davullar zurnalar gümbür gümbür farkındasız /sevinçli kendi ellerinle ölümü kucaklıyorlar “en büyük asker bizim asker” bir annenin susan gözlerinde kimsenin göremed..
gün gün, geriye düşerken yaz kalabalığı değişiyor rüzgârın suyun sesi büyü bozuluyor aydınlıktan karanlığa yürüyor yaşanmışlıklar varoluşun sesini duyamadığın an gözde biç..
A ile Z yi bildin ömür alfabende boştu ikisinin arası bahar ölüydü daim güz yaşadı kalbinin götürdüğü yer yaza kavuşulmayan uzak bir dağ istasyonuydu sarı..
başlarken, umurumda değildi varacağım yer tomurcuksuz, dal budak saldım dilime düşen adın ne çok ağırmış içime düştüğünde anladım âniden uçuveren gülüşüyle göğsüme sap..
/kim kimin içindeki dilsizliği bilir mavi görünen gerçekte mavi midir/ içinde büyüyemezken unuttu oyun zamanı geçmişti mavilere koşarken tökezledi çocuk/adam ..
bir ah ettirir felek bir ohh bir yol alıp götürse hasret bir yol kollarına düşer vuslat bazen tenini yırtar ruhundan yayılanlarla can yiter aklından bo..
gözlerini açtın bir sevinç bir sevinç sanki herkese düğün bayram hayat gül bahçesi / mi ki gülüyorlar iyi ama sen neden ağlıyorsun bahçeden aldığın ilk sol..
“yaşlandıkça insan dünya başkalaşıyor”* diyor şair yaş ilerledikçe zaman korkusu düşer ya yüreğe görüş değişir kısalan zamanda /dünya dar gelir insana ne kadar çok birikmiştir ya..
evvel her günün bağrına düşen umutlar gözü kara toydular ortalığı hilebaz hüzünler bastığında bozguna uğrayıp korkakça gitmelere durdular her gidenden bir alacak var ..
/susuşlarının çoğaldığı, dağlar kadar ıssız gözlerin açılmayan dudaklarında gülüşünü özlediğim/ aramızdaki bu uzaklık ne zaman katedildi bu kadar kurarken bu sevdaya ..