da unutuldu?

Bilerek ya da bilmeyerek tanıdığımız kaç kişiyi daha sonra yok saydık?

Kaç kişiyi hem de yanıbaşımızdayken yok saydık?

Bir mekâ nda; durakta, cafe'de ya da dükkâ nda karşılaşıp-sadece o an için hayatımıza giren- kaç kişiyi bir daha hiç gör(e)medik?,

En büyük intikam belki de "yok saymak"tır... Ve bu yolla attığımız her adımda kaç kişiyi öldürür gibi yok saydık ve saymaktayız?

Oysa herkesin içinde gizli, adeta duvarları mücevherlerle kaplı birer krallık vardır. Herkesin içinde, ziyaret edilmeyi bekleyen, ruhsal cevheri ve bilgeliği ifade eden "erk" lerimiz ( İng."realm") bulunmaktadır.

Derin felsefi anlamının kıta sahanlığında, büyük felsefi ozan Yunus Emre’nin dizelerinde saklı olan “diğer ben”, Mevlana’nın “…kim olursan ol gel…” çağrısındaki “sen” belki de keşfedilmeyi, anlaşılmayı ve karşılıklı gelişmeyi bekleyen bu sağlıklı ilişkilerde saklanıyordur, bir iç ayna gibi. Bakın ne demiş büyük felsefi yazar Goethe “…İnsan kendini yalnızca insanda tanır…”. İşte tamda bu bağlamda ben, küçüklüğümden beri, karşılaşıp da tanışma olanağı bulamadığımız, mutlaka kendine has bir değeri ve birikimli gerçekleri olan kişileri hemen oracıkta öldürüverdiğimiz ve böylelikle de giderek kendimizi bir ilişkisizlik çölünün çoraklığında bir gün öldürüvereceğimiz düşüncesinden bazen kendimi alıkoyamamışımdır. Tabii ki ilişkiler alanında da söz konusu olan “sınıfsallık” gerçeğinin de ayırtında olmaksızın. Daha sonraları bu masum ve sosyal yaşam tarafından da meşrulaştırılmış küçük cinayetlerimizin dayanaksız, yüzeysel ve afaki tanışmaların yol açabileceği ağır yarala(n)ma hallerine göre daha kabul edilebilir bir durum olduğu düşüncesi ile de rahatlamışımdır.

Kıssadan hisse, insan ilişkileri alanında bu çağrışımlar zincirinin yol açtığı düşünceler neticesinde, biz biz olalım, yeni, nitelikli ve değerli insan ilişkilerine açık olalım. Ayrıca bu ilişkileri gerek kurmanın gerekse geliştirip sürdürebilmenin ne denli güçlükler içerdiğinin bilinci ile mevcut ilişkilerimizin ve dostluklarımızın da değerini hiç unutmayalım. Çok su isteyen, narin ve o derecede büyüleyici çiçekler gibi onlara çok iyi bakalım. Onları kısa bir süre içinde bakımsızlıktan yok etmeyelim, her gün elimizden gelebildiğince, yeni heyecanlarla yeniden başlayalım.

2007 yaz mevsiminin travmasıyla “…Ya sular kesikse ve yoksa mı?”, o zaman da yağmuru bekleyelim ardından da çocukluğumuzun büyüleyici gökkuşağını!..

İ. Ersin Kabaoğlu,

Yazının II. bölümü için bakınız:  http://blog.milliyet.com.tr/insan-iliskilerimiz--2-/Blog/?BlogNo=80867 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu konuda galiba takıntılıyım.Hani şu bir ben vardır benden içeri...Manevi dünyamızın hayatın temeli yapılmak istenmesi anlayışı var ya sanki bu anlayışın insanların maddi yaşamlarına sekte vurduğunu düşünüyor gibiyim.Ben burada kalalım mana denizine ara sıra dalalım diyenlerdenim.Gerçi özenle anlattığınız insan ilişkileri de bir yönüyle maddi hayatımız ama işte ben belki de derin kuyulardan korkuyorum.

Kerim Korkut 
 29.04.2012 7:26
Cevap :
Özellikle son yıllarda, popüler kültürün çok satan yazarları tarafından da ısrarla işlenen Mevlana olgusu, post-modern muhafazakarlığın nazlı kucağında, bir tür küresel ve gizli emir-komuta doğrultusunda, ele güne karşı sessiz bir çağrı mıdır sorusunu zaman zaman benim de zihnimde çalkalandırmakta ve aynı türden bir endişeye yol açmakta... Yorumunuz bağlamında düşünmeye değer...  29.04.2012 11:34
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 355
Toplam yorum
: 3314
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2352
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster