İsimsiz bir zamanda Bir adı mı olmalı herşeyin, mutlaka bir nedenle mi anlatmalı? Nedenim yok benim can sıkıntısından başka. Bu sıcak bu basık bu nem yüklü havada soluğumun kesi..
Söylenmemiş şarkılar gibi ya da söylenmemiş umutlar gibi hep yarınlara ertelendi zaman. Bugünler dün olduğunda birikti dünler birbiri ardına zaman boşluğunda..Bir hayat birikti dünlerde ucu görünür..
“Hücrelerimde hissediyorum ölümü” diyorum anlamsız bir ses kulaklarımda.. -“Ölüm korkusu” Aptal bir şaşkınlık var yüzümde… Belki de korkmam gerekirdi bilmiyorum ama korkma..
Bugün pazar. Anlatmış mıydım hiç pazar gezmelerimi sana. Odamın penceresinden sahili gözlediğim zamanlarda... Seni gördüğüm zamanlarda... Ayak izlerine basarak yürüdüğümü ardından.. "Çocuk" dediğin..
Nereye bakıyor böyle dikkatlice dedim kediyi gördüğümde. Ahşabın dokusu mu yoksa kedinin ahşabın dokusuyla uyuşan tüyleri mi kürkünün. Aslında bakışları. O arayan, o bekleyen meraklı bakışları. Ara..
Tesadüfen okuduğum bu cümle.. Hangi ruh hali içerisinde bu sözü söyler bir insan, neden söylenir, niye söylenir, nasıl söylenir. Bu cümleyi okuduğumdan beri kendimle konuşuyorum. Aslında benim gibi..
"Küstürdüğüm sol elim" diye başlık atmışım bir küçük karalamama aklıma takılıverdi birden dağınık, başıboş dolaşıp dururken sözcükler beynimde bir yerlerde, sol elime baktım. Korku diye adlandı..
Bugün büyük ölçüde aşıldığını sandığım veya aşıldığına inandığım bir konudur. Solak insanın solaklığını kabul edememek. Sağ eli kullanmaya zorlamak.. Yazı yazmak veya kesmek işlevinde kalem veya ma..
Değişik ağızlarda dolma dense de her defasında dolma değil sarma diye söylendiğim ve en sevdiğim yiyecek takılıverdi aklıma yöresel ağızla dolma dediğini duyunca televizyonda bir bayanın. Öylesine ..
Yazmak ve okumak üzerine düşündüğüm hatta bir parça da kızgınlık, kırgınlık ve belli belirsiz bir öfkeyle düşündüğüm bir zaman sonrasıydı, -"yoruldum, biliyor musun? Sana bırakıyorum bü..