Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

01 Aralık '11

 
Kategori
Anılar
 

Ateşim çıksın Yarabbi!

Ateşim çıksın Yarabbi!
 

Ebru Özkan: Hocama çok benziyor. Sadece hocama benzediği için değil onun oyunculuğunu da seviyor ve beğeniyorum. Resim alıntı


-Öyle dua edilmez kızım; Allah’ın işi gücü yok senin oyununa ortak mı olacak hem ayrıca günaha giriyorsun.

- Neden günah olsun ki başkası için kötü bir şey istemiyorum.

Ben, sadece üç beş gün yattığım yerden sıcak çorba içmek; dağ gibi bulaşıkları biraz da analığımın yıkamasını istiyorum.

Sen kendin biraz evvel ne dedin unuttun mu?

“ Berbat görünüyor Alev, kızarmış, çatlamış. Tırnaklarını da çok derin kesiyorsun. Ellerin yaşlanmış. Sen ince naylon çorap da giyemezsin, kaçırırsın vallahi”

Bana öyle bakma, iyiliğim için söylüyorsun anladık;  ince naylon çorap kaçmaz müsterih ol çünkü benim böyle nazik bir çorabım hiç olmadı.

-İnanmıyorum kızım sen yakında on altı yaşında olacaksın; “okul saatleri dışında da soket çorapla dolaşıyorum” deme bana, gezmeye falan giderken ne giyiyorsun?

- Bir kere bir sene sonra on altı yaşıma basacağım daha on gün önce on beş oldum; doğum günü şerefine kantinden bana gevrek ısmarlamıştın hatırladın mı? Ayrıca benim gezmeye gittiğim yerler belli ince çoraba ihtiyacım yok. Çorabın arka çizgisi kaymış mı kaymamış mı kim uğraşacak Zehra, âlemsin valla zaten aldığımız harçlık belli ben memur kızıyım. Senin babanın deri fabrikaları var; yani seninle aramızda dağlar var.

---Biz Fransızca dersindeyiz; siz neredesiniz Mademoiselle? (matmazel)

  ---Hocam biz de buradayız yani Fransızca dersindeyiz. Dinliyorduk Hocam; Alev’in eli çatlamış sıraya çarpınca biraz kanadı.  Onu konuşuyorduk. Özür dileriz.

---Alev sen teneffüse çıkma olmaz mı biraz konuşalım zaten bundan sonraki de benim dersim.

Konuştuk; daha doğrusu o bana sorular yöneltti ben yanıtladım.  Yarım yamalak yanıtladım.  O bunun farkına vardığı halde üzerime düşmedi.  Konuştuklarımıza uzun süre kulak misafiri olmuş ama biz hiç fark etmemiştik.

Fransızca dersinde bir daha Zehra ile aynı sırayı paylaşmadık.

Hayran olduğum; genç güzel zarif kadının kokusu bambaşkaydı; çiçek bahçesi misali…

Bizim evde kimse parfüm kullanmazdı;  ama arada sırada eve limon kolonyası alınırdı.

Bir anne gibi benimle yakından ilgilenmesi beni pek mutlu etmiyordu.  Onun sevgisine ilgisine alışmak istemiyordum.

(Günümüzün jargonuyla) Kankam Zehra’ma açıldığımda  “Merak etme sen hocanın çocuğu olmuyormuş” demişti.

İzmir’in ünlü kadın doğum uzmanın eşi, benim hocamın çocuk sahibi olamamasına gerçekten çok üzülmüş dualar etmiştim. Sonradan vazgeçtim. Benim kendime hayrım yoktu.

Dualarla ateşim hiç çıkmamıştı. Nasıl çıksın ki Avni Bey kasalarla eve portakal taşırdı. Ardından balıkyağı tüketmek için sıraya girerdik. Nihayet bir gün Zehra’nın ısrarla sağlık verdiği metodu denedim. Tebeşir yuttum.  Bu arada en önemli şeyi unuttum.  Ben o yollarda yürümeye çalışırken; Avni Bey geri dönüyordu. Sonuç ne oldu?  Ben de gizli kalsın.

 Tebeşir davasını da unutun gitsin; kimseye tavsiye etmem.

Bugün; Berlin’in göbeğinde kurulmuş ;cıvı,l cıvıl Noel pazarında tek başıma dolanırken;  eldivenler şapkalar şallar çoraplar satan ( Nepal’den)  bir tezgahın önünde demir attım.

(Sunnil ve Ali Bey ikisini de şahsen tanıyorum.  Onlar da benim gibi Berlin’de iki yabancı; onlar esnaf ben de onların müdavim müşterisi…Hindistan’ı, Pakistan’ı Türkiye’yi Yad ettikten sonra

---Kaç numara eldiven bakmıştınız?

Sorusu kulaklarımda çınladı.

---Hediye olacak Sunnil Bey ama numarasını bilmiyorum.

O anda, Fransızca Hocam aklıma düştü.

Yaralı bereli ellerimin numarasını nereden bilmişti.

Eldivenler; tam tamına hokka gibi oturmuştu.

 Hoş sormuş dahi olsa; bilmiyordum.  Bana ilk hediyesi bir çift kırmızı deri eldiveni hiç kullanmamıştım. Eskimesin diye…

Farsça kökenli ( Anlamı: Hükümdar, Sultan) adını hiç unutmadım, unutamam.

Elimde; bir resmi bile yok.

Ebru Özkan’ı (Hanımın çiftliğinin Halide’si) izlerken sanki onu görüyorum. O yüzden onun dizilerinin peşinden koşuyorum.

Alev Meisel

1 Aralık 2011 Perşembe

Hoşça kal Berlin 

 
Toplam blog
: 584
: 853
Kayıt tarihi
: 01.03.07
 
 

Dinleyenin olmadığı yerde anlatmanın önemi! Nasıl YAZAN oldum. 'Yalnız doğar, yalnız göçer' eskile..

 
 
 
 
 

 
Sadece bu yazarın bloglarında ara