İşi bitince en yakın durakta inip, sahile indi. Bayatlamış ekmek parçalarını kuşlara atıyordu. Bunu bir görev gibi, her iş çıkışında yapıyordu. Ayrı bir huzur buluyordu. Aklına çocukluğu geliyordu...
Bu küçük, haylaz çocuk dışarıdan eve girmiyordu. Okuldan gelir gelmez arkadaşlarıyla top oynamaya gidiyordu. Annesi bu durumdan çok rahatsızdı. Üzerini değiştirip, yemeğini yiyip, ödevlerini yaptık..
Evden çıkarken arkamda küt diye, bir ses bıraktım. Kendimi dinlemek için köyümüzün içindeki küçük ırmağın etrafına dolandım. Hayvanlar tarafından yarı buçuk tüketilmiş kısa otların üzerine boylu ..
Gökyüzüne ellerimi açmış dua ediyordum. Sitem etmiyordum belki ama hayatta hep olumsuzluklarla karşılaşmam beni bunaltıyordu. Ne yapacağımı bilmiyor, sürekli düşünüyordum. Kafam allak bullak oluyor..
Gün içinde hiç dışarı çıkamayan bu yaşlı kadın, dışarıdaki ölümsüz yaşamdan bir haberdi. Günlerden, aylardan habersizdi. Olaylarla, insanlarla, hava atmosferleriyle hiç işi olmazdı. Sadece kulaktan..
Işığım sönüverdi. Karanlıkla beraber sessizlik, odamı sinsice sarıyordu. Yalnızdım. Elimde kahve fincanıyla öylece kalakaldım. Tedirginlik hissettim. Ne yapacağımı bilemedim. Bir an korktum. Önümde..
Yazmaktan mı bahsediyorsun? Şiir mi, öykü mü? Hangi konuda? Ne yazayım sen söyle? Güneşi mi, ayı mı, yıldızları mı, çiçeği mi, böceği mi yazayım? Kolay mı sanıyorsun? Kolaysa sen de yaz da görelim ..
Gece yeniden alevleniyor sanırsınız. Islık çalıyor ardı ardına rüzgâr. Yoldaki adımlarda geçmişimizi arayan yoldaşım, gece yarısı uçacak diye korkuyorum. Dinsin artık rüzgâr, evimizin çatısı uçacak..
Üniversite sıralarında âşık olmuştum sana. Okulun bahar döneminde, bu kavurucu sıcaklarda güneşten çok, sen yakardın ateş gibi, kavururdun beni. Erir biterdim alevinden, kendimi soğuk sulara vururd..
En değerli eşyalarını masaya yerleştirmekle meşguldü. Renkli kalemliğini, yardımcı not defterini, sağ kolu ajandasını, ömürlük aşkı olan başucu kitaplarını. Cebinde birçok kez küçük kat yapıldığı ..