/rüzgâr aynı rüzgârdır dalında lâkin, herkes ayrı ayrı yönlere savrulur/ zamanın sarstığı can ağacın kaç kez soldu yaprağından kaç kez gitti geldi ölümlere son..
/kendi mi ekmişti kendi dölünü neye göreydi bu dünyanın hükmü/ içindeki uzakta çocuk oyunlarındayken bakışı başı bozuk seyrin sesinin buyrukları sımsıkı sarmaladı ..
gitmiyor, kaçıyorsun ölüm dediğin bu yolda ölmek ölümün en güzeli adı s e v m e k zemheride sabah ayazım çığ kadar önünde durulmayanım bilir misin ..
bir nisan yağmuru, geldi geçti sonrası, toprağın mis kokusu her penceremde gün güneşin saçları denizin parıltısı bir düşman gecede sana sarıldığım tablodaki manzar..
upuzun bir düş/müş düşlediğim benim işim değilmiş/ harcım da iki ileri bir geri tempoda, git git bitiremedim yolu hâlâ acemi kalemim aydınlığı kapatan koca devi bir türlü..
/kim ister ki ışıksız bir lâmba olmayı kim istemez ki insan gibi yaşamayı/ senin adın Melek olsun dendi ve üç kez Melek Melek Melek fısıltılarında kaldı kulağı solu..
gündüze serdim geceyi, aydınlandı yüzü kav/dan vücudumu bitmek bilmeyen sızılarımı gördü sığamadı içine hüznüm pes edip, kendime bıraktı beni sevgi kipini unutma ded..
İzmir Kitap fuarı henüz sonlandı. Ben de 2016 yılında basılan "İçimin Yangınları" adlı kitabımın imza günü nedeniyle iki gün boyunca oradaydım. Sormayın, sular seller gibi imza kuyruğum var..
adaktım gelmelerine bir yerim eksilirdi her seferinde her seferinde biraz daha ateş alırken kalbim “sevdanın sıcak teriyle” donardım arkanda bıraktığın tipide ..
şimdi, hangi zamanın efkârını dağıtmalı bu şiirde ilk yazlarda kalan ziyan zebil gençliğin nefesine/ mi yanmalı yoksa, dolu dolu yaşanmayan bomboş yıllara mı gül sunan ..
Güzel Sanatlara tutkulu, Türk sanat müziği hayranı, deniz ve İstanbul âşığı şiiryazar bir fâni....