Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ocak '18

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
576
 

Meydan Larousse (Ansiklopedi)

Meydan Larousse (Ansiklopedi)
 

Okumaya kitap bulamadığımız günlerdi. Köyde her nasıl edinmişse beş altı ciltlik bir ansiklopedisi vardı. Okumak için sıraya girilirdi.

El altından öncelikle insan anatomisi ve cinsellikle ilgili bilgilerin olduğu fasikül daha hızlı bir şekilde el değiştirirdi.

Maksat sadece fısıltı halinde konuşulan, yalan yanlış bilgilerle öğrenilen, bazı zamanlarda ilaveler yapılıp insanları tereddütte bırakan efsanelerde eklenerek anlatılırdı. Öyle ya bilmeyen ne yapsın bir bileni dinleyecekti.

O yılların şehirlerde yaşayan orta düzey veya orta üst düzey okumuşların salonlarında o yılların revaçta olan salon vitrinlerinin göbeğinde değişik isimlerde sırayla dizilmiş neredeyse yirmi cildi bulan, üzerleri cilt kaplı içindeki bilgiden mi bilmem kurşun gibi ağır, bir o kadarda afili bir şekilde dururdu.

Bizlerde o kadar ansiklopedinin olduğu evi daha bir kültürlü görür, bir o kadar da saygı duyardık. Birde üzeri dantel örtülü çevirmeli tercihli telefon da var ise birinci sınıf.

Seksenli yılların sonu, doksanlı yılların başlarında gazetelerin kuponlarından biriktirilen promosyonlu kampanyalardan edindiğimiz, aman bir kuponunu kaçırmayayım diye sıkıca tembihlediğimiz gazete bayilerine, abone olduğumuz yıllarda biriktirilen kuponlar ile birer ikişer aldığımız ciltli ansiklopedilerin, vitrinin boş olan kısmını her bir ayda iki cildiyle çoğaltarak keyif alırdık.

Derken, tamamlanan, kocaman bir bilgi seti. Çok nadiren bilgisine başvurduğumuz ama çoğu zaman hiç sayfalarını açmadığımız için matbaanın mürekkeplerinin kâğıdın içine sinen kokusu ve sayfaların birbirine yapıştığı, onları ayırırken çıt diye çıkan sayfa seslerini de hiç unutmam.

Bu vesile ile abone olunan gazetelerin sayfalarında o yılların entelektüel yazarları, köşelerinde toplumun ve siyasetin nabzını günün şartlarına göre tutan yazarların yorumlarını okur, bizim anladığımız şekliyle beynimize oturturduk.

Sonra on yıl bile geçmeden yaşam kültürümüze giren dijital bilgi çağının ilk sessiz ve sinsi basamağı bilgisayarların işlevselleşmesi. Önce iş eksenli kullanımlar, daha sonraları kişiselliğe dönen sınır tanımadan paylaşılan bilgi hazineleri derken minicik cep telefonlarımıza kadar gelip yakınlaşan trilyonlarca bilgilerin, kum fırtınalarının savrulduğu çöllerdeki gibi tanecikler bulutlarda depolanıp insanlığın hizmetine amade oldular.

Oldular da ne oldu. Hangi birini usturuplu okuyup kullanıyoruz ki. Slikon vadisinde sınırsız desteklerle geliştirilip bir öncekini daha piyasaya giriş yaparken ekarte eden süper beyinlerin geliştirdikleri farklı dinamiklerle insanların beyin algılarını istedikleri gibi yönlendirip, kazançlarının daha buharı üstünde tüterken ortak oluyorlar. Kazançlar bir cebe girmeden uçup gidiyor.

Godaman teknoloji devlerinin sınır tanımayan küresel ölçekteki güçlerine daha maça başlamadan 1-0 yenik düşüyorlar.

Benim üzülerek izlediğim konu da şu:

Dünya bunları yaparken biz çok okuyup bilgilenen bir toplum olmadığımız için kahve önlerine konulan taburelerde ısmarlanan çayları yudumlayıp, otuz üç taneli tespihleri şakırdatarak, masalarda şangır şungur karıştırdığımız okey taşlarını mikropları ile karıştırarak ıstakaya dizmekle.

Hafta sonları çoluk çocuğumuzu alıp AVM lerin vitrinvari görsellerini elimiz arkamızda gezerek, akşamları da seyrettiğimiz televizyonun karşısında otururken servis edilen çayları daha yarılama dan uyuklayan bir toplum olduk.

Gençliğimiz mi?

Onlarda ekranları başından dijital, sanal bir dünyanın ahkam kesen savaşçıları. Birde son zamanlarda dini ve siyaset algılarını, bin dört yüz yıl evvel yaşamış alimlerin bu günün koşullarını dikkate almadan yaptıkları yorum ve yazdığı kitapların algıları ile birbirlerine caka satarken müspet ilim denen ilimi, bilimi, araştırmayı, inovasyonu, teknolojiyi hiçe sayarak cüppeyle, asayla alt edeceklerini zannediyorlar.

‘’Otuz yılda nirden nireye’’ geldik. Bir ansiklopediden geldiğimiz noktaya bak muhterem. Şimdilerde erişim yasağı konan vikipedia’ya ulaşamadığımız için, lazım olunca geçenlerde çöpe atmak isteyip de vazgeçtiğim cilt, cilt ansiklopediye ihtiyacım olur belki diye daha bir dikkatle seyreder oldum. Gerçi son yirmi yılda gelişen yeni bilgilerden noksan onlar fakat onları da mini aypodlarımız tamamlar herhalde. Kalın sağlıcakla….. 08.08.2017 Adil Bozkurt

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 74
Toplam yorum
: 183
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 414
Kayıt tarihi
: 10.11.17
 
 

 ÖNSÖZ: Ben ne uyak bilirim ne bir kafiye/ Yarım asırlık ömrüm geçti nafile/ İçimden geçenler hep..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster