​ AVRUPA BİRLİĞİ / Sivil Toplum / Milliyet Blog
Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '09

 
Kategori
Sivil Toplum
 

AVRUPA BİRLİĞİ

Önceki gün Milliyet gazetesi internet sayfasında AB' de bizim için kavga çıktığı yer almıştı. Altındaki bazı okur yorumlarında da görüldüğü gibi yıllardır giderek ülkemizde yükselen bir AB karşıtlığı var. Hayatta olabilecek en abuk karşıtlıklardan biridir bu tepkiler. Çünkü bir şeye karşı olmak sonuçsal tepkidir. Önemli neye neden karşı olduğunuzdur. Şimdi olaya bu açıdan bir kez daha somut olarak bakmaya çalışalım.

İlk olarak Avrupa birliği siyaset ve dini konularda birliktelik içermekle beraber temelde toplumsal bir davranış biçimleri birliğidir. (Başlangıcı her ne kadar AET ve ondan da önce sanırım Avrupa kömür birliği vb ekonomik gerekçe ve yapılanmalara dayansada.) Bu nedenle örneğin Almanya ve/veya Fransa siyasileri bizleri istemiyorlar gibi kavramlar söz konusu değildir. Türkiye' nin üyeliğine özellikle anılan ülkelerin siyasilerinin neredeyse şiddetle karşı olduğu doğru gözükebilir ama o karşı olma nedeni salt ve/veya birinci derecede bizim siyasilerimiz değildir. Tam tersine toplumlarının neredeyse hemen her kesiminin görünür veya görünmez bir şekilde bizim toplumumuzun her kesimine karşı olmaları ve/veya ve aslında bizim toplam değer yargılarımıza karşı oluşlarıdır. Doğal olarak bu siyasiler de kendi kaynaklarının toplam değer yargılarının dışına çıkamamaktadırlar. Nasıl ki bizim siyasilerimizin de bizim sonuçlarımız olmaları gibi. Biraz daha somuta indirgersek Paris' te de, Roma' da da trafik sorunu vardır. Ama her iki örnek şehirde de emniyet şeridini normal bir şerit olarak kullanma hakkı yoktur ve kullanan da neyle karşılaşacağını bilir ve karşılaşır. Örneğin Almanya' ya da da, İngiletere' de de mutlaka iş kazaları olmaktadır. Ama iş kazalarının adeta kurumsallaşması (Ör: Tuzla tersaneleri) söz konusu değildir. Örneğin bu ülkelerinde nüfus sorunu vardır ama tam da bizim ters yönümüze. Yani azalma yönünde. Ancak sonuçta nüfus azalması da bir sorun olmasına karşın, bu ülkeler nüfusu artırmanın en kestirme yolu olan göçmen kabulunu her ne pahasına olsun yapmayıp, inanılmaz bir nitelik arayışına da girmektedirler. Kurumsal olarak arka koltuğa bebeklerin bebek koltuğunda oturma zorunluluğu bizden çıkmamıştır. Zaten bizden çıkmadan uygulamasına geçirilen bu teknolojik / yasal önlemlerde, bırakın arka koltukta kemer bağlama uygulamasını, sürücüler kemer bağlamamakta ve aracın uyarı sistemini atlatmak için yöntemler geliştirmektedirler. O ülkelerin de çevre sorunları mutlaka vardır ama devlet otobüslerin karbon salımları için EURO 7-9 vb bir sürü önlemi almaktadır. İşin garip tarafı bu otobüslerin azımsanmayacak bir bölümü AB standartlarına uygun olarak ülkemizden gitmekte, aynı standartlar bildiğim kadarı ile bizde henüz zorunlu olmadığından aynı fabrika bizim ülkemizde, bize daha düşük standartlı (karbon salımı açısından) otobüs çıkarmaktadır.

Evet sayın okurlar bu çok sıradan -sıradan gibi gözüken- tamamen günlük hayatımızın ortalamalarına yönelik örnekleri ne kadar artırabileceğimi sanırım tahmin edersiniz. Ve düşünün ki yargılama, sağlık, siyaset, genel ekonomi işleyiş kuralları, eğitim sorunlarına, spora, sanata olan yaklaşım vb vb gibi konulara hiç değinmedim bile.

Ve bir konuyu daha dikkate alın, biz -çok da doğal ve zorunlu olarak- karşılıklı siyasi konumlanma her ne olursa olsun ülkemize bırakın kalıcı uzun vadeli yatırımı, spekülatif -sıcak para- para girişini dahi istemiyormuyuz. Ve zaten bu karşılıklı siyasi konumlanma her ne olursa olsun bizde herhangi bir ekonomik çıkar gören yatırım grupları gelmiyor mu? Ve bizim işçimiz elinizi vicdanınıza koyun Aksaray Mercedes-Benz fabrikasında mı çalışmak ister yoksa organize sanayide abc firmasında mı? O zaman neden bu kadar farklı değer yargılarına sahip ve kendi içinde de sorunları olan ve bizden ters yönde bir nüfusu barındıran AB ülkeleri, bu kadar büyük bir kitleyi olduğu gibi istesin. Bunun siyasetle ne ilgisi var? Rica ediyorum, gerçekten elinizi vicdanınıza koyun ve dürüst olun, kaçınız belediye otobüsünde din kardeşimiz / canımız kanımız hemşehrimizle isteyerek sırt sırta gidiyoruz. Birbirini kendi içinde bu denli istemeyen bir toplumun, kendinden olağanüstü farklı davranış biçimlerine, değer yargılarına sahip başka bir toplumda (üstelik o toplum kendi çıkarlarına yönelik yatırımları zaten yapabiliyor ise) kabul görmesini bekleyip sonra da olmayınca onlara kızıyoruz. Ve unutmayın ve yine dürüst olalım hangimiz AB projesine bir değer yargıları bütünlüğü olarak bakıyoruz. Biz düpedüz AB' den mali anlamda yararlanmak, adeta kendi mali sorunlarımızdan kaçmak istiyoruz.

Çağdaş olabilmek, hatta çağdaşlığın tanımını yeniden yapabilmek için AB gereksinim yoktur. Önemli olan bizim hangi standartları kendimiz için istediğimiz ve davrandığımızdır. Norveç AB üyesi değil ama en çok yaşanmak istenilen ülke. Bilmem ne demek istediğimi anlatabiliyormuyum.

 
Toplam blog
: 226
: 558
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

15 Nisan 1959 İstanbul doğumluyum. Marmara üniversitesi siyasal bilimler fakültesi mezunuyum. Ancak ..