Bazen bir rüya görürüz, yada gördüğümüzün rüya olduğunu sanıpta, sıçrayarak uyanırız...Halbuki, o anda lambadan çıkan cin den istemek için “tek dileğin ne olurdu ?" diye sorulsa; vereceğiniz yanıt..
Bir kadın tanımıştım; bir yanı maviydi kadının, öteki yanı kırmızı....Yarısı çılgından öte adeta bir deli, öteki yanı mantıklı, kontrollü ve akıllı...Günler günleri kovalarken; ama bil..
"Ruh dünyam bazı odalarında içine mucizelerin gizlenmiş olduğu kırk odalı bir konak gibi" dedi kadın...O an için bulunmayı istediğimiz oda; o zaman diliminde içinde yaşadığımız duygusal dünyayı ya..
Bıraktığın anda kontrol ettiğini sandığını...ipler elinden kayıverecek diye korkmamayı içine sindirebildiğin an...İşte tam da o an; bir kuş tüyü gelir döne döne iner gökten yere ve öylece hayatını..
''Niceleri kendi zincirlerini çözemezler de,dostlarının azatçısıdırlar'' der Nietzche...Günün birinde hayatına biri girer ve senin beklenmedik bir şekilde, azatçın oluverir. Önce tutsaklığından ha..
Ruhumuzdan gelen o fısıltının, dışarının tüm bağrış çarışına, gürültüsüne galip geldiği anlar olur ya, işte o anlardan birinde fark ettim ki, o kısacık anlarda bizde ki bazı bilgiler erişilebilir oluy..
Yakarışım tanrıma, aslında bu vesile... doğrusu tüm yakarışım benden bana..."Kim olursanız olun, yada her ne uğrunaysa çabanız; rica ederim dengemi bozmayınız benim " derken buldum kendimi...<..
"Süslü cümleler" demişti bir arkadaşım; belli ki üzerinde uykuya yatmışım..Uyanmaya yakın bulunca kendimi, baktım şöyle bir; "ah ne çok sevmişim sizi"... Ve en fazla da bunu söyleyiş biçimimi...
Bir öyküyü bitirdiğinizde son sayfa mı olur anımsadığınız? Yoksa hikayenin toplamı mıdır, "anılar" ismi altında saklayacak olduğunuz ? Yada hatıranızda iz bırakacak olan, sizi en çok etkileyen..
Bir şey..tek bir şey bile mi istemez insan?..Temiz hava almak için pencereyi açmayı, eğilip vazoda duran çiçeği koklamayı, "bir sıcak kakao olsa da içsek" diye hayal kurmayı... Hiç bir şe..