- Kategori
- Siyaset
Nasıl ölümsüz siyasetçi olunur - 2

NOT: Bu yazı dizisi üç bölümden oluşmaktadır.
1. bölümü okumak için TIKLAYIN
3. bölümünü okumak için TIKLAYIN
UYARILAR
1. Yazıda öyle ya da böyle hiç kimseye ve hiçbir siyasi görüşe yönelik sempati veya antipati aşılamaya çalışılmamakta, sadece sosyolojik bir analiz yapılmaktadır. Yazıda bir falso bulmayı amaçlayan okuyucuların harhangi bir tarafgirlik ibaresi bulamamalarından ötürü beyin felci ya da alakasız yorum yazma ishaline kapılmaları riski bulunmaktadır.
2. Yazının tamamını okumadan yorum yazmaya kalkışmak şahsi rezaletlere sebep olabilir. Bu açıdan yazı uzun da olsa eğer yorum yapılacaksa sabırla okunmasında fayda vardır. "Yazarın ismi nasıl olsa Jack Amca, kesin gavurun tohumudur bu adam yardırayım hakareti" tipindeki yorumlar ciddiye alınmayacağı gibi şahsın rüsvalığına neden olabilir.
ÖLÜMSÜZLÜK YA DA VATANA İHANET
Bir buçuk yıl önce başbakan Erdoğan’ın yeni hedefinin ölümsüzlüğe erişmek olduğunu yazmıştım. Hafızası iyi olanlar bilirler, o zamanlar terör örgütüne yönelik gerek sahada askerle gerekse hukuki olarak şehir yapılanmasıyla çok ciddi bir mücadeleye girişilmişti.
Kısacası örgütü bitirmeye yönelik ciddi bir çalışma yürütülüyordu. Bugün ister başbakana karşı istersek onun görüşünde olalım şu bir gerçek ki her kim ki bu örgütü tarihe gömmeyi başarırsa adını ölümsüzler listesine yazdıracak ve bu devlet yaşadıkça adını yaşatabilecektir.
Şüphesiz ki bunun tek mükâfatı bu ölümsüzlük değil, daha önceki yazımda da belirttiğim gibi ancak ölümsüzlerin erişebileceği bir rakam olan %70 civarı bir oydur. Öyle görünüyor ki başbakan bu hedefi son derece ciddi bir şekilde değerlendiriyor.
Lakin bu yolla ölümsüzlüğe erişmek öyle kolay bir iş değil. Zira eğer bu çözüm aşağıda belirteceğim şekilde her hem Kürtlerin hem de Türklerin kazanacağı bir yolla çözülürse başbakan ölümsüzlüğe erişir, ülkemiz dünyada söz sahibi güçlü bir devlete dönüşür, Kürtler de Türkler de barış ve refah içerisinde yaşarlar, aksi bir çözüme kalkışılması halinde işin ucu ölümsüzlüğe değil vatana ihanete gider, bölge kan gölüne dönebilir, Kürtler modern dünyada yer almayı umut ederken tarih sahnesinden silinmek yahut dünyanın en kanlı katliamlarının objesi haline gelebilir ve hatta üçüncü dünya savaşının çıkması için hemen hemen kusursuz bir atmosfer oluşabilir. Şimdi gelelim ne demek istediğimize…
ÇÖZÜM SÜRECİ VE BÜYÜK TÜRKİYE
Irak’ın Kuzey’inde etkinlik gösteren Kürdistan bölgesel yönetiminden Türkiye’yle birlik olmanın getireceği müthiş güce dair yapılan açıklamaları sanıyorsam pek çoğunuz duymuşsunuzdur. Çözüm sürecinin gelişmesinde son derece etkili olan etkenlerden birisinin bu güce duyulan özlem ve ihtiyaç olduğunu ileri sürmek son derece mümkündür.
Petrol bölgesi olmasıyla, kültürel ve ticari ilişkilerin çok yoğun olmasıyla Kürdistan ve Türkiye ilişkilerinin bir terör örgütü yüzünden ziyan olması her iki tarafın da hiç işine gelen bir durum değildir. Sürecin yalnızca bu karşılıklı ilişkiden ötürü geliştiğini düşünmek elbette çok mantıksız.
Zira örgüt denilen bu illet sadece Türk ve Kürtlerin taraf olduğu bir sorun değildir. Amerika ve İsrail’den tutun hemen hemen tüm Avrupa ve hatta belki de Büyük Okyanus’un ortasında adı duyulmamış adalara kadar hemen her ülkeden destek alan bu örgütün nasıl olup da kısa süre içerisinde hoppala diye çekilip süreç denilen muammanın parçası olduğu elbette son derece şaibelidir.
Ancak bugünün dünya siyasi atmosferi okunduğunda bu çözüm sürecinden en çok kimin zararlı çıktığı dikkatli bir şekilde incelenirse işler daha da netleşecektir.
Bu işin kaybedeni hiç şüphesiz İran ve Rusya ikilisidir. Eğer Türkiye ve Kürdistan bölgesi aşağıda bahsedeceğim şekilde bir kader birliği yaparsa İran çok ciddi şekilde köşeye sıkışacak ve olası bir Amerika müdahalesi sırasında batı dünyasıyla bağlantısı kesilecektir.
Bilindiği üzere örgüt yıllarca hem Rusya hem de Amerika cephesinden oldukça ciddi destek görüp Türkiye’yi zayıflatmaya yönelik çalışmıştır. Uzun süre herkesin işine gelen bu durum Ortadoğu’da en çok İran’ın işine yaramıştır.
Türkiye bu işle oyalanırken İran atı alıp Üsküdar’a doğru depara kalkmış ve artık batılı devletleri zerre kadar umursamayacak ölçüde güçlenmiştir. Kısacası batılı devletlerin Türkiye’yi yıpratarak çıkar elde ettiklerini düşünmeleri en çok kendilerine zarar getirmiş ve bu örgüt projesi büyük ölçüde kendilerine çevrilmiş bir silaha dönüşmüştür.
Çünkü ne kadar destek verilirse verilsin örgüt İran’a karşı en ufak bir sorun yaratamamış çünkü İran ülkesinden Tebriz bölgesini büyük Kürdistan toprağına katmayı hayal eden örgütü sinek gibi ezip karşısına çıkan tüm üye ve sempatizanları haritadan silmiştir.
Örgüt marifetiyle İran’ı zayıflatmak mümkün olmayınca işler bir hayli ters tepmeye başlamıştır. İsrail’in kendi eliyle güçlendirdiği ve beslediği örgüt Türkiye’yi zayıflatırken İsrail’in baş düşmanı İran’ın gelişmesi için fırsat yaratmış ve İsrail kendi eliyle ulusal güvenliğini tehlikeye atmıştır.
Burada kim ne derse desin İsrail yanlış ata oynamıştır diyebiliriz. Çünkü Osmanlı torunu ve Allah korkusu olan bir millet olan Türklere İran kadar gelişme şansı tanınsaydı Türkler asla ve kat’a bir Yahudiyi öldürme planı yapmazlardı.
Çünkü dinimizde açıktan bir saldırı olmadıkça hiçbir dinin mensubunun öldürülmesi yer almamaktadır. Osmanlı yüzyıllarca Yahudilere ev sahipliği yapmış ve tek bir Yahudiyi dini gerekçelerle öldürmemiş veya dinini yaşamasına engel olmamıştır.
Bugün bile Kudüs ve Tel Aviv Türk toprağı olsa, Yahudilerden bir saldırı gelmedikçe Allah ve Kuran hakkı için hiçbir Türk tek bir Yahudinin saçının teline bile dokunmaz (Kendini bilmez radikal grupları saymıyorum). Eğer İsrail’de Türkleri iyi analiz edebilen birileri varsa bunu rahatlıkla fark etmişlerdir.
Öyle görünüyor ki hem Amerika hem de İsrail, içlerindeki bu manasız Türk düşmanlığının kendi sonlarını hazırlamak üzere olduğunu fark etmiş bulunuyorlar. Bu da örgütün ülkeyi büyük bir süratle terk edişinin mantıklı bir açıklaması olabilir.
TÜRKLER VE KÜRTLER NASIL BİRLİK OLMALI?
Çözüm sürecinin bizi götüreceği başlıca yol birleşme sürecidir. Akıllı Kürtler ve akıllı Türkler bölgede insanca hayatta kalabilmenin tek sağlıklı yolunun birleşmeden geçtiğini görüyor olmalılar.
Zira bu birleşme sadece Türk ve Kürtler için değil, aynı zamanda batılı devletler için de hayatidir. Çünkü batı ile doğunun sınırını teşkil eden Türkiye’nin güçsüz olması olası bir sıkıntıda batının büyük bir süratle başının derde girmesine yeter de artar. Oysa güçlü bir Türkiye bu sıkıntıyı bertaraf eder.
Şimdi Türkler ve Kürtlerin nasıl bir birlik kurmaları halinde sağlıklı bir birleşme gerçekleşeceğine dair fikir cimnastiği yapalım. Dilerseniz konuyu daha sağlıklı ele alabilmek adına gerekli şartları maddelendirelim.
1. Birleşmenin önündeki en büyük engel ne ekonomi, ne özerklik ne de bağımsızlıktır. Her konu bir şekilde hallolabilir ama bir konu var ki bu Türklerin 2000 yıllık tarihiyle ve genetik şifreleriyle ilgilidir. Bu konu çözülmezse sağlıklı ve kalıcı bir birleşmenin olması teknik olarak imkânsızdır. Bu konu bayraktır...
Diyelim ki her türlü planı kusursuz şekilde yaparak Kuzey Irak Türkiye birleşmesini gerçekleştirdiniz. Eğer bu birleşmede bazılarının düşündüğü gibi Diyarbakır'a özerk bölge bayrağı dikilmeye çalışılırsa bu hem başbakanın hem de birleşme projesinin sonu olur.
Çünkü Türkler canlarını mallarını ve gerekirse ruhlarını bile verirler ama asla ve asla bayraklarına dokundurmazlar ve Türklerin genetik kodlarında kendi bayraklarının yanında başka bir bayrağın dalgalanması yatmaz; hele ki Misak-ı Milli sınırları içerisinde.
İkinci bir bayrak dikilmeye çalışılması birleşmeyi mahvedeceği gibi ölümsüz siyasetçilik idealini "vatana ihanet" le eş konuma getirir ve %70 oyla başa gelmek yerine ömür boyu hapis ve bir daha normalleşmesi çok zor bir siyasi kaosun kapılarının açılmasıyla sonuçlanabilir.
Bu kaostan ise Rusya ve İran Ortadoğu'da güçlenmiş ve hâkimiyet kurmuş olarak çıkar ki sanıyorum hiçbir büyük aktör bunu istemez. Kısaca eğer bir birleşme olacaksa bunun tek sağlıklı yolu her şart altında Türk bayrağının ülkenin her yerinde tek bayrak olarak dalgalanmasıdır.
Aksi girişimler birliğin kısa ömürlü, gelecekte kolaylıkla üçüncü dünya savaşını tetikleyebilecek ve gerek Amerika'nın gerekse tüm Ortadoğu ve Avrupa'nın sonunu getirebilecek bir kaosun doğması için mükemmel bir ortam yaratır.
Kısacası Türklerin bu birliğe ikna olması için birinci şart budur. Yok eğer göstermelik ve büyük bir dünya savaşının çıkartılabilmesi için çok olumlu bir zemin hazırlanmak isteniyorsa burada mutlaka iki bayraklı bir çözüme gidilmelidir.
2. İkinci gereklilik ise yine tarihi köklerin doğru analiz edilebilmesiyle anlaşılabilir. O da ordudur. Konfederasyon tipi bir birleşmede iki ayrı devlet olması, iki ülkenin de ayrı ordulara sahip olması son derece normal karşılanabilir ancak işler yine göründüğü gibi değildir.
Türkler 2000 yıllık bir ordu-millet geçmişine sahiptir ve ordu da tıpkı bayrak gibi tektir. İki ayrı ordu olması teknik olarak imkânsızdır. Aksi denemeler kısa vadede "tamam oldu işte!" dedirtse de Türklerin ve Kürtlerin ortaya koyacağı aşırı reaksiyonlar büyük kaos için yeterli olacak ve İran'ın yükselişi için mükemmel bir zemin hazırlayacaktır.
Kısacası birleşme gibi bir harekette eğer bu noktalara dikkat edilmezse Büyük İran'ın yükselişi, Çin ve Rusya'nın Amerika hegamonyasını tarihin derinliklerine gömebilecekleri kusursuz bir zemin hazırlanmış olacaktır.
Bölgede Kuzey Irak yönetimine bağlı bulunan 100.000 civarındaki peşmergenin ne olacağı sorusu ise önemli bir sorundur. Bu kişilerin bir şekilde bir başka devlet görevine kaydırılmaları hayırlı olacaktır. Bu gücün özel güvenlik sektörü gibi yerlerde değerlendirilmeleri de mantıklı olabilir. Kısacası sorunun çözümünde ciddi bir şekilde çalışılması gerektiği bir gerçektir.
Bu iki ölümcül şart yerine getirildikten sonra geri kalan hemen hemen tüm konular üzerinde uzlaşılabilir konular olabilir. Örnekse kuzey Irak'ta toplumsal hizmetlerin Kürtçe verilmesi Türkiye'yi de Türkleri de çok rahatsız etmez.
Zira şu an işler zaten böyle yürümektedir. Ancak bir peşmerge birliğinin düzenli ordu olarak Anadolu'da ya da Anadolu'ya bağlı bir başka eyalette varlığını sürdürmesi söz konusu olarak bile başlı başına bir saçmalıktan ibarettir.
Zira bu ikili yapının varlığı İran veya bir başka aktörün birliğin yapısını bozmak için gerçekleştireceği eylemlerde son derece müsait bir ortam yaratmaktadır. Küçük bir tahrik bile büyük sorunlar için yeterli olabilir.
3. Dil meselesi ise biraz çetrefilli bir meseledir. Eğer eyalet tabanında bir sistem isteniliyorsa (ki kuvvetle muhtemel isteniyor) anayasal olarak tek dil yine Türkçe olmalıdır. Ancak farklı eyaletlerde ikinci bir dilin kullanımı pek ala mümkündür.
Anayasal dilin Türkçe olmasının nedeni devletin her yerde sağlıklı hizmet verebilmesi ve kurulan birliğin koordinesini gerçekleştirebilmesidir. Her eyalette farklı dilin konuşulduğu bir eyalet tipi birlik yahut konfederasyon tipi bir birlik en kısa sürede yıkılıp tarumar olmaya mahkûmdur. Zira sosyolojik ve mantıksal olarak imkânsızdır.
Zaten tam da bu yüzden dünya tarihinde hiçbir sağlıklı örneği yoktur. Amerika ve Almanya gibi hala eyaletle yönetilen sistemler sizi yanıltmasın. Bu ülkelerin her yerinde tek dil vardır. Eğer bu ülkelere benzer bir eyalet sistemine geçeceksek adam gibi onlara benzemeliyiz. Amerika'nın da Almanya'nın da tek dil, tek bayrak ve tek ordusunun olduğunu bilmeden ileri geri yorum yapmak fesatçılıktan başka bir anlama gelmez.
Dil meselesinin en sağlıklı çözümü bu işlerin dünyada da yürütüldüğü şekilde çözülmesidir. Yani Türkçe ülkenin dört bir yanında birinci dil olarak öğretilmelidir. Zira dil birliği olmadan hiçbir birlik var olamaz.
Kürdistan bölgesindekilerin de Türkçe öğrenmeleri Türklerle kaynaşmaları, devlet görevlerinde yer almaları ve Türklerle olan bağlarını güçlendirmeleri için gereklidir. Elbette Kürdistan bölgesinde Kürtçe bilinecek ve öğretilecektir ancak bunun yeterli sayılması en çok Kürtlere zarar verir. Çünkü sadece Kürtçe bilen Kürtlerle bir birliktelik sağlanması mümkün değildir.
4. Bir diğer mesele de ilk bakışta anlaşılmasa da para birimidir. ‘Para birimi… Ne alaka?’ dediğinizi duyar gibiyim ama gayri safi milli hâsılası Kuzey Irak'ın yaklaşık iki buçuk katı olan bir ülkeyle birleşmeye kalkışacağınızda bu ciddi bir meseledir.
Tek para birimi olması zorunluluğunu ele aldığımızda birliğin ekonomisinin çok ince elenip sık dokunması gerekir. Tek para biriminin Türk lirası olması gerektiğini yazmıyorum bile. Ancak bu konuda Kürt etnik milliyetçiliğine bağlı bireylerin ciddi sorunlar yaratabileceğini, "Türk lirası olmasın Kürt lirası olsun, Buna Türkiye lirası diyelim, Biz en iyisi buna sadece lira diyelim" tipindeki yaklaşımlarla birliği baltalamaya çalışabileceklerini öngörebiliriz.
Bu bağlamda birlik olacaksa Kuzey Irak Kürt yönetimindekilerin dev ekonomisiyle Türkiye Cumhuriyetine mi katılmak istedikleri yoksa başka maceraların peşinden mi sürüklenmek istedikleri pek ala kendilerine sorulmalı, sıkı ve oybirliğine dayanan bir anlaşmayla iş garantiye alınmalıdır.
Kentucky eyaletindekiler nasıl ki ‘Bu paraya Amerikan doları demeyelim Kuzey Amerika Cumhuriyeti doları diyelim’ gibi bir beyinsizlikle vakit kaybetmedilerse Kürt etnik milliyetçileri de bu kafadan sıyrılıp güçlü, huzurlu ve müreffeh bir devletin parçası olmaya baksalar en çok kendileri için iyi olur.
NEDEN HEP TÜRKLER ÖN PLANDA OLMAK ZORUNDA?
Bu soruya jeopolitik ve tarihsel olarak iki farklı şekilde cevap verebiliriz. Önce jeopolitik olarak cevaplayalım. Coğrafyamıza bakıldığında açıkça görülmektedir ki bir birlik olacaksa bu birlik son derece güçlü olmalı ve kendi içerisinde sıkıntılarla boğuşmamalıdır.
Sakat kurulmuş bir birliğin hiç kurulmamış olması en iyisidir. Eğer Kürtler dış güçlerin istediği gibi bağımsız bir Kürdistan hayalinin peşinden gidecek olurlarsa bu onların sonu olacaktır.
Üzerinde bulundukları petrol coğrafyasının kendilerine kati suretle yedirilmemesi bir yana, askeri-stratejik olarak bir ateş hattının tam ortasında bulunmalarından ötürü ülke öyle ya da böyle er ya da geç kan gölüne çevrilecektir. Örnekleri çok fazla...
Osmanlı'dan ayrılan Arap devletleri ve özellikle de Irak... İngiltere Irak'ı nasıl kurduysa aynı şekilde yıktı ve ülkede milyonlarca Müslüman öldürüldü. Kısacası kimseye yar olmayan o topraklarda mutlu mesut yaşamak, hele ki palazlanıp güçlenmek ancak bir delinin güncesinden çıkmış olabilir.
Karar elbette aklıselim Kürtlerin olmalıdır. Süslü ve soslu bir bağımsız devlet ve kanlı bir yok oluş mu? Yoksa tarihi köklerine uygun ve özgür bir birliktelik mi? Türkler birliğin temel yapısında elbette ön planda olacaktır çünkü Türklerin bu coğrafya'daki mücadelesi 1923 ile başlamış bir mücadele değildir.
Ayrıca Türkiye öyle canı sıkılanın yıkabileceği bir ülke de değildir. Türkiye her şeye rağmen güçlü ve çok önemli bir devlettir. Türkiye'yi tırpanlayıp kan kaybettirmek yerine onun gücüne ortak olup özgürce ve demokratik olarak eşit haklardan yararlanmak en mantıklısıdır.
Burada klasik etnik siyaset gözlüğüyle bakarak "Biz onca yıldır bağımsız devlet dedik sen gittin nelerden bahsediyorsun? Kürtlerin bu işten karı ne olacak? Bayrak, devlet, ordu, hiçbirini vermedin. Biz bunları istiyorduk zaten, sen gittin hepsini geri almışsın" şeklinde bir düşünce Kürt ve Türklerin kardeş kardeş yok oluşlarını ve üçüncü dünya savaşının İran ve Rusya lehine 1-0 önde başlamasını sağlar.
Bağımsız Kürdistan fantezisinin Kürtlere ne gibi bir bedel ödeteceğine bir bakalım. Bugünün şartlarında söylüyorum; petrol gelirleriyle İsrail teknolojisi silahlar almak, Amerikan silahları ya da Rus silahları almakla bölgede İran'a karşı direnebilmek, bir savaş halinde nefes alabilmek mümkün değildir.
Bu hareket sadece silah alınan ülkeleri zenginleştirir, o ülkelere olan bağımlılığı daim kılar ve sonunda o ülkelerle karşı karşıya gelindiğinde yok oluşu garantiler. Aklıselim ise 2000 yıllık devlet tecrübesinden faydalanıp güçlü bir Türkiye'nin yanında olmayı gerektirir.
Türk sözcüğünü devletten, bayraktan, dilden, para biriminden kaldırmaya çalışmak sadece birliği imkânsız kılar, yahut çakma bir birliktelik getirir. Böylece Kürtlerin tarihin en kanlı batı-doğu çatışması içerisinde yok oluşunu garantiler.
BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN KURULURSA NE OLUR?
Bağımsız Kürdistan’ın kuruluşu kimilerinin düşündüğü gibi en çok Türklere zarar vermez. Bağımsız Kürdistan’ın kuruluşu en çok Kürtlere zarar verir ve Kürtleri ebediyen tarihin derinliklerine gömer. Hemen herkes bu Kürdistan adı verilen ülkenin haritasını görmüştür.
Bu ülkenin topraklarının büyük kısmını Türkiye Cumhuriyetinden talep etmesini ve bunun için belki yüzyıl sürecek büyük ve kanlı bir savaş yaşanması gerekliliğini bir yana bırakıyorum. Asıl sorun Suriye ve İran’dan da toprak talebinin bulunmasıdır. Şimdi bu devletin kurulduğunu hayal edelim ve Kürtlerin nasıl yok edileceklerini tasavvur edelim.
Kürtlerin bölgede bu şekilde bir devlet kurması halinde İran ve Türkiye’den toprak almaya çalışırken nüfusunun yarıdan fazlasını kaybedeceğini ve zaten baştan kuruluş şeklinin sakat oluşunu bir yana bırakıyorum.
O haritada İran’dan Tebriz gibi efsanevi bir bölgenin alınacağı tasvir edilmiştir. Cihan sultanı Yavuz Sultan Selim 200.000 kişilik olduğu rivayet edilen dönemine dünyanın en büyük ordusuyla oraya gidip oralarda bir hâkimiyet kuramamışken Kürtlerin toplamda 100.000 kişilik ordusuyla 4000 yıldır girilemeyen o toprakları hâkimiyetine alacaklarını düşünmek son derece mantık dışı görünmektedir.
Amerika’nın olası bir İran müdahalesinde tıpkı Irak müdahalesinde olduğu gibi o topraklara beleşten konma hayali oldukça mantıksızdır. İran’dan Tebriz’i kısa süreli olarak almayı başarsanız bile İran gerekirse üç beş milyon Kürdü yok etmek pahasına orada tek bir canlı bile bırakmayacaktır. Bu konuda kati şekilde şakasının olmadığını da tüm Kürtlerin kafasına koymasında ciddi fayda vardır.
Ayrıca İsrail ve Amerika desteğiyle kurulacağı için İran kendi sınırının dibinde dev bir İsrail ve Amerikan üssü olmasına hiç sıcak bakmayacaktır ve öyle ya da böyle kısa bir süre içerisinde birkaç milyon Kürdün ölümüyle sonuçlanacak bir operasyon gerçekleşeceğini öngörmek hiç de mantık dışı değildir.
Amerika’nın İran’a yönelik operasyonunda İran’ı tamamen yok ettiği fantastik bir seçenek haricindeki tüm seçeneklerde Kürtler tıpkı İsrail gibi kıyamete kadar gün yüzü göremeyeceklerdir. Çünkü İran bu yaptıklarını er ya da geç öyle ya da böyle onlara ödettirecektir. Kürtlerin 400 yıllık sınır komşumuzdan toprak alma hayallerini bir de bu gözle değerlendirmeleri kendileri açısından iyi olacaktır.
Kürtlerin Türklerden toprak alma taleplerine ise hiç değinmiyorum. Görüldüğü üzere Türklerden değil toprak sadece 1 dk’lık bile bayraklarını almaya çalışmanın bedelinin ne olduğunu 2000 yıllık tarihe baktığında görmek mümkündür.
Buna karşın Kürdistan’ın tıpkı Kanuni dönemindeki gibi Türklerle birlik olmasının ise nasıl büyük bir güç yarattığını da görmek gerekir. Kısacası Türklerden toprak almaya kalkmaktansa Türklerin topraklarına güç katmanın nasıl bir artı yarattığı iyi okunmalıdır. Çünkü Türkler kendilerine güç katanlara kötülük etmeyen bir millettir.
Ayrıca o haritada Kürdistan’ın sınırlarının bir kısmının da Ermenistan’a dayandığını belirtmeliyiz. Ermenistan denilen yer dev bir Rus üssüdür. Rus üssünün tam dibinde dev bir Amerikan ve İsrail üssü Rusların çıkarlarına hiçbir şekilde hizmet etmemektedir.
Dolayısıyla bir şekilde milyonlarca Kürdün yok edilmesinin önünde çok da fazla bir engel olmadığı görülmektedir. Oysa Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Türk bayrağı altındaki Kürtler güvende ve güçlü olurlar çünkü herkesin tanıdığı bu ülkeye karşı toplu bir harekete girişmek yeni kurulmuş ve kimsenin doğru dürüst tanımadığı bir devlete karşı bir harekete girişmekten çok daha zordur.
Ayrıca Türkiye ordusuyla ve milletiyle kolay bir lokma değildir. Yutmak isteyenin boğazına takılır. Deneyimsiz ve İsrail-Amerika desteğiyle kurulmuş bir Kürdistan ise “Gel beni vur” demektedir. Rusya ülkede birkaç milyon Kürdü öldürmek için kolaylıkla büyük bir infial yaratabilir ve suçu ya Türklere ya da ülkedeki bir başka gruba yıkabilir.
Ülke içten savaşa sürüklenmişken ülkeyi başlarına geçirebilirler. Kısacası Türkiye çatısı güvenlidir, ancak Türklerle yaşama şartlarına riayet edildiği sürece…
YA BÜYÜK TÜRKİYE’NİN KURULUŞU YA DA KÜRT VE TÜRK’ÜN YOK OLUŞU
Başbakan’ın aldığı riskin büyüklüğü öyle kelimelerle ifade edilebilecek bir risk değildir. Bu yazıda da ele aldığım gibi bu risk ona ya bir ölümsüzlük getirecek ya da onu bir vatan hainine dönüştürecektir. Eğer örgüt yok olur ve Kürtler Türkiye Cumhuriyeti şemsiyesinde toplanırlarsa hem Kürtler çok güçlü ve özgür olacak hem Türkiye muhteşem bir büyüme sürecine girecektir.
Bu da öyle ya da böyle başbakan Erdoğan’a Mustafa Kemal’den sonra en önemli devlet adamı sıfatını kazandıracaktır. Ancak süreç bağımsız Kürdistan fantezilerinin hayata geçirilmesiyle sonuçlanacak olursa hem başbakan ölümsüzlük yerine ihanetle suçlanan ve belki hüküm giyen bir fani olacak hem de bölgede hiç durmayacak bir kan nehrinin yatağına zemin teşkil edecektir.
Bu zorlu coğrafyada unutulmaması gereken bir gerçek var ki o da Türk ve Kürdün kaderinin ortak olduğudur. Türk’ün olmadığı yerde Kürt, Kürt’ün olmadığı yerde Türk olmayacaktır. Bu gerçekleri görmek gerekir. Allah ülkemizin ve tüm inananların yardımcısı olsun. Umut ediyoruz ki her şey hayırlı şekilde meydana gelir.
YAZI DİZİSİNİN ÜÇÜNCÜ (3.) BÖLÜMÜNÜ OKUMAK İÇİN TIKLAYIN