Her insanın hayatında, hayatının tam orta noktasınından aniden kırıldığı bir an vardır. Birden öylesine hiç farkında olmaksızın yaşıyorken suratının orta yerine okkalı bir tokat yersin. İşte bu aklını..
Kanatlar vardı önce...Daha çok küçük bir kızken...Beyaz, parlak ve uçmak için hazırlanan...Öyle güçsüzdüler ki...Henüz tanıyorlardı dünyayı ve bilmiyorlardı onun ne kadar zalim olduğunu...Dünya kanadı..
"Hayatta" diyor "Beklentilerini ve gerçekleri birbirine karıştırdığın için öfkelisin." Ona öfkeli olmadığımı söylüyorum. Ama buna kendim de inanmıyorum. "Dışarıya yönlenmeyen sadece ve sadece kendi iç..
Hayat binlerce rengarenk cam eşyadan oluşur ve bazen o camların hepsi paramparça olur. Hayatında bir şey olur, biri sana bir şey söyler içinde derin bir yara açar, aşkın biter, biri ölür, biri gider, ..
Ruhun, bu tuhaf sıçramalarını seviyorum. Tıpkı ne yapacağı belli olmayan denize benziyor. Bir bakıyorsun çarşaf gibi pürüzsüz, altın gibi güneşin altında öylece uzanıyor, bir bakıyorsun dev dalgalarla..
Sil yaz... Sil yaz... Hayat bunun üzerine kurulu başka bir şey değil... Elimizde kalan çokça karalanmış beyazdan griye dönmüş bir kağıt parçası... Bir zaman sonra o gri kağıdın üzerine yeni bir şey de..
"Dürüstlük yalnızca bir insanın kendi erdemlerine değil, aynı zamanda belli ölçüde şansa dayanır." Şöyle bir duruyorum. Rosa Montero'nun Yamyam'ın kızı adlı kitabına uzun zaman sırtımı döndüm ve şimdi..
Bir gün hayatın tam ortasında, yapmaya devam ettiğin şeylerin içinde durup şöyle dersin: "Tüm bunların anlamı ne?" İnsanın başına gelebilecek en berbat duygudur bu. Sanki tüm dünya, hayat, insanlar an..
Oysa kabuğumuzu kırdığımızı sanıyorduk. Ne büyük yanılgıydı bu... Kırılması gereken tek bir kabuk yoktu. Ama biz henüz bunu bilmiyorduk...Ruhun bedene dar gelmeye başladığı o haller gelip bizi..
Rüzgar, kayalıklara bir kitap sayfasını getirip bıraktı. Uçuruma bakan iki kaya arasına sığındı sayfa titreyerek. Usuldan bir yağmur başladı birazdan. Sayfa göğsüne baktı, göğsünün üzerine yağan o inc..